Yazar, gazeteci ve arkeolog Özlem Ertan CRI Türk’te Pano programına konuk oldu. Hayatında şu anda yazarlığın daha ön planda olduğunu belirten Ertan, bağını koparmamakla birlikte arkeolojik çalışmalara ara verdiğini söyledi. Sonrasında arkeolojik çalışmalar yapılmasa dahi arkeoloji disiplininin insana çok fazla şey kattığını belirten Ertan, gazetecilik ve yazarlık hayatında bundan yararlandığını ifade etti.

Üç romanı ve çeşitli antolojilerde birçok öyküsü yayınlanan Özlem Ertan’ın son romanı “Dolunay Ayini” raflarda yerini aldı. Fantazya-bilim kurgu türünde yazan Ertan, Anadolu coğrafyasının bu türe malzeme verebilecek büyük bir zenginliğe sahip olduğunu belirtti.

Özlem Ertan ile edebiyattan, mitolojiden ve müzikten konuştuk. Ertan’ın açıklamalarından öne çıkanlar:

ANADOLU COĞRAFYASI BÜYÜK BİR ZENGİNLİK

“Anadolu coğrafyası arkeolojik, kültürel, halk anlatıları, efsaneler açısından çok zengin. Bir köye gitseniz birçok anlatı ve efsane dinleyebilirsiniz. Bunların hepsi bu edebiyata kaynak oluşturabilecek şeyler ve bu toprakların kültürel zenginliği. Aslında bu türün bu topraklarda çok yoğun bir şekilde yapılması ve dünyaya öncü olması lazım.”

FABİSAD (Fantazya ve Bilim Kurgu Sanatları Derneği) ve Dark İstanbul bu edebiyat türüne ciddi destek veriyor. Özlem Ertan da kuruluşundan itibaren Dark İstanbul’un içinde yer alıyor.

DARK İSTANBUL BU TÜRDE FAALİYET GÖSTEREN SANATÇILARI BİR ÇATI ALTINDA TOPLAMAYI AMAÇLIYOR

“Dark İstanbul 2019 yılında başladı. Genel bir medya kuruluşu, diyebiliriz. İçinde yayın evi var. Bir dergisi olacak. Film ve dizi projeleri var. Kuruluş amacı İstanbul’un zengin kültürünü özellikle fantazya, korku ve bilim kurgu açısından değerlendirebilmek, bu konuda üretim yapan yazarları, sinemacıları, müzisyenleri bir çatı altında toplayarak hareketlilik yaratmak. Faaliyetler başladı. 2021 Şubat ayında dokuz kitabımız çıktı. Daha yakın tarihte iki kitabımız daha çıktı.

Fantazya-bilim kurgu alanında faaliyet gösteren sanatçılarda güzel bir sinerji var. Elbette Fabisad’ın da burada büyük katkısı oluyor. Her ay Freya adlı buluşmalarımız oluyor. Sadece yazarlar değil, bu türe ilgi duyan okurlar da geliyorlar. Özellikle korku türünde çok fazla antoloji çıkartıyoruz ve on, on iki yazar aynı kitapta bir araya geliyorlar. Antolojiler de sürekli iletişimi sağlayan bir unsur oluyor.”

FANTAZYA EDEBİYATI “KAÇIŞ EDEBİYATI” MI?

“Kaçış edebiyatı eleştirilerine kesinlikle katılmıyorum. Biz hayata ve gerçeklere farklı bir taraftan bakıyoruz. Edebiyatın asıl derdi insanı anlatmak, insanı aramaktır. Bizim anlatılarımız farklı diyarlarda da geçse, doğa üstü olaylar da barındırsa, farklı bir gezegende de olsa malzememiz insan. Benim romanlarımda hep hayata dair bir şeyler vardır. Çünkü toplumsal ve siyasi sorunlar insan hayatına ilişkin. Bunları zaten gözlemliyoruz. Bunların kurgulara sızmaması mümkün değil.

ÖYKÜ MÜ ROMAN MI?

“Roman yazarken daha rahat hissediyorum. Herhalde uzun uzun yazmayı daha çok seviyorum. Benim için öykü yazmak romana göre daha zor. Öykünün belli bir yerde bitme gerekliliği insanı sıkıntıya sokabiliyor. Romanda daha serbest hissediyorum kendimi.”

ANTİK YUNAN MEDENİYETİ HİTİT ÜZERİNDE YÜKSELMİŞTİR

“Anadolu’daki mitolojik köklerimizle ilgilenmiyoruz ve farkında değiliz. Anadolu çok zengin bir coğrafya. Batı dünyasında eskiden medeniyetin beşiğinin antik Yunan olduğu düşünülürdü. Elbette rönesans ve reforma kaynaklık etti. Ancak Yunan medeniyeti birdenbire ortaya çıkmadı. Kendisinden önceki medeniyetlerin birikimleri üzerinde yükseldi. O birikim de Anadolu’daydı. Bunu Yunanlıların yaratılış miti Theogonia’ya baktığımızda bile görebiliyoruz. Bu aslında birebir Hitit-Hurri Kumarbi mitosuyla aynıdır. Tanrılar arasındaki mücadeleler detaylarına kadar aynıdır. Sadece isimler değişiktir. Hititler çok büyük bir medeniyetti ve antik Yunan’ın gelişmesinde çok büyük bir katkıları olmuştur. Aynı zamanda çok kozmopolit bir medeniyettir. İçinde barındırdığı bütün etnik grupların inançlarını sahiplenen bir toplumdur.

Hitit kültürü büyük ihtimalle Batı Anadolu’daki Luviler yoluyla Yunanistan’a iletildi. Ancak ünlü sümerolog Samuel Noah Kramer’in dediği gibi ‘tarih Sümerle başlar’. Gerçi Göbeklitepe ve benzer buluntular tarihe dair birçok bilgimizi değiştiriyor. Yerleşik yaşama geçişle ilgili bütün bilgilerimiz değişti. Anadolu’yu daha iyi fark etmemiz lazım. Böylece daha iyi anlatabiliriz.”

BAZI PAGAN İNANIŞLARI TEK TANRILI DİNLERİN İÇİNE SIZIP ORADA YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR

“Birçok pagan unsur tek tanrılı dinlere geçmiştir. Özellikle Hristiyanlığın yayılmaya başladığı süreçte halkların çoğunluğu pagandı. Bu insanları tek tanrılı yeni dine ısındırmak için eski pagan tanrıların bayramları isimleri değiştirilerek kutlanmaya devam etmiş. Meryem Ana’nın göğe yükseliş tarihi bir tanrıçanın, Artemis’in günüyle eşleştirildi vesaire… Yine eski tanrılardan Mitra’nın doğum günü, 25 Aralık, İsa’nın doğum gününe dönüştü. Hatta tasvirlerinde bile benzerlikler görüyoruz. Bazı pagan inanışları tek tanrılı dinlerin içine sızıp orada yaşamaya devam ediyor.”

İLK ÖNCE TANRIÇALAR ÖN PLANDAYKEN ERKEK EGEMEN TOPLUMLA HİYERARŞİ DEĞİŞİYOR

“Toplum yapısı neyse tanrılar pantheon’unu da etkiliyor. İlk başlarda ana tanrıça inanışının hâkim olduğunu gördüğümüz bir coğrafya burası. Yunan öncesi Anadolu’da kadın hakimiyeti, en azından tanrılar dünyasında daha fazla. Hititlerde de kadınlar, özellikle kraliçe çok etkilidir. Ancak Yunan döneminde toplum yapısının daha erkek egemen olması tanrıların da önem sırasını değiştiriyor, erkek tanrılar daha ön plana çıkıyorlar.”

CADILAR ASLINDA ŞİFA DAĞITAN BİLGE KADINLAR

Günümüzde kadınlar şiddet görebiliyor, ama antik dönemde de şiddet gören, ötekileştirilen, canavarlaştırılan ve ‘lanetli olarak sunulan’ bazı kadın figürleri var. Cadılar aslında doğanın sırlarına hâkim, ilaç hazırlayan, sağaltıcı, ilim sahibi bilge kadınlar. Bunlar pagan geleneğine bağlı oldukları için Hristiyanlık döneminde pagan kültürünün yok olması, kilise üzerinde bir baskı oluşturmaması için şeytanlaştırılıyorlar. Toplumsal yapı inanç sistemini de etkiliyor.”

KADINA ŞİDDET

“Günümüzde kadına şiddet çok dert edindiğim, herkesin de dert edinmesi gereken bir konu. Her gün birçok taciz, tecavüz, cinayet haberi duyuyoruz. Otoritenin buna karşı daha ciddi tedbir alması lazım. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasın, en azından bir caydırıcılığı var, diye çok söyledik. Bu önemli bir detay. Yasaların kadını daha çok koruması lazım, çünkü buna ihtiyaç var. Elbette toplumsal farkındalık da gerekiyor. Herkesin sesini çıkartması lazım.”