China Daily / Chen Haiming

Daha fazla ülkede birkaç etkili aşının uygulanması ve Covid-19 salgınının üstesinden gelmede ve normale dönmede insanların ortak çabasıyla birlikte, aşı pasaportu konusu bütün dünyada tartışılmaya başlandı.

Aşı pasaportu, sahibinin Covid-19’a karşı aşılandığını ve bir ülkenin içinde ve dışında seyahat etmesi için güvenli olduğunu onaylayan bir belgedir. Bu, seyahatler üzerindeki kısıtlamaları hafifletiyor ve kamu sağlığından ödün vermeksizin ekonomilerin yeniden açılmasına yardımcı oluyor.

İsrail ve Danimarka gibi bazı ülkelerde ise aşı pasaportları lokantalara, tiyatrolara, spor ve eğlence mekânlarına giriş bileti olarak da kullanılıyor. Ve Avrupa Birliği (AB) insanlara AB sınırları içinde özgürce seyahat edebilmeleri için aşılanmış insanlara “Yeşil Dijital Sertifikalar” vermeyi düşünüyor. Ancak aşı pasaportu küresel ekonominin yeniden açılmasının anahtarı olarak övülmesine rağmen, nüfusun geri kalanının hala kısıtlamalarla karşı karşıya olduğu bir zamanda aşılanmış insanlara “yeşil geçişler” verilmesi epeyce tartışmalı bir konu. Bu yüzden aşı pasaportlarına ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor.

COVID-19 AŞILARI NE KADAR ETKİLİ?

Aşı pasaportlarının kullanımını yasal hale getirmek için aşıların bulaşmayı önlediğine veya en azından önemli oranda azalttığına dair sağlam kanıtlar şart. Bilim insanları aşıların bulaşmaya, özellikle virüsün yeni türlerine karşı sağladığı koruma boyutu ve süresinin ne olduğu konusundan emin değiller. Bununla birlikte az ya da çok açık olan şey, aşı vurulan kişinin hastalığın ciddiyetini önemli oranda düşürmesidir.

Aşılanan insanların az da olsa virüse yakalanma riski bulunmasına rağmen, onlar virüsü taşıyabilir ve diğerlerine bulaştırabilir. Oxford Üniversitesinden Rebecca C.H. Brown, Dominic Kelly, Dominic Wilkinson ve Julian Savulescu’ya göre, “Mevsimsel koronavirüslerle ilgili önceki çalışmalardan ve makaklardaki SARS-CoV-2 aşılarındaki araştırmalardan elde edilen kanıtlar, önceki bulaşma veya aşılamanın ciddi hastalıktan koruyabileceğini, ancak bir kişinin yine de virüsü daha önce bulaşmamış kimselere, değişmemiş bir bulaşma potansiyeliyle, aynı seviyelerde ve benzer sürede taşıyabileceğini” gösterdi.

Küresel ekonomiyi yeniden açmak amacıyla aşı pasaportunu etkili ve güvenli bir araç haline getirmek için ilk olarak bir ülkeden diğerine seyahat etmelerine izin verilen kişilerin virüsü yaymayacağının belirlenmesi gerekiyor. Aşılanmış kişilerin Covid-19’a yakalanıp yakalanmayacağı ve asemptomatik olup olmadığı ve böylece virüsü diğerlerine bulaştırıp bulaştırmayacağı konusundan hala emin değilken, aşı pasaportlarını denizaşırı seyahatlerde “yeşil geçiş” olarak şart koşmak halk sağlığını riske atmakla eşdeğer olacaktır.

Kanada’nın Toronto kentindeki Alberta Üniversitesinden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Abdu Sharkawy’e göre, gerçekte aşılanmış bireylerin artık virüsü bulaştırma riski bulunmadığına dair yanlış bir güvenlik düşüncesine yol açabileceği için geri tepebilecek bu adım ciddi salgınlar yaratabilir, esasen aşılanmamış nüfusu etkileyebilir.

BU ADIM EŞİTSİZLİĞİ VE ADALETSİZLİĞİ ARTIRABİLİR

Aşı pasaportları ayrıca bireysel haklar, yükümlülükler ve ayrıcalıklarda eşitsizliklere yol açabilir, böylece gizlilik, yasallık ve etikle ilgili bir dizi sorun yaratabilir. Özellikle eşitsizliği, adaletsizliği ve ayrımcılığı artırabileceği için etik sorunlara yol açabilir.

Öncelikle yetersiz aşı tedariki yüzünden aşı dağıtımı küresel ve yerel seviyelerde adaletsizdir. Küresel seviyede, küresel nüfusun yüzde 16’sını oluşturan zengin ülkeler Covid-19 aşılarının yaklaşık yüzde 60’ını alırken, gelişmekte olan ülkelerin çoğu öncelikli gruplar arasında yer alanları bile aşılamayı başaramadı.

Yerel seviyede, hatta bazı gelişmiş ülkelerde bile, aşı sıkıntısı yüzünden ilk aşamada sadece birkaç öncelikli grubun aşılanmış olması, özellikle 18 yaş altı olmak üzere 50 yaş altındaki birçok insanı savunmasız hale getirdi. Birçok insan alerji, hamilelik ve bağışıklık sistemi sorunları gibi sağlık gerekçeleri yüzünden aşılanamadı. Bu tür insanlar, kaç yaşında veya hangi ülkeden olursa olsunlar aşı olamazlar. Bunlara ilaveten dünya çapında birçok insan aşılara güvenmiyor ve dini veya kültürel gerekçeleri öne sürerek aşılanmayı reddediyorlar.

GELİŞMİŞ ÜLKELERDEN İNSANLARA UYGUNSUZ AYRICALIK

Böylece aşı pasaportları aşılara kolayca erişebilecek kimselere uygunsuz ayrıcalık yaratacağından, bir bakıma üstte sayılan sebeplerden herhangi biri yüzünden aşılanmamış insanlara karşı bir ayrımcılık olacaktır. Kısacası aşı pasaportları toplumsal çatlakları büyütebilir, eşitsizlik ve adaletsizliği artırabilir.

Daha da önemlisi aşı pasaportları, vatandaşlarının diğer ülkelere seyahat izinleri reddedilecek az gelişmiş ülkeler için özellikle haksız ve adaletsiz olacaktır. Ayrıca The Washington Post’tan Shannon McMahon’a göre, “aşılara daha az erişime sahip yoksul ülkelerde risk altındaki nüfus için aşı dozlarına öncelik vermeden önce seyahat edenleri aşılamak etik olmayan küresel teşvik yaratabilir.” Aslında en az gelişmiş ülkelerin çoğunun bu yıl aşı ihtiyacı için kapsamlı aşılama programları başlatması mümkün değil.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan, “Aşıya erişim eşitsiz olursa, o zaman adaletsizlik ve haksızlık sistemi daha fazla lekeleyebilir.” dedi. Bu nedenle DSÖ, aşı pasaport sistemini desteklemiyor.

SINIRLI “AYRICALIKLI SEYAHAT” KULLANIMI

Bir yandan aşıların insanları koronavirüs bulaşmasına karşı korumada çoğunlukla etkili olduğu gerçeği göz önüne alındığında, virüs için testi negatif olan aşı pasaportu sahiplerinin bir ülkeye girdiğinde karantinaya alınmamasına, ancak yine de maske takmasına ve sosyal mesafeyi korumasına izin verilmeli. Bu, virüsün yayılmasını az çok kontrol altına almayı başarmış ülkelerde normale dönmede hayati öneme sahip.

Diğer yandan aşı pasaport sistemi seyahat kısıtlamalarını hafifletmek ve ekonomileri yeniden açmak için özel araç olmaktan ziyade tamamlayıcı araç olmalı. Aşılara erişimi olmayan insanlar için Covid-19 test sonuçlarını negatif gösteren sistem aynı amaca hizmet etmeli. Ve eşitlik ve adalet adına insanlara, sağlık durumları hakkında bilgi vermek için birden çok araç kullanmalarına izin verilmeli.

Columbia Üniversitesi Yapay Zekâ Uygulaması Müdürü Yoav Schlesinger, daha geniş dijital sağlık belgeleri fikrini açıklıyor:

“Bizim bakış açımıza göre, bu ‘normale’ güvenli dönüşün en kritik unsurlarından biri, dijital sağlık belgelerinin sadece aşı durumundan çok daha fazlasını içermesi. Eşitlik bakış açısından dijital sağlık belgelerinin, insanlara iyileşme kanıtı ve antikor testleri, negatif Covid-19 testleri aracılığıyla sağlık durumlarını göstermesine izin vermesi gerekiyor.”

Diğer bir ifadeyle, etik bir çıkmaza takılıp kalmadan sağlık belgeleri için kapsamlı bir yaklaşımı benimseye ihtiyaç var. Sadece bu yolla, salgına karşı tepkimizi güçlendirebilir, ekonomik toparlanmayı hızlandırabilir ve virüse karşı küresel mücadelede kamu güvenini artırabiliriz.