Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın niyeti, selefinin geride bıraktığı düşmanlığı hafifletirken Çin’e karşı sert görünmekse, o zaman birincisinde başarılı, ancak ikincisinde başarısız olduğu düşünebilir.

Biden, başkanlık için Trump ile mücadele ederken, kendisini Trump’tan ayrı göstermek için “sözler önemlidir” demeyi severdi. Biden’ın bir liderin “aşırı rekabet” ve “maksimum baskı” gibi sözlerle oynamanın tehlikeli olduğunu bilmesi gerekir, çünkü bunlar, konular üzerindeki bir uzlaşma için çok azdan hiç yoka kadar sert bir tutum sergiliyor. Donald Trump’ın yönetimi, ülkenin isteklerini çekinmeden empoze ederek ABD’nin uluslararası konumunu güçlendirdi. Joe Biden, en azından şimdiye kadar yetkililerinin söylemlerine bakarak bir ayrım yapmak için çaba gösterdi.

Biden’ın kredisi açısından kendisi farkın nerede olduğunu düşündüğünü açıkça belirtti. Biden “Ulusla Yüzleş” programında şunları söyledi; “Bu, onları Covid-19 virüsü için cezalandırmakla ilgili değil; belirlenen uluslararası normların olduğu konusunda ısrar etmekle ilgili… Bir çatışmaya ihtiyacımız yok.”

Fakat bu ayrım gün geçtikçe daha da bulanıklaşıyor. Biden’ın Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin Çin’in iç siyaseti hakkında sürekli yorum yapmaya devam edeceğini açıkça belirtti. Blinken, Çin dışişleri Bakanı Yang Jiechi ile 5 Şubat’ta yaptığı görüşmede, ABD’nin “Xinjiang, Tibet ve Hong Kong dâhil olmak üzere insan hakları ve demokratik değerleri” savunmaya devam ettiğini söyledi. Hatta Çin’den “Burma’daki (Myanmar) askeri darbeyi” kınaması için baskı yaptı ve Çin’den komşularının işlerine karışmasını talep ederken, Birleşmiş Milletler’in (BM) onayladığı ülkenin geçerli adını kullanmayı reddetti.

ABD BÜYÜK BİR DEĞİŞİM GEÇİRİYOR

ABD’nin baş diplomatı Çin’i kışkırtmakta tereddütlü görünmüyor.

Trump’ın Önce Amerika’sı anlamsal olarak sona ermiş olabilir, ancak bu içgüdü yeni yönetimde hayatta kalmış gibi görünüyor. The Atlantic, yakın zamanda yayımladığı “Joe Biden’ın Önce Amerika Aşı Stratejisi” başlıklı makalede, Amerika’nın liderlik konumuna geri döndüğü gerçeğinin “çok daha az şiirsel” olduğuna işaret etti. Makaleye göre, Biden’ın 26 Ocak’ta ek 200 milyon doz aşı satın alma duyurusuyla 1,2 milyara ulaşacak doz, “Amerikan nüfusunu iki kat fazla aşılamaya yetecek”. Makalede, “Dünya çapında daha adil aşı dağıtımını desteklemekten uzak olan Biden yönetimindeki ABD, daha fakir ulusların yanı sıra kendisinin de zararına olacak şekilde, bunu zayıflatmaya devam ediyor.” deniyor.

Çin, kendi işlerine hiçbir müdahaleyi hoş görmez ve kesinlikle başkalarına ülkelerini nasıl yönetmesi gerektiğini dikte etmez. ABD’nin büyük bir değişim geçirdiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Çin’e karşı tutumu sertleşti ve Biden’ın kendisinin de dediği gibi, ülke önce kendi iç meselelerine yönelecek.

Biden yönetiminin politika oluşturmaya ve müzakerelere başlamadan önce ABD’deki milliyetçi fraksiyonları yatıştırması gerekebilir. Belki The Atlantic makalesinin sadece dikkat çekici bir başlığı vardır. Bir nezaket dönemine ve olumlu düşünmeye izin vermek, Çin-ABD ilişkisinde daha büyük bir iyiliğe hizmet edecekse alınacak en uygun önlemlerdir.

Çin ancak bu kadar sabır gösterebilir ve bu kadar çok şüpheyle yaşayabilir. Çin, elinden geldiğince, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları ve acil uluslararası meseleleri çözmek için ABD ile çalışmaya istekli olduğunu belirtti. Biden, yönetiminin Trump’ın ikinci döneminden başka bir şey olmadığını gösterirse Çin buna gülümsemeyecek. Biden yönetiminde, herkese farklı olacağını kanıtlayacak bir zaman var ve bu çok hızlı geçiyor. Biden, bu zaman dolmadan önce farkına varmak ve hareketlerini dikkatlice değerlendirmek isteyebilir.

CGTN