Aydınlık gazetesi ekonomi yazarı Recep Erçin, CRI Türk’te Samet Demir’in hazırlayıp sunduğu “Ekonomi Basını Özel” programına konuk oldu. Erçin, ekim ayı enflasyon verisi, küresel ekonomideki gelişmeler ve Türkiye’de asgari ücretteki artış beklentisini değerlendirdi.

İlk olarak ekim ayı enflasyon verilerine değinen Recep Erçin, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile akademisyenler tarafından oluşturulan Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı verilerdeki farklılığa dikkat çekti.

ENFLASYON VERİLERİ ARASINDAKİ FARK NEDEN KAYNAKLANIYOR?

ENAG tarafından açıklanan enflasyon verisinin daha çok halkın enflasyonu olarak tanımlanması gerektiğine vurgu yapan Erçin’in, açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Son dönemde özellikle üretici fiyatları endeksine (ÜFE) baktığımızda yüzde 45’ler seviyesinde tüketici fiyat endeksi ise daha yüzde 20’ye gelmedi 19’lar seviyesinde. Diyorlar ki, bu kadar fark neden kaynaklanıyor? Neredeyse iki buçuk kat fark var. TÜİK’in açıkladığı hizmet enflasyonuna baktığımızda orada bir geri gelme söz konusu. Dolayısıyla enflasyonda çok parametre var, bu parametreler dikkate alındığında bu ikisi arasında fark olabiliyor. ENAG dediğim gibi biraz daha halkın enflasyonunu ölçmeye yönelik birtakım araştırmalar yapıyorlar. Türk-İş’in ve DİSK’in yaptığı enflasyon araştırmaları var. Geçen günlerde Tüketiciler Birliği Federasyonu bir araştırma açıkladı, en ucuz süpermarketlere giderek belirli bir alışveriş yapıyorlar. Onlar da son iki aylık gıda enflasyonunu yüzde 11,2 ölçmüşler mesela. TÜİK’te yıllık mutfak enflasyonu yüzde 28’lerde, TÜİK biraz daha genel hesaplıyor, TÜİK’in fiyat aldığı yerler biraz daha değişebiliyor. TÜİK’in ellindeki veri hiçbirimizde yok en geniş veri TÜİK’in elinde var. ENAG ile TÜİK’i kıyaslamak çok doğru olmayabiliyor. Halk da karşılaştırıyor diyor ki ‘Kardeşim benim çarşıda yaptığım alışverişe baktığım zaman benim ki ENAG’a daha uygun diyor. Benim enflasyonum bu.’ Diyor, mesela. İş dünyasında da ENAG’ınkine daha yakın bir enflasyon durumu var ama TÜİK’in kapsadığı kalemler 415 tane. Ekim ayı içinde enflasyon sepetinde kapsanan 415 maddenin 331’ine zam gelmiş. Bu sepetin yüzde 79’u zamlanmış demek. Burada enflasyondaki fiyat hareketinde tabana yayılma ve kalıcılaşma durumu var. Bu çok tehlikeli bir vaziyet. Biz TÜİK’i dikkate almak zorundayız ama ENAG’a baktığımız zaman bizim çarşı-pazarda gördüğümüz fiyat hareketinin neredeyse ona birebir uyduğunu görüyoruz.”

FAİZ İNDİRİMLERİ DEVAM EDECEK

Geçen ayki Para Politikası Kurulu (PPK) metninde çekirdek enflasyona işaret etmişlerdi. Bir miktar daha sene sonuna kadar bize faiz indirimi alanı tanıyacak bu taraf diye. Bu anlamda bir çalışma yaptıklarını da son açıkladıkları enflasyon raporunda açıklamışlardı. Şunu söylüyorlar: ‘Bizim bir miktar daha faiz indirimine alanımız var.’ Bunu iddia ediyorlar.

Merkez Bankası diyor ki, enflasyon artışı geçici unsurlardan kaynaklı. Geçici unsurlar temizlendiği zaman 2022 için ne kadar faiz indirimi yapabileceğiz göreceğiz, deniliyor. Kendilerince haklı gerekçe bulmuş olabilirler ama faiz sadece Türkiye’ye gelecek sıcak parayı belirlemiyor aynı zamanda ülke içindeki tasarruf sahiplerinin tasarruflarını yönlendirmesi amacında da bir çıpa görevi görüyor. Çekirdek enflasyon 16 küsur ama Merkez Bankası’nın verdiği faiz yüzde 16, çekirdek enflasyonun da altında faiz veriliyor. Deniyor ki: ‘Ben TL’nin değersizleşmesi için böyle bir politika izliyorum.’ Merkez Bankası’nın bence hedefi faizleri çift hanelerin altına indirmek olacaktır. Reel sektörle konuştuğumuzda ticari kredi faizlerinin mutlaka yüzde 10’nun altına inmesi gerektiğini söylüyorlar. Önümüzdeki süreçte 600 baz puan daha indirilebilir, tarih söylemeyelim bir buçuk yıl olur, iki yıl olur, belki 2023’e kadar olur ama bunu göreceğiz.

ASGARİ ÜCRETTE 3500-3600 TL BEKLENTİSİ VAR

2018’in başında asgari ücret dolar bazında 420 dolardı şimdi bu sene itibarıyla son kur artışıyla beraber 9,60 kuru ele aldığımız zaman 294 dolara kadar gerilemiş vaziyette. Yani 2018’den buyana asgari ücrette yüzde 31’lik bir erime var. 2019 bir kriz yılıydı, 2020’de zaten pandemi geldi, 2021’de de kur artışıyla beraber ciddi bir asgari ücrette erme gördük dolar bazında. Bir yandan da çok ciddi bir enflasyon söz konusu, ENAG’a göre yüzde 45’ler seviyesinde dedik. TÜİK’in resmi mutfak enflasyonuna baktığımızda da yüzde 28 orada da artış var. Ben pazarlığın en azından pazarlığın yüzden açılması gerektiğini düşünüyorum. Yüzde 28’in üzerinde bir artış bekliyorum, asgari ücrette. Gıda enflasyonunu baz alan bir pazarlık gerekiyor. Sendikalar tarafı yüzde 50 artış istiyorlar, iş dünyası buna karşı çıkıyor ama iş dünyası da resmi enflasyonun altında olmamalı, diyor. Fiyat konusunda da 3500 TL ile 3600 TL konuşuluyor. Biraz daha üste çekilir mi emin değilim fakat asgari ücrette bunlar konuşuluyor.”