China Daily / Swee Kheng Khor

Dünyayı Covid-19’a karşı aşılamak, insanlığın şimdiye kadarki en kritik savaş dışı çabalarından biri oldu. Pek çok ülke istekli, politik olarak hassas ve dikkatli bir şekilde sıralanmış aşılama planları geliştirdi, ancak bunları başarıyla uygulamak zor olacak. Başarılı olmak için, politika yapıcılar 2021 ve sonrası aşılama planlamalarına üç gerçekçi varsayımı dâhil etmelidir.

Birincisi, gecikmeler kaçınılmaz olacaktır. Dünyanın 8 Aralık 2020’deki ilk Covid-19 aşı enjeksiyonunun üzerinden iki aydan fazla bir süre geçtikten sonra, birçok ülkede aşının hızlı bir şekilde yaygınlaştırılması umutları yok oluyor. Üretim gecikmeleri, Avrupa Birliği’nin (AB) yasal işlem yapma tehdidinde bulunmasına ve ihracat kısıtlamaları getirmesine neden oldu. Yine de daha fazla gecikmeler beklemek için nedenler var.

Başlangıç olarak, üretim kısıtlamaları göz korkutucu. Aşı tedarik zincirleri gergin olmasına rağmen halen kuruluyor olsa bile, ilaç şirketleri fabrikalarını her yıl milyarlarca doz aşı üretecek şekilde büyütmeli veya amaca uygun hale getirmelidir. Örneğin, Pfizer / BioNTech ve CureVac aşıları, aynı tedarikçi tarafından üretilen lipit nanopartikülleri kullanıyor. Dahası, AstraZeneca’dan Tayland’daki Siam Biosciences’a teknoloji transferi yoluyla kapasite artırımı yasal ve teknik engelleri içerir. Yeni koronavirüs varyantları mevcut aşıların etkinliğini azaltırsa, araştırma-üretme sürecini dikey olarak entegre etmek daha hızlı ve daha çevik bir yanıt sağlayabilir.

Diğer yasal ve düzenleyici engeller de gecikmelere neden olabilir. Pek çok ülke, aşı üreticileriyle, çoğu düzenleyici onayı almaya tabi olan ve aşamalı teslimat ile iade edilebilir bir depozito içeren aşı üreticileriyle ikili ön satın alma anlaşmaları (APA) imzalamıştır. APA’ların uygulanması zor olabilir ve uyuşmazlık çözümünün etkili olabilmesi için uluslararası hukukun hızla gelişmesi gerekir.

Birleşik Krallık’ın düzenleyicisi, Pfizer / BioNTech aşısını onaylayan ilkiydi, çünkü klinik denemelerden gelen sürekli veri sunumlarından yararlandı. Bu, pazarın büyüklüğü veya zenginliğinden bağımsız olarak diğer düzenleyicilere tanınması gereken bir fırsat. Yeni koronavirüs varyantlarına yanıt olarak aşı varyasyonları için yeni bir onay sürecine ihtiyaç duyulabilir, belki de grip aşılarındaki mevsimsel varyasyonlar için kısaltılan onay şeklinde yaratılabilir.

GECİKMELER KAÇINILMAZ OLACAK

Dahası, nüfus çapında bir Covid-19 aşılama programı, güç lojistik zorluklar ortaya çıkarır ve tüm toplumun çaba göstermesini gerektirir. Hükümetlerin, uygun soğuk zincir desteğiyle birlikte yirmi dört saat veya arabaya servis şeklinde aşılama kolaylıkları sağlaması gerekebilirken, sağlam bir olumsuz gelişme raporlama sistemi yeterli tazminat güvenceleri eşlik etmelidir. İsraf, sabotaj ve silah haline getirilen aşı tereddütleri ortaya çıkabilir. Ülkeler, uygun şekilde planlama yaparak ve birbirlerinden öğrenerek bu potansiyel sorunları azaltabilirler.

İkinci varsayım, Covid-19 aşılarının 2021’de küresel eşitsizliği daha da kötüleştireceğidir. Türkiye dışındaki tüm Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı ülkeleri, nüfuslarının ihtiyacından daha fazla aşı temin etmişlerdir. Örneğin, Kanada’nın, nüfusunun yaklaşık altı katına yetecek kadar aşısı var. UNAIDS İcra Direktörü Winnie Byanyima’nın dediği gibi bu “aşı ayrımcılığı”, zengin ülkelerin büyük olasılıkla yaygın aşılama kapsamına girecekleri ve yoksul ülkeleri çok geride bırakarak ekonomik iyileşme sürecini daha kısa sürede gerçekleştirecekleri anlamına geliyor.

Salgının kendisi zaten orantısız bir şekilde etnik azınlıkları, kadınları, göçmenleri ve yoksulları etkilediği gibi, Covid-19 aşılama programları da ülkelerdeki eşitsizlikleri daha da kötüleştirebilir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), öncelikle ön saflardaki sağlık çalışanlarının ve yaşlıların aşılanmasını tavsiye ediyor, ancak bazıları etnik azınlıklara veya yoksullara öncelik verilmesini savunuyor. Yerli topluluklar, göçmenler ve mülteciler daha da ötekileştirilebilir.

Zengin seçkinler erken aşıları özel sektör, karaborsa veya “aşı turizmi” yoluyla güvence altına alabilirler. Büyük işletmeler, çalışanları için aşı satın alabilir veya onlara “asli işçiler” olarak öncelik verilmesi için lobi yapabilir; Amazon ve Uber zaten bunu yapıyor. Uygulanırsa “aşı pasaportları” ayrımcı olabilir. Bu eşitsizlik riskinin azaltılması, çok katmanlı bir yaklaşım gerektirecektir. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi küresel kamu mallarını daha aktif bir şekilde yönetmelidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden yönetiminin ise düşünceli ve kapsayıcı bir küresel liderlik sağlaması gerekiyor.

EŞİTSİZLİK RİSKİ AZALTILMALI

Hükümetler, Covid-19 Aşı Küresel Erişimin (COVAX) aşıları dünyanın her yerinde kullanılabilir hale getirmek için ihtiyaç duyduğu mali ve politik desteği sürdürmelidir. BM İnsan Hakları Konseyi’nin tüm üye devletler için Evrensel Periyodik İnceleme süreci, ülke düzeyinde Covid-19 sonuçlarını ve aşı eşitliğini içerecek şekilde genişletilebilir. Vatandaşlar, sivil toplum grupları ve medya eşitsiz aşı dağıtımını önlemek için tetikte kalmalıdır.

Son olarak, politika yapıcılar, satın alma kararlarının ABD-Çin rekabeti için bir vekil olabileceğini varsaymalıdır. Jeopolitik durumlar, özellikle bazı Batı ülkelerinin Çinli telekomünikasyon şirketi Huawei’yi 5G ağlarından men etme kararında olduğu gibi, kamu alımlarını etkiliyor. Aşılar söz konusu olduğunda, jeopolitik veri, kalite, kullanılabilirlik, değer ve maliyet gibi karar verme kriterlerini ihlal edebilir. Aşılar, hâlihazırda yapay zekâ, akıllı şehirler ve lityum pillerini kapsayan küresel standartlar üzerindeki ABD-Çin yarışmasında da yer alabilir. Covid-19 aşıları, araştırma yöntemleri, denemelerde birincil son noktalar, klinik sonuçlar ve üretim için yeni standartlar gerektirebilir.

Ülkelere ucuz, son teknoloji aşı seçenekleri sunduğu takdirde rekabet iyidir. Ancak süper güçler aşı malzemelerini, fiyatlarını veya patentlerini silahlandırırsa veya bunları “aşı diplomasisinde” pazarlık kozu olarak kullanırsa çirkinleşebilir. Bu gerçekleşirse, aşı seçmek taraf seçmek anlamına gelirse, küçük ve orta ölçekli güçler, Avustralya, Malezya ve Singapur’un hâlihazırda yaptığı gibi, bir korunma stratejisi veya “aşı portföyü” yaklaşımını benimseyebilir. Bu, portföylerini ABD veya Çin’e göre ağırlıklandırmayı seçmeye zorlanırlarsa, ülkeleri yine de sıkıntıya sokabilir. Bu tür ülkeler, çıkmazdan kurtulmak için COVAX gibi uluslararası mekanizmaları kullanabilir veya Pan Amerikan Sağlık Örgütü Döner Fonu ya da UNICEF’in aşı tedarikini güçlendirme girişimi gibi modelleri kullanarak toplu tedarik için bir araya gelebilir.

Covid-19 aşıları, salgının kasvetli bir ilk yılından sonra hoş bir umut ışığı sunuyor. Ancak bu umudun etkili eyleme dönüştürülmesi, politika yapıcıların, gecikmeleri, eşitsizliği ve jeopolitik riski azaltmada becerikli olmalarını gerektirecektir.