CGTN / Maitreya Bhakal

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bugün, insanlığın bildiği en yenilikçi yıkım yöntemlerini geliştirmede öncü rolünü sürdürmeye devam ediyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana birkaç ülke, “Tepede Parlayan Kent”ten daha fazla toplu katliamlar için çaba gösterdi. 

ABD, şimdiye kadar en yıkıcı silahı geliştiren -ve gerçekten savaş sırasında kullanan- ilk ülke oldu ve bununla gurur duymaya devam ediyor. Bazı Amerikalıların atom bombasının geliştirilmesini aya ayak basmadan bile daha önemli bir başarı olarak düşünmesi, ABD kültürü ve değerlerinin iç yüzünü anlamayı ortaya koyuyor. ABD’nin (bilinen) savaş bütçesinin, takip eden 10 ülkenin toplamından daha yüksek olduğu dikkate alındığında, bu ülkenin öngörülebilir gelecekte yıkımın ön saflarında olması muhtemeldir.

BİYOLOJİK SAVAŞ

Bu nedenle, ABD’nin ayrıca biyolojik savaşta bir öncü olması doğal bir durumdur. ABD’nin Kore işgali sırasında biyolojik silah kullandığına dair çok güçlü kanıtlar var. Aynı zamanda Japonya’nın kötü şöhretli biyolojik ve kimyasal savaş birimi 731. Birim kalıntıları ile yakın iş birliği yaptığı iddia edildi. ABD, Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal etmiş olacağı için biyolojik silah kullandığı iddiasını reddediyor. Ve daha sonra elbette ABD’nin beş kişinin ölümüne sebep olduğunu söylediği 2001 yılındaki şarbon korkusu vardı. Bu saldırılar, ABD’de 11 Eylül’deki saldırılardan bir hafta sonra meydana geldiği için ilk başta Müslümanlar sorumlu tutuldu. Bir soruşturma yıllar sonda bu saldırıların terörizmle, El Kaide ve Irak ile bir ilgisi olmadığını gösterdi. Bu açıklama, Amerikan halkının desteğiyle Irak ile Afganistan zaten işgal edildikten ve binlerce Müslüman öldükten sonda yapıldı. Strateji işe yaramıştı.

AMERİKA ÇOK FAZLA PROTESTO YAPIYOR

Belki de Covid-19 salgını başlar başlamaz ABD’nin, koronavirüsün bir Çin biyolojik silahı olduğunu üstü kapalı ima etmesi şaşırtıcı olmamalı. Wuhan kentinin hem ilk Covid-19 vakasının teyit edildiği yer hem de virüs araştırma laboratuvarına sahip olması kullanışlı bir birleşim olmasına yol açtı ve bu durum tamamıyla istismar edildi. Joseph Goebbels’in temel ilkesi, suçlu olduğunuz konuda düşmanı suçlama tekniğine uygun düşmektedir. Bu yüzden, ABD, biyolojik savaş tarihiyle ilgili geçmişinden söz edilmesin ve aynı şeyle suçlanmasın diye Çin’i belki de nihayetinde biyolojik silahla suçlamak konusunda hiç vakit kaybetmedi.  

Amaç, 20 yıl önceki şarbon saldırılarıyla aynı. O zaman bu özel korku İslam ve Müslümanlara karşı nefret oluşturmak için hizmet etmişti, şimdiki propaganda ise Çin ile Çin halkına karşı nefret oluşturmaya hizmet ediyor. O zaman işe yaramıştı şimdi de yarıyor. Çinliler ve diğer Asya kökenli Amerikalılara ABD’nin her tarafında saldırılar düzenleniyor, 20 yıl önce Müslümanlar ile Güney Asyalı Amerikalıların hedef alındığı gibi. 

KOMPLO VİRÜSÜ

Bu patlayıcı mayın tarlasına yaygın olarak Batı kontrolü altında olduğu düşünülen uluslararası bir kuruluş olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) adım attı. ABD, DSÖ’nün en büyük finans kaynaklarından biri. Bu nedenle, ABD, Goebbels tekniğine uygun olarak Çin’i DSÖ’yü kontrol etmekle suçluyor.  Saçma Wuhan laboratuvarı komplo teorisi, DSÖ’nün yakında açıkladığı raporla “son derece ihtimal dışı” olarak reddedildi. Bağımsız uzmanların birçoğu bu teoriyi her zaman gülünç buldu ve reddetti. Yine de ABD yönetimi bu komplo teorisini sık sık gündemde tuttu. Sonuç olarak, suçlamalar ne kadar saçma olursa düşmana karşı o kadar nefret oluşturulabilirdi.

Eski ABD Başkanı Donald Trump ve aralarında eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile çok sayıda milletvekilinin de bulunduğu yandaşları, virüsün Çin’de bir laboratuvardan çıktığını iddia ettiğinde, ABD’li liberal medya onlarla alay etti ve bu iddiayı reddetti. Bu şaşırtıcıydı, çünkü medya ister Irak’taki kitle imha silahları iddiası isterse Nayirah tanıklığı olsun hükümetin desteklediği komplo teorisini tarihsel olarak papağan gibi tekrarlardı. Ancak, bir gecede daha insancıl ve daha dürüst oldukları için değil. Bu fırsatçı muhalefet, topla değil oynadıkları adamla ilgiliydi, onlar suçlamadan değil onu yapan kişiden nefret ediyorlardı: Donald Trump.

BEYAZ SARAY’DAKİ ADAMIMIZ

Şimdi Trump artık iktidarda olmadığından, u dönüşü komik olduğu kadar hızlı da oldu. Trump’ın gitmesiyle birlikte, laboratuvar sızıntısı teorisi kabul edilebilir ve güvenli biçimde kullanılabilir. Ve Çin, eşit şekilde DSÖ’den bir şey -herhangi bir şey- gizlemekle suçlanabilir. Bu hem eski bir oryantalist kinaye (Çin şeytandır ve entrikacıdır ve güvenilemez) hem de ayrıca ABD’nin Çin’e karşı hibrit savaşı için bir onay oluşturmak için modern bir Çin nefretidir. 

Aynı çevreler bu komplo teorisini bir yıl önce gülünç bulurken, şimdi onu daha fazla gündemde tutuyorlar. Bir zamanlar yaptıkları gibi bu teoriye açıkça karşı çıkmayı reddediyorlar. ABD medyası ile uzmanlar bir zamanlar ABD yönetimiyle ters düşerken, bugün uzmanlarla ters düşüyor ve hükümetle görüş birliği içindeler. Sonuç olarak Doğu Asya ile her zaman savaş halindeyiz.