Koronavirüse karşı geliştirilen aşılara erişim konusunda her ülke aynı şansa sahip değil. Bu konuda yeterli imkâna sahip her ülke, ne yazık ki erişimde sorun yaşayan ülkelere yardımda bulunmuyor. Aşı desteği konusunda malzeme tedarikinde olduğu gibi öncülüğü, Çin yapıyor.

Covid-19’un sınırları yok, bu nedenle de salgına karşı yanıt küresel olmak zorunda. “Herkes güvende olana kadar kimsenin güvende olmadığı” ilkesini bugün her zamankinden daha fazla hatırlamalıyız. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus’un belirttiği gibi, aşılamaya “önce ben” tavrı ile yaklaşmak salgını yenmeye yetmez. Salgınla mücadele etmek için küresel erişime ihtiyaç var ve hızlı hareket etmek gerekiyor. Elbette bir aşının geliştirilmesi, üretilmesi ve dağıtılması, küresel ölçekte yapıldığında oldukça zor bir süreç.

Aşıların çok hızlı üretilemeyeceği biliniyor, henüz birkaç aylık üretim sürecinin çok erken aşamalarındayız. Pandemi, herkese toplu savunmasızlığı hatırlattı ve toplu mücadele edildiğinde çok daha güçlü olunabileceğini gösterdi. Bilim, iş birliğine dayalı bir çaba ve bu bağlamda Covid-19’a karşı mücadele, hükümetlerin, uluslararası kurumların ve akademinin başarmak için bir araya gelebileceğini kanıtladı. Dünyanın her yerinde insanları aşılamak, tarihin en büyük halk sağlığı programı. Daha önce bu ölçekte bir deneyim yaşanmadı. Artık, 15 ay önce Covid-19’un ilk tanımlandığı zaman hayal edilenin ötesine geçen, oldukça etkili çok sayıda aşı var. Bu, insanlığın en büyük bilimsel başarılarından biri.

SALGINA KARŞI YANIT KÜRESEL OLMALI

Covid-19 enfeksiyonu ve ölüm sayılarıyla ilgili dünya çapındaki raporlar, yavaş yavaş küresel aşılama sayılarıyla değiştiriliyor. Fakat bu iyimser değişim, aşı bulunabilirliği ve aşı milliyetçiliği ile ilgili sorunların tatsız gerçekliğini maskeliyor. Şu anda, çoğunlukla tıbbi olarak gelişmiş birkaç ülke tarafından aşı geliştirildi. Aşıların üretim, dağıtım ve teslimatı talebin hayli gerisinde kalıyor. Bu ülkelerin bazıları, aşı stoklarını kendi ülkelerinde virüse karşı aşılama tamamlanıncaya kadar başkalarıyla paylaşma konusunda isteksiz olmaları aşı milliyetçiliğinde bir artışa yol açtı. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Amerikan halkının aşılanması tamamlanmadan önce uzun vadeli müttefikleri ile bile aşıları paylaşma taahhüdünde bulunmazken, İtalya, Avustralya’ya tahsis edilen 250 bin AstraZeneca aşısının ihracatını engelliyor, Avrupa Birliği’nde (AB) arz sıkıntısı yaşanıyor. Bu, bilimsel olarak az gelişmiş ülkelerin, yüksek talep nedeniyle öngörülebilir gelecekte ulusal bir aşı geliştirmeyi veya mevcut aşıları satın almayı göze alamayacakları için zor durumda olduğunu gösteriyor. Öte yandan bu eğilim sürerse, küresel ölçekte sağlık güvenliğinin ciddi tehlike altında olacağı da unutulmamalı.

Devletler, virüsü ortadan kaldırmak için uluslararası sistemde aşı diplomasisi oluşturabilir. Diplomasi, problem çözmede öncü bir güç ve aşı konusu dış politikanın kapsamına giriyor. Pratik anlamda, virüsü kontrol altına almak için aşı düzenlemelerini yönetmek diplomasinin görevi ve biliniyor ki, aşı diplomasisi ulusal düzeyle sınırlı değil. Aşı milliyetçiliğini kınamak ve aşı diplomasisini teşvik etmek, tüm gelişmiş ülkelerdeki, özellikle de dünyanın en güçlü devletlerindeki politika yapıcılar ve liderler arasında büyük bir öncelik haline gelmeli.  Aşı konusunda uluslararası iş birliği maalesef eksik. Salgını sona erdirmek adına aşı tedariki hayati önem taşıyor. Virüsün en hızlı yayıldığı yerlere aşıların öncelikli ulaştırılması atılacak ilk adım olmalı. Covid-19 salgını küresel bir kriz ve eğer bu unutulursa sorunlar katlanarak devam eder.

Bu noktada aslolan, aşıların varlığı ve etkisi. Dolayısıyla virüsü uzak tuttuğu ve insanları koruduğu sürece aşıyı kimin ürettiğinin ya da hangi ülkenin desteklediğinin bir önemi yok.

Tuğçe Akkaş