CGTN

Editörün notu: Eski Avustralya Dışişleri Bakanı Bob Carr, CGTN sunucusu Xu Qinduo ile söyleşi yaptı. Carr, Cumhuriyetçilerin yönetimde olduğu birçok eyaletin açıkça, seçmenleri bastıran yasalarla seçmenlerin haklarını sınırlamaya çalışırken Amerika’nın oligarşik bir yöne sürüklendiği ve Amerikan demokrasisisin zor durumda olduğunu söyledi. Carr ayrıca ABD’nin dünya demokrasilerinin toplantısını yapmaya kendini yetkili görmesinin Amerika’nın seçme hakkının yerleşik ve saygın olduğu bir demokrasi olduğu görüşüne dayalı olduğunu ekledi. Bu söyleşideki fikirler Carr’ın kendisine aittir ve CGTN’nin görüşlerini yansıtmayabilir.  

Xu Qinduo: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kısa süre önce bir Avrupa düşünce kuruluşu tarafından geriye giden bir demokrasi olarak sınıflandırıldı. ABD demokrasisi hakkında suçlanması gereken Donald Trump mı yoksa Trump’ın ötesine geçen bir şeyler mi var?

Bob Carr: Amerikan demokrasisinin zorda olduğunu düşünüyorum. Sendelediğine inanıyorum. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki eyaletlerin yürürlüğe koyduğu seçmen katılımını sınırlandıran yasalar var. Başka bir deyişle, yoksul insanların ya da “renkli insanların” (beyaz olmayanlar) seçmen olarak kayıt olmasını ve seçmen sandığına gitmesini ve seçim kabinine girmesini ve oy kullanmasını kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyorlar. Bunun Amerika’yı oligarşik bir yöne sürüklediğine inanıyorum. Amerikan demokrasisinin başı belada çünkü Cumhuriyetçiler seçmenlerin seçime katılımını zorlaştırdı. Ve Trump’ın yenilgisinden sonra, eyalet yetkililerinin gelecekteki bir başkanlık seçiminde seçmenlerin kararını reddetme ya da değiştirmesini kolaylaştıran yasalar ve prosedürler yürürlüğe koydu. Şimdi bu çok ciddi ve demokratik pratiklerden bir geriye gidiş. ABD Yüksek Mahkemesi seçmenlerin katılımı üzerinde eyalet düzeyinde aşırı kötü kullanılan daha önceki düzenlemeleri, yasaları reddetti. Ve bunlar geriye giden adımlar. Bunlar çok geriye giden adımlar. Ve bazı insanlar ki ben de bunlardan birisiyim,  bu pratikler ve ABD Senatosu’nun büyük oranda demokratik bir temelde seçilmemesi nedeniyle Amerika’nın bir demokrasi olarak görülemeyeceği şeklindeki görüşlerini açıkladılar. Amerika’yı anayasal olarak güçlü bir ifade özgürlüğüne sahip bir cumhuriyet olarak görmek daha iyi. Bunu Amerikan siyasi sisteminin daha kullanışlı bir özeti olarak görüyorum.

Xu Qinduo: ABD bu ay başında “Demokrasi Zirvesi” olarak anılan toplantıyı yapacak. Bu zirvenin demokrasinin karşısındaki zorluklar ve fırsatlara odaklanacağı ve tek tek ülkelerin vaatler, reformlar ve girişimlerini açıklayacağı bir platform olacağı söyleniyor. Konferansın bu hedefleri ve beklenen sonuçları hakkındaki yorumunuz nedir?

Bob Carr: Konferansın güzel bir fikir olduğunu düşünüyordum. Kendilerini demokrasi olarak tanımlayan ülkelerin yıllardır farklı biçimlerde yaptıkları gibi bir araya gelmeye ve deneyimlerini paylaşmaya hakkı var. Ama bunun belirli yükümlülükleri içermesi gerekir. Başkan Biden’ın kendi Kongresi’ne demokrasi konusunda bir uluslararası söz veriyoruz deme hakkı var. Birçok Cumhuriyetçi eyaletin açıkça seçmenleri bastıran yasalarla yapmaya çalıştığı gibi eyalet düzeyinde seçmenlerin oy verme haklarını kısıtlayan yasaların ABD’de yeri olmaması gerekir. Amerika’nın dünya demokrasilerinin bir toplantısını yapma hakkı gerçekten Amerika’nın, kendisinin bir demokrasi olduğunu göstermesine bağlı, biraz önce söylediğim gibi, ifade özgürlüğü için takdir edilmesi gereken liberal bir cumhuriyet değil, aksine oy vermenin sağlam ve saygı gördüğü bütün yönleriyle bir demokrasi olmasına bağlı. Amerika şu anda Cumhuriyetçilerin desteklediği seçmen bastırma yasaları nedeniyle bunu söyleyemez.

Xu Qinduo: Bu demokrasi zirvesi ile birlikte, Biden hükümetinin demokrasi yanlısı ve demokrasi karşıtı gibi yeni bloklar yarattığı ve bunları karşı karşıya getirdiği yönünde endişeler ya da eleştiriler var. Siz de benzer bir kaygı taşıyor musunuz? 

Bob Carr: Hayır, bence ülkeler dış politikada her zaman realizmi kabul edecek. Bu realizmin, 1648 anlaşmasıyla kurulan Vestfalyan sisteminin ruhuyla, ülkeleri birbirleriyle ortak çıkar, barış ve güvenlik temelinde örneğin; iklim değişikliği konusunda harekete geçmek için iç politikalarındaki farklıları bir kenara koyarak, uzlaşmaya zorlayacağını düşünüyorum.

Dolayısıyla, başta iklim olmak üzere küresel ölçekte çözülebilecek büyük zorluklar; nükleer savaştan kaçınmak, dünyanın okyanuslarını kurtarmak, bütün bunlar sınır tanımayan sorunlardır.