CGTN / Hamzah Rifaat Hussain

Mayıs 1994’te milyonlarca Güney Afrikalı ırk, renk ve inanca bakılmaksızın, kapsayıcı, çoğul, çok etnik yapılı ve hoşgörülü Güney Afrika’ya yönelik “apartheid (ırkçılık)” veya ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmak için dönemin Devlet Başkanı Frederick De Klerk ve Afrika Ulusal Kongresi lideri Nelson Mandela arasında varılan anlaşmadan yararlandı. Devlet destekli ayrımcılığın devrilmesi aynı zamanda eğitimden sağlık hizmetine kadar tüm vatandaşların eşit erişimine olanak sağlayacak bir çağı başlatıyordu.

Güney Afrika örneği, kıtadaki diğer ülkelere bir esin kaynağı olarak hizmet ediyor. Ancak 2021 yılına doğru hızla ilerlerken, Afrika kıtası daha fazla zararlı olmasa da eşit derecede farklı türden engellere tanıklık ediyor.

Koşulsuz desteğin yokluğunda, aşırı kapitalizm, merkantilizm ve yağmacı şirket uygulamalarının zehirli birleşimi, kıtanın Covid-19 salgını çıkmazını bastırmak yerine kalıcılaştırıyor. Tanzanya’dan Güney Afrika’ya kadar uzanan haftalık vakalarda yüzde 20’lik artış, gözler önüne serilen senaryolarla sonuçlanan serbest erişim ve koşuluz aşılama eksikliğine bir kez daha dikkat çekiyor. 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bölge Direktörü Dr. Matshidiso Moeti, Afrika kıtasının, şu anda muhtelif nüfusun yüzde 1’inden azının aşılandığı şaşırtıcı rakamlarla üçüncü dalgayı geçirdiğini söyledi. Afrika kesinlikle, yerel nüfus üzerinde aşağıya sızma etkisi olmayan yüzeysel vaatleri hak etmiyor.

Gerçekte, dünyanın en güçlü ekonomilerinin bazılarının verdiği vaatler, aralarında Afrikalıların da bulunduğu milyonlarca insanın yaşamını etkileyen aşı dağıtımı konusunda yenilikçi neoliberal politikalar planlamaktan daha çok saçma siyasi çekişmeler için bir platformdu. Uluslararası Af Örgütü bile, sadece “okyanusta bir damla” olarak orta ve düşük gelirli ülkelere 1 milyar doz aşı verilmesi sözünü ve Afrika örneğinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) belirlediği Togo, Uganda ve Zambiya gibi acil yardıma ihtiyaç duyan az gelişmiş ülkeleri hesaba katmamasını eleştirdi.

TEDARİK ACİLEN HIZLANDIRILMALI

Dahası, Afrika ekonomileri için can simidi olan aşıyla ilgili fikri mülkiyet haklarından vazgeçememe acizliği ve bilgi transferi taahhüdünde bulunamamak, haftalık bazda vakalarda ve ölümlerde yaklaşık yüzde 15 ve yüzde 30’a ulaşan ani artışla ve vakaların yüzde 76’sını oluşturan beş ülkede (ikisi az gelişmiş ülke) -Güney Afrika, Tunus, Zambiya, Uganda ve Namibya- kalıcı çıkmazla sonuçlandı.

Gerçek şu ki, Malawi’den Mozambik’e kadar ülkeler hastane yatağı ve oksijen tedariki sıkıntısı, Afrika acı çekerken cömertlik taahhütleriyle tam bir tezatlık oluşturmaktadır. Solunum hattı, DSÖ, Aşı İttifakı ve Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı gibi (COVAX) Salgına Hazırlık İnovasyonları Koalisyonu’nun onayladığı çok taraflı düzenlemelerle sürüyor.

Yine de konu, koşulsuz küresel tedariklerden daha çok koşulsuz desteğin açık reddedilmesiyle ilgilidir. Afrika ülkeleri Sao Tome ve Principe, Fas, Kenya, Fildişi Sahili, Libya ve Gana, DSÖ’nün değerlendirmelerine göre stoklarının yüzde 90’ını tükettikten sonra tedarik zinciri sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu açık gerçekler, aşı reddinin ve insan hakları şampiyonlarının kıtada maksimum aşılamayı sağlamak için sistematik, kararlı ve hedefli kampanya eksikliğinin yan ürünüdür.

Bütün bunlar, aşı satışları ve salgın sonucu elde edilen karların dünyanın görmesi için dokuz yeni salgın milyarderinin mantar gibi sonuçlanmasıyla ortaya çıkıyor. Bu en iyi ihtimalle eşitsizliktir. Buna karşılık, Moritanya ve Mali gibi yoksulluktan mustarip ve çatışmaların olduğu devletleri kapsayan Sahra Altı Afrika’sı nüfuslarının yüzde 2’sinden azını aşıladı.

Uluslararası sistem, kaynaklar konusunda özünde olan devlet egemenliği yüzünden ağır biçimde sömürülen ülkelerin, neoliberal kurumsal küreselleşmenin veya eşitsiz meta ticaretinin, en azından aşıların etkilerine maruz kalmamasını sağlamak amacıyla ideal olarak inşa edildi. 

Erişilebilirlikteki büyük dengesizlik ve kıtada üçüncü dalgayı önlemek için tedarikin acilen hızlandırılması ihtiyacının eşitsizliklerin aşılmasında tek yol olduğu dikkate alındığında Afrika ülkelerinin aşılamada Batı ülkeleri seviyesine ulaşması mümkün değildir. İnanınız ki, bunun yapılamaması, kıta halkının ve dünyanın gücünün yetmeyeceği daha sarsıcı rakamlarla sonuçlanmasına yol açılabilir.