Hüseyin Vodinalı

Amerikan Donanması’nın 2007’deki “21’inci Yüzyıl Deniz Gücü için bir İş Birliği Stratejisi” (CS-21) belgesinde “ABD ve müttefiklerinin deniz gücü vasıtası ile geleceği yönlendirmek üzere, yeni açılımlar yapmalarının zorunlu olduğu” ifade ediliyordu.

2015’te ise “Yenilenen Donanma Stratejisi” dokümanı yayımlandı.

Bunda ilk kez Çin’in adı geçirildi ve Çin Donanması Hint-Pasifik’te güçlenen bir tehdit olarak gösterildi.

30 Mayıs 2018 günü Pearl Harbour/Hawaii’de bulunan Amerikan deniz ana üssünde yapılan törenle, Pasifik Komutanlığının adı (INDOPACOM) Hint-Pasifik Komutanlığına dönüştürüldü.

Çin’e nefretle bakan Donald Trump, 2007’de Bush döneminde ölü doğan QUAD’ı (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) 2017’de diriltmeye karar verdi. 2018’de NATO benzeri bir projeden söz edilmeye başlandı. Hindistan’da başa Narendra Modi isimli bir aşırı sağcı Hindu geçince, Çin ile sınır anlaşmazlıkları kaşınmaya başlandı. Çıkarları Çin ile ticaretten geçen ve hatta Kuşak Yol İnisiyatifi’ne katılma sözü veren Avustralya da “yola getirilince” 2020’de Japonya’da toplanan QUAD üyelerine yeni misyonları anlatıldı.

Misyonun adı Çin’i çevrelemekti.

ABD, yeni stratejisi doğrultusunda 2021’de bu kez AUKUS’u kurdu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğinde üç Anglosakson devlet, (ABD, İngiltere ve Avustralya) Pasifik Okyanusunda AUKUS (Avustralya, İngiltere, ABD) adıyla yeni bir saldırı paktı ilan ettiler.

Bu paktın hedefi de elbette Çin idi.

ABD’li emekli Amiral James Stavridis ve gazeteci Elliot Ackerman’ın kaleme aldığı “2034: A Novel of the Next World War” (2034 Dünya Savaşı Senaryosu) isimli kitap da, yeni bir dünya savaşının Güney Çin Denizi’nden çıkacağı kurgulanıyordu.

Son bir iki aydır Taiwan ve Çin’in merkezinde olduğu Hint Pasifik bölgesi iyice ısındı.

Adeta savaş rüzgârları esiyor.

Peki, zaten 2008’den beri ekonomik açıdan batık durumda olan ABD, son olarak 28 trilyon 400 milyar dolarlık borçlanma tavanı limitine ulaşmışken bu saldırganlık neden?

En önde gelen sebep; ABD’nin Çin’e karşı oynayacağı başka kozun kalmamış olması. Yani askeri açıdan güçlü bir Amerika, diğer her yönden güçlü bir Çin ile ancak zorbalıkla baş edebilir.

İkincil neden ise, ekonomik ve siyasi açıdan batık durumda olan ABD’nin, sadece düşmanlarına değil dostlarına yönelik de güçlü görünme çabası.

İngiltere, Avrupa, Avustralya, Japonya vs.

Üçüncü neden ise yaşanan mevcut gerginliklerin beslediği küresel çapta bir emtia (gaz, petrol, kömür vs) krizi ile Çin’i de krize sokmak.

Bunun için ABD elinden geleni yapıyor. Taiwan’a asker bile çıkardılar.

Dördüncü neden ise her zaman geçerli; Amerikan silah endüstrisini daha da çok şişmanlatmak.

Çin ise bu tehditler karşısında besbelli ki geri adım atmıyor.

Taiwan ve Güney Çin Denizi’ndeki tehditlere misliyle yanıt veriyor.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, el yükseltip “Taiwan mutlaka Çin ile birleşecektir.” dedi.

ABD NE KADAR CİDDİ? 

ABD ve müttefikleri Çin konusunda savaş davullarını çalmaya devam ediyor, ancak ne kadar ciddi? Bütün bunlar gerçekten 3. Dünya Savaşı’na mı yol açacak yoksa yükselen Çin’i oyalamak ve geriletmek için bir strateji mi uygulanıyor?

ABD savaş planlayıcıları tarafından yıllardır tasarlanan kritik bir dönüm noktası yaklaşıyor.

Çin’in ekonomik ve askeri gücünün geri dönüşü olmayan bir şekilde ABD’yi geçeceği ve küresel güç merkezinin aynı şekilde geri dönülmez bir şekilde Batı’dan Doğu’ya kayacağı bilinen bir gerçek.

Tüm bunların 2025 ile 2030 arasında olacağı tahmin ediliyor.

ABD’nin oyun kurucuları, bunu önlemek için Çin ile sınırlı bir savaş yürütmeyi planlıyor.

Washington’daki şahinler, eğer “şimdi” harekete geçmezlerse, Çin’in (genel olarak da Asya’nın) yükselişini engellemeye yönelik her türlü girişimin boşuna olacağını düşünüyor.

ABD için, Çin ile bir savaş, türünün ilk örneği olacak; nükleer silahlarla donanmış bir rakip ile savaş.

Yine de Amerikalı savaş planlayıcıları, çatışmanın Doğu Asya ile sınırlı olabileceğini, konvansiyonel kalabileceğini düşünüyor ve Amerika için on yıllar boyunca Asya üzerindeki üstünlüğünü güvence altına alacak olumlu bir sonuç elde edebileceklerine inanıyor.

Bu elbette çılgınca, ama görünen ve yaşanan o ki, gerçekten böyle maalesef…

ABD için bir zafer, doğası gereği askeri olmayacak.

Taiwan’ı asla savunamayacaklarını Çin de iyi biliyor.

Daha çok, Beijing yönetimini kızdırıp, Taiwan’a asker çıkarmasına ve bölgeyi askerileştirmesini bekliyorlar.

Tıpkı Rusya’ya Ukrayna’da yaptırdıkları gibi, Kırım’ın ilhakına benzer bir durum.

Çin, Taiwan’a karşı harekete geçip adayı fiili olarak da sınırlarına kattığı anda, ABD küresel çapta siyasi ve ekonomik izolasyon kampanyası başlatacak.   

Çin’in bölgedeki deniz ticareti aksayacak ve ekonomisi bundan yara alacak.

2016 RAND RAPORU

Bu sonuçlar, “Çin ile Savaş: Düşünülemez olanı Düşünmek” başlıklı 2016 tarihli bir RAND Corporation belgesinde ortaya konmuş.

Rapor, Amerika’nın askeri avantajının Çin karşısında düşüşte olduğuna dikkat çekiyor ve ABD-Çin savaşının küresel çapta olmayacağını ileri sürüyor. ABD’nin lehine olacak birkaç güncel gerçeği de ortaya koyuyor.

Raporun 9. sayfasında şöyle yazıyor:

“Bir savaşın bölgesel ve konvansiyonel olacağını varsayıyoruz. Esas olarak denizde ve altında gemiler, uçaklar ve birçok çeşit füze ile ve uzayda (uydulara karşı) ve siber uzayda (bilgisayar sistemlerine karşı) yürütülecektir. Çatışmanın, potansiyel Çin-ABD parlama noktalarının ve neredeyse tüm Çin kuvvetlerinin bulunduğu Doğu Asya’da başlayıp devam edeceğini varsayıyoruz.”

RAND Raporu, 2015’te başlayan ve 2025’e kadar uzanan bir fırsat penceresini inceliyor.

Mevcut gelişmeler, ABD’nin bu pencereyi 2030’a kadar uzatabileceğini gösteriyor.

RAND raporundaki asıl mesaj, “Askeri Olmayan Faktörlerin Önemi” başlıklı bir bölüm altında görülüyor:

“Savaşın sonucu askeri olmayan faktörler tarafından belirlenecektir. Bunlar şimdi ve gelecekte ABD’nin lehine olmalıdır. Savaş her iki ekonomiye zarar verecek olsa da, Çin’in zararı daha büyük ve kalıcı olabilir. Bir yıllık savaş, ABD Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nda (GSYİH) yüzde 5-10 civarında bir azalmaya yol açarken, Çin GSYİH’sinde yüzde 25-35’lik bir azalma yaşayacaktır. Hafif bir çatışma bile, derhal sona erdirilmezse, Çin ekonomisini zayıflatabilir. Uzun ve şiddetli bir savaş, Çin ekonomisini mahvedebilir, zor kazanılan gelişimini durdurabilir ve yaygın zorluklara ve altüst olmaya yol açabilir.”

İşte tüm olay burada açıklanıyor: Çin’in yükselişini tersine çevirmek ve onu karaya, sınırlarına hapsetmek. 

Rapor, böyle bir çatışmanın Çin’e vereceği ekonomik zararın müteakip etkilerine dikkat çekiyor.

Bu, Çin’in sosyal ve politik istikrarını baltalamak için zaten sürmekte olan ABD entrikalarının kapısını daha çok açacak, hatta belki de Çin toplumunun bütünlüğünü tehdit edecek.

Rapor aynen şunları söylüyor:

“Bu tür ekonomik zararlar, siyasi kargaşayı şiddetlendirebilir ve Çin’deki ayrılıkçıları cesaretlendirebilir. Rejim ve güvenlik güçleri muhtemelen bu tür zorluklara dayanabilecek olsa da, bunu yapmak, baskıcılığın artmasını gerektirebilir. Çok zorlu bir savaşın ortasında Çin rejiminin meşruiyetini baltalayabilir. Buna karşılık, ABD’nin yerel partizan çatışmaları, savaş çabalarını engelleyebilir, ancak toplumsal istikrarı tehlikeye atmaz, hatta çatışma ne kadar uzun ve sert olursa olsun, konvansiyonel (nükleer olmadığı) kaldığı sürece devletin hayatta kalmasını tehlikeye atmaz. Artan siber savaş, her iki tarafa da zarar verirken, Çin’in ekonomik sorunlarını daha da kötüleştirebilir ve hükümetin huzursuz bir nüfusu kontrol etme becerisini engelleyebilir.”

Amerika’nın hesapları işte böyle.

Ama evdeki hesapların çarşıya uymaması gibi bir gerçek de vardır.

Çin bütün bunları iyi biliyor ve planlama konusunda Amerikalılardan daha iyi olduğunu son 40 senede gösterdi.

Putin iyi bir satranç oyuncusu ise, Xi Jinping de çok iyi bir GO oyuncusu.

Pentagon’daki adamlar ise bana göre “Kızma Birader” seviyesinde.

Kaynaklar:

1. Amiral Cem Gürdeniz – Amerika’nın Yeni Deniz Stratejisi 1-2 (2015)

https://journal-neo.org/2021/09/27/us-war-plans-with-china-taking-shape/

https://www.rt.com/op-ed/537062-us-defend-taiwan-china/