İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Çetiner, Türkiye’de Covid-19 salgının gidişatını ve yeni kitabı “Bilim Bizi Kandırıyor mu?” isimli kitabını değerlendirdi.

Pandeminin aşılanmayanlar üzerinden devam ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Çetiner, genel olarak Türkiye dâhil bütün dünyada vaka sayılarının arttığını belirtti.

“DELTA VARYANTI ÇOK HIZLI BULAŞIYOR”

Vaka artışlarının günlük ölüm oranlarını da arttırdığını ifade eden Çetiner’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’de günlük 100 can kaybı barajı aşıldı. Aşılanmış olmak bir koruyuculuk sağlıyor, Erzurum İl Sağlık Müdürü son 4 ayda hastaneye başvuran 589 kişinin 460’ının hiç aşı olmadığını 100 kişinin de sadece bir doz aşının yapıldığını söylüyor. İki doz BioNTech aşısı yaptıranların ise hastaneye yatmadığını söylüyor. Bu ve bunu gibi dünyada da çok fazla sayıda rapor yayımlandı.

Aşılama hızının artması gerektiği net şekilde ortada. Türkiye ve dünyada bir kıpırdanma olduğunu görüyoruz. Fransa’da birtakım yaptırımlar açıklanmaya başladı. Yaptırımların açıklandığı gün 3 milyon kişi aşı başvurusunda bulundu. Türkiye’de de bir doz aşılananın yüzde 50 olduğunu toplam iki doz aşılanmanın ise yüzde 35 olduğunu görüyoruz. Bu rakamlar çok yüksek rakamlar değil. 18 yaş üstü bakarsak iki doz yapılan oranı yüzde 48’e çıkıyor.

Delta varyantı maalesef çok hızlı bulaşıyor. Bu kadar hızlı bulaşan bir virüsü kontrol etmek için toplumsal bağışıklığın yüzde 80’e çıkması gerektiğine yönelik yazılar çıkmaya başladı. Çocukların aşılanması da gündeme geliyor. 18 yaş altı kişiler dünya nüfusunun yüzde 30’u, toplumsal bağışıklığa ulaşabilmemiz için çocukların da aşılanması gerekli.

YENİ BİR KAPANMA İHTİMALİ VAR MI?

Ben Türkiye’nin ya da dünyanın başka bir ülkesinin daha önce olduğu gibi toptan kapanma ya da sokağa çıkma yasağını tolere edebilecek noktada olmadığını görüyorum. Bundan bir yıl önceki durumdan farklıyız şimdi elimizde aşılar var. Bütün enerjimizi aşılanmaya vermek zorundayız.

Burada aşı karşıtlığı önemli bir rol oynamaya başladı. Bunları da iki grupta değerlendirmeliyiz. Bazıları çok militanca aşı karşıtlığı içindeler, başkalarının da aşı olmaması için çalışıyorlar. Randevu alıyorlar, randevuya gitmiyorlar orada bir aşıyı bloke ediyorlar. Gerçek olmayan birçok haber yayılmasına neden oluyorlar. Bazı hurafeler yayarak insanları etkilemeye çalışıyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yayılan aşı karşıtı haberlerin yüzde 65’inin 12 hesaptan çıktığı belirlenmiş. Bu nedenle Twitter’ın ve Facebook’un algoritmaları da eleştiriliyor. ABD’de aşılanan 102 bin kişinin sadece 100’ünün enfekte olduğunu ve birinin yaşamını yitirdiğini rapor ettiler. Durum böyle olunca aşılar konusunda kararsızlık göstermek çok anlaşılır değil.

BİLİMİN KENDİNDEN GELEN BÜYÜK BİR GÜCÜ VAR

Bilimin kendinden gelen çok büyük bir gücü var. Bilimin gücü işlevselliği, aşı karşıtları aşıya karşılar ama pandeminin kontrolü için herhangi bir önerileri yok. Bilimin kendi içinde aşması gereken çok sorun var ama bilime herkes muhtaç.

Otomotiv sanayisine tepki gösterip emisyon konularına kafayı takıyorsunuz ama iş yerine atla gitmiyorsunuz. Yani aşılarda da benzerlik söz konusu. Bilim dışı safsatalar bir tarafa bilimin manipülatif bir şey olması da var. Bir iktidar aracına da dönüşebiliyor. Bir insanı kilometrelerce uzaktan öldürebilme yeteneğini geliştiren bir buluş ne kadar bilimdir, bunu tartışmakta da fayda var. Bir sıkışmışlığı olduğunu görüyorum, bilimin. İlaç firmalarının akademi ile ilişkileri için de bu geçerli. Bilimi olabildiğince işlevsel bir hale getirmeliyiz. Aşıların yüzde 100 işe yaramadığını bilerek bunları savunmaktır bilimsel olan. İnsanlar kesin olandan daha mutlu oluyorlar. Oysa bilim ve bilgiye ulaşmak acı verici bir şeydir. Gerçek, acı çekerek elde edilen bir şeydir.

“BEYAZ AYI ETKİSİ” NEDİR?

‘Beyaz ayı’ etkisi, bir psikiyatrın 1980 yılında yaptığı bir çalışma. Çok basit bir mantığa dayanıyor. İki gruba istedikleri gibi konuşmalarını söylüyor önce, ondan sonra gruplardan birine ortada bir şey yokken ‘Sakın beyaz ayıyı aklınıza getirmeyin bu konuşmayı yaparken.’ diyor. Ve bir zaman sonra uyarıyı yaptığı grubun ‘beyaz ayı’ aklına geldiğinde düğmeye basması isteniyor ve defalarca basıyorlar. Yani durup dururken akıllarına bir ‘beyaz ayı’ geliyor. Daha sonra bu gruba konuşmalarında ‘beyaz ayı’dan söz edebilecekleri söyleniyor ve bu gruptan bazıları konuşmalarında ‘beyaz ayı’dan söz ediyorlar. İnsanların aklına bu şekilde bir şey kaçırabiliyorsunuz. İnsanların düşüncelerini yönlendirebiliyorsunuz.

Toplum yönetenleri bu etkiyi çok iyi biliyorlar, gündem belirlemede ‘beyaz ayı’yı çok kullanıyorlar. Bu bilime aykırı manipülatif bir hareket aslında. ‘Beyaz ayı’ istenmeyen düşünceyi temsil ediyor.

TÜRKİYE BİLİMSELLİĞİN NERESİNDE?

Türkiye’nin içinde olduğu coğrafya ne yazık ki, bilim dünyasında çok üretken olmadığı bir coğrafya. Bütün İslam ülkelerinin bir yılda ürettiği bilimsel çalışmayı bir yılda tek başına İtalya üretiyor. Türkiye’nin bir cumhuriyet tecrübesi var. Türkiye, bilimin önemini bilen bir lider tarafından kuruldu. Bunun bir avantajı var ve Türkiye’de çok önemli bilim insanları var. Çok umutsuz olmak için bir neden yok. Toplumun bilime, emeğe ve üretime öncelikli olarak saygı duyması gerekiyor.”