CGTN / Koichi Hamada

Donald Trump’ın 2016’daki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimi zaferinden sonra, eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Yasushi Akashi, beni Akasaka bölgesi kıyısındaki bir kulübe öğle yemeğine davet etti. Akasaki bana, “10 ya da 20 yıl içinde ABD’nin nüfusu o kadar değişecek ki, ülkenin beyaz olmayan vatandaşlarının sesini göz ardı etmek mümkün olmayacak. Bu seçim belki de beyaz insanların bu dalgaya direnmeleri için son şansıdır.” dedi.

Buluştuğumuz kulüp, bir zaibatsu ailesine (şirketler topluluğu) aitti ve en azından o zaman kadınları üye olarak kabul etmiyordu. Ama hem Japonya hem de ABD’de cinsel engeller varken, Amerika’nın aynı zamanda uzun süredir devam eden ve sistemik ırk eşitliğinin yanı sıra bununla ilgili ve artan oranda kutuplaştırıcı göçmen tartışması ile uğraşmak zorunda.

ABD elbette bir göçmenler ülkesi; hatta ilk Yerli Amerikalıların bile şimdi Bering Boğazı denilen yerden geçerek Asya’dan geldiğine inanılıyor. 2019’da 166,3 milyonluk ABD sivil emek gücündeki 28,4 milyon insan yabancı ülkelerde doğmuştu. Bu göçmenler Amerika’nın görece düşük doğum oranından kaynaklanan emek gücü kıtlığının yanı sıra ABD’nin yüksek kalifiye işçi eksikliğinin karşılanmasına yardım ediyor. Göçmen işçiler ayrıca Amerikan insan sermayesine çeşitlik katarak emek pazarını harekete geçiriyorlar.

Bunlardan başka, yüksek göç düzeyi ABD’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) artışının neden sık sık Japonya’nınkini geçtiğini açıklamaya yardımcı olabilir. Göçün kültür, dil ve bütünleşme ile ilgili sorunlara neden olacağı doğrudur. Ama göçe ciddi biçimde kısıtlamak ABD’nin refahının geleneksel bir kaynağını kurutabilir ve ekonominin büyüme şansına zarar verebilir.

ABD’DE ORTALAMA ÜCRET MEKSİKA’DAN ÜÇ KAT FAZLA

Tıpkı sermaye akışı gibi diğer faktör hareketlerine benzer şekilde, göç işçileri emeğin bol ve ucuz olduğu yerlerden kıt ve pahalı olduğu yerlere taşır. Emeğin etkin biçimde kullanılmak için başka bir yere gitmesi böylece toplam ulusal gelirde bir artışa katkıda bulunur. Normal durumlarda, hem emek ihracatı hem de emek ithalatı yapan ülke genel olarak bu göçten faydalanır. Emek ihraç eden ülke işsizliğin düşmesi ve yüksek işçi dövizinden yararlanırken (gelişmekte olan ülkelerde bu yabancı yardımlardan büyüktür) emek ithal eden ülke ihtiyaç duyduğu işçileri bulur.

Ama emek ithal eden ülkedeki bütün gruplar göçten yarar sağlamaz. Örneğin, görece iyi ücret ödenen Amerikalı işçiler aynı iş için göçmen işçilerle rekabete girdiklerinde muhtemelen bu rekabeti kaybederler. Amerika dünyanın en yüksek hayat standartlarından birine sahip ve ortalama ulusal ücret Meksika’dakinin üç katından fazla. Eğer ABD Meksika’dan sınırsız göçe izin verirse, sınıra yakın bölgelerdeki ABD ücretleri Meksika düzeyine düşecektir.

Göçmenlerle rekabet eden Amerikalı işçiler bu nedenle, Amerika bir bütün olarak bu göçten yararlansa da, göç kontrollerinin gevşetilmesine karşı çıkacaktır. İşte bu nedene Amerikalı politika belirleyiciler göçün sadece bir ekonomik analizinin ötesi geçmek ve siyasi endişeleri de değerlendirmelerinin içine katmak zorundadır.

GÖÇÜ SINIRLAMA KONUSUNDA BİR BASKI VAR

ABD yönetimleri geleneksel olarak göçmenleri hoş karşılamak için bazı önlemler alırken, aynı zamanda çok fazla göçmenin ülkeye girmesini engellemek için sınırlamalar getirdi. Geçmişte, bu sınırlamaların büyük kısmı, 1882 tarihli Çinlileri Dışlama Yabası ve 1924 Göç Yasası’nın maddeleri gibi açıkça ırkçıydı. Ama federal hükümet çatışan amaçları uzlaştırma çabası içine, hala genel göçmen düzeyi üzerinde bazı kısıtlamalar kullanıyor ve ABD’ye girebilecek özel işçi ya da mültecilerin yasını üzerine sınırlamalar getiriyor. Bu yüzden, liberal (ya da en azından Trump’çı eğilimi olmayan) medya sanki tarihin göçle ve ırkla ilgili olarak gittiği yön eşitliğe doğruymuş gibi konuşurken, Trump’ın taraftarları sınırsız göçe karşı bazı nedenlere sahip.

Kesinlikle, ırklar arası eşitlik ve her vatandaşın medeni haklarını kullanmasını sağlamak doğru politikadır. Aslında, eğer ABD çeşitli emek piyasasının genel ekonomik faydalarını anlayacaksa, eşitlik de aynı ölçüde asli bir unsurdur. Fakat göç sonucu kayba uğrayacak olanların da daha büyük eşitliğe direnmek için bir ekonomik gerekçesi olabilir. Bu Trump’ın 2020 seçimlerini kaybetmiş olsa bile neden halen 74 milyon oy aldığını açıklamaya yardımcı olabilir.

ABD Başkanı Joe Biden’ın hükümeti, göç ve ırkla ilgili ağır bir görevle karşı karşıya. Hem tarihi hem de ekonomik nedenlerden ABD’nin göçe dayanmaya devam etmesi gerekiyor ama her zaman, ülkedeki grupların refahını korumak için göçü sınırlama konusunda bir baskı var.

Irklar arası eşitliğe gelince, 1950 ile 1960’ların ABD medeni haklar hareketi yasal ve idari ayrımcılık kurumlarını parçalama konusunda dikkate değer bir başarı kazandı. Ama Trump’ın 2016’daki zaferi ve 2002 seçimlerindeki güçlü oy desteği daha ne kadar fazla ilerleme sağlanması gerektiğini ortaya koydu. Ancak Biden yönetiminin, kademeli olarak bunu başarabileceği ümit edilebilir.