CGTN / Maitreya Bhakal

Amerika’yı şiddetten daha iyi tanımlayan birkaç şey vardır. Ulusun kendisi, dünya tarihinde en acımasız, kelimelerle anlatılamaz ve en az tartışılan yerli halkın soykırımı üzerine kuruldu ve o zamandan bu yana sürekli olarak cinayetler serisi devam ediyor.

Gerek yurt dışında milyonlarca masum insanın kitlesel katliamı (veya bu gaddarlıkları işleyen liderlerin sürekli seçim zaferleri) ya da gerekse ülke içinde binlerce insanın öldürülmesi olsun, bazı Amerikalılar tutkulu biçimde öldürmeye ve bunu yapan insanları seçmeye devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlarının diğer ülkeleri işgal ettikleri zaman en yüksek onay oranlarına sahip olması belki de şaşırtıcı olmamalı.

Amerika dışında birçok insan açıkçası bu tür toplu katliamları insanlık dışı bulacaktır. Bu tür cinayete eğilim, Amerikalıların, Batı kapitalizmi ile yaygın yoksulluğa karşı hayal kırıklıklarını yüceltmenin bir yolu ve rejim tarafından sürekli olarak desteklenen korku iklimiyle baş etme mekanizması olan, şiddeti teşvik eden Amerikan yaşamı ve kültürünün ahlaksızlığı ile mutlak nihilizmi kabullenmenin kaçınılmaz sonucudur.

Özellikle ırksal azınlıklar devlet aygıtının sürekli terörü ve onlara karşı hileli bir adalet sistemi içinde yaşarlar. Irksal azınlıklara karşı hem adli hem de fiziksel suçlar yaygındır ve genellikle devlet aygıtı tarafından hoşgörüyle karşılanır ve sıklıkla işlenir.

ŞİDDET SALGINI

Bu ölümcül kokteyl, bir yüzyılı aşkın süredir en ölümcül salgına dâhil oldu. Covid-19 salgınından önce de sokak şiddeti Amerika’da yaşamın normal bir parçasıydı. Birçok Amerikalı büyük oranda kaderini kabullenmiş durumda, bu tür şiddeti cesaretlendiren kaygısız “seçilmiş” bir hükümete karşı çok az seçenekleri var, şiddeti önlemek şöyle dursun. Bu yüzden, şimdiye kadar 562 binden fazla Amerikalının ölümüne yol açan salgının geçici olarak şiddeti azaltması şaşırtıcı gelmiyor.

ABD’de Covid-19 salgını sırasında işsizlik ve yoksulluğun yanı sıra işlenen suçlar da arttı. Birçoğu bu zamanı birbirini öldürerek geçirdi; birçok ABD şehrinde cinayetlerde benzeri görülmemiş artışa tanıklık edildi.

Silahlı Şiddet Arşivi verilerine göre, 2020 yılında düzenlenen silahlı saldırılarda 19 binden fazla insan öldürüldü, bu 20 yıldaki en yüksek yıllık rakam anlamına geliyor ve bu rakama silahla intihar sonucu ölen 24 bin kişi dâhil değil. Dört ya da daha fazla sayıda kişinin vurulduğu olaylar olarak sınıflandırılan kitlesel saldırılar 2020 yılında beş yıldaki en yüksek seviyesine çıktı ve 2019 yılına nazaran yüzde 50 kadar artış gösterdi.

Bu saldırıların en hayret vericisi çocuklara yönelik şiddettir. Amerika’da okullarda silahlı saldırılar yaygın. Geçen yıl okulların çoğunun kapalı olmasına rağmen, 2019 yılına göre yüzde 50 artışla 2020 yılında yaklaşık 300 çocuk vurularak öldürüldü. Bu, çocukların çoğunun evden eğitime katılmasına ve dolayısıyla okullardaki silahlı saldırılardan korunmasına rağmen oldu.

SİLAHLI ŞİDDETE KARŞI AŞI

Öyleyse, “seçilmiş” ABD hükümeti bu tür şiddeti önlemek için ne yapıyor? Yanıt: büyük ölçüde hiçbir şey olacaktır. ABD rejimi bu tür kitlesel cinayetleri durdurmak için çok az şey yapıyor ve sıklıkla şiddeti teşvik ediyor. İnsanların birbirinin boğazına sarılması amaca çok iyi hizmet ediyor, vurulmaktan kaçmak için çok fazla meşgul olan insanların daha iyi sağlık hizmeti veya altyapı talep etmesi muhtemelen daha az mümkün olacaktır.

Pek çok kişi tarafından, halkı “temsil ettiği” iddia edilen oligarşinin kontrol ettiği yozlaşmış bir yapı olarak görülen ABD Kongresi, silahlı şiddete karşı çok az önlem alıyor, ancak yüz milyarlarca dolar değerinde “savunma” harcamasına onay verecek. 

Uluslararası olarak ABD’nin tehditleri, ülkelerin ABD’yi insan hakları ihlallerinden sorumlu tutmasını başarılı şekilde önlüyor. Sonuç olarak, uluslararası kuruluşlar ABD’nin milyonların ölümüne yol açan egemen ülkelerin işgalini önlemek (veya kınamak) için çok az şey yaparsa, ABD’nin kendi halkına karşı işlediği mezalimleri önemsemeye başlaması çok zor olacaktır.

AMERİKAN DEĞERLERİNE KARŞI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Kendi saygınlığı için Amerikan sistemi konuyla ilgili adil bir şekilde kamuya açık tartışmalara izin veriyor. Çalışanların, anayasal hakları olan “ifade özgürlüğünü” kullanarak içlerini döküp rahatlamalarına izin verilir. Yine de Amerika’da ifade özgürlüğü büyük oranda eylem ve değişimin yerine geçerek hizmet eder.

Örneğin polis şiddetini ele alalım. Çok korkulan ABD polisi sıklıkla sokaklarda insanları vuruyor, her yıl 1000 sivili öldürüyor. Polis bir sivili öldürdüğünde, siviller öfkeli bir biçimde durumu protesto ediyor. Siyasetçilere ve gazete yazarlarına mektuplar yazıyor, gösteriler ve yürüyüşler düzenliyor, polis reformu ve daha sıkı yasalar talep ediyor. Milletvekilleri onların kaygılarını dinliyor, kurbanların yakınlarıyla acılarını paylaşıyor ve şiddeti kınıyor.

Ve ertesi gün polis başka bir sivili öldürüyor.