CGTN / Radhika Desai

Kurulduğundan buyana dünya yönetişiminin en kapsamlı çok taraflı kurumu olan ve her ülkenin bir oya sahip olduğu Birleşmiş Milletler (BM) geçen yıl 75. kuruluş yıl dönümünü uygun biçimde kutlayamadı. Daha da kötüsü, BM’nin ilk baştaki çok taraflılığının metni ve ruhunun derinden ihlal edildiği de açıktı.

BM Genel Kurulu (BMGK) salgın, acil çevre sorunları, büyük kalkınma ihtiyacı, artan ümitsiz mülteci dalgaları ve daha birçok dünya sorununun iş birliği ile çok taraflılık gerektirdiğini kavradı. BMGK “İstediğimiz Gelecek, İhtiyacımız Olan BM: Çok Taraflılığa Ortak Bağlılığımızı Teyit Etmek” temasını öne çıkardı.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) daha az umursamaz olamazdı. Daha birkaç ay önce eski ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama’nın düşmanca “Asya’ya yöneliş”ini, onun teknolojik gelişmesi ve salgına karşı mücadelesine yanıt olarak Çin’e karşı yeni bir Soğuk Savaş’a dönüştürdü. BMGK’de Trump “Wuhan Virüsü” ve “Kung Salgını” iddialarını hiçbir kanıt göstermeden tekrarladı. Birçok kişi Başkan Joe Biden’dan 76. Genel Kurul’da farklı olmasını ve çok taraflı oyunda “Amerika’nın geri döndüğünü” vurgulamasını bekliyor. En önemli konularda, Biden Trump’ın tam tersi bir başkan olarak seçilse de ister Çin ya da dış politika, ekonomik politika veya hatta salgın politikası olsun, Trump yönetiminin yaptığı azgınlıklardan dışarı çıkmasının neden zor olduğunu kendi çalışmaları açıklıyor.

ABD ULUSLARARASI HUKUKU AÇIKÇA İHLAL ETTİ

“Amerika geri döndü” gösterisi, Çin’e karşı devam eden ticaret, teknoloji ve askeri saldırganlık, azalan aşılama kampanyası ile ABD Merkez Bankası’nın faiz oranlarını artırma tehdidi ile yavaşlayan toparlanma ve Alaska Zirvesi’nin sığlıklarında parçalandığından başlayamadı. Biden’ın 76. Genel Kurul’daki konuşması farklı mı olacak? Farklı olursa inanılır olacak mı? Öyle olursa gerçekten şaşırtıcı olur. ABD dış politikasının tek taraflılık ve istisnacılık tarzı, Biden’ın takip ettiği kötü Trump politikaları ABD tarihine çok derinden yerleşti.

İktidar ilişkileri en azından BM’de eşit egemenlik ilkesinin bazı ihlallerini belirlerken, örneğin güvenlik konseyinin 5 daimi üyesi gibi, ABD daha da ileri gitti. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nda (IMF) da veto hakkı bulunduğunu ileri sürdü. Böyle bir tek yanlılık ve istisnacılık aynı zamanda ABD’nin onlarca BM anlaşması ve sözleşmesini imzalamaması anlamına da geldi.

ABD’nin uluslararası alandaki tutumunun bu özellikleri, ilk Soğuk Savaş sona erdikten sonra ABD tekrar tekrar birçok ülkenin egemenliğini ihlal edip onlara karşı savaş açınca -Irak, Afganistan, Suriye, ABD’nin birçok melez savaş ve yaptırımlarını saymasak bile- daha da açık hale geldi. Bu savaşların hiçbir meşruiyetleri yoktu ve tamamen bu ülkelerin ekonomik ve siyasi sorumluluğunu inkâr etmeye yönelikti. ABD uluslararası hukuku açıkça ihlal ederken, ister “insani müdahale”, ister “demokrasinin desteklenmesi” ya da “koruma sorumluluğu” diye, bu ihlalleri meşrulaştırmak için yeni bir doktrin üretti.

ABD İHLALLERİ MEŞRULAŞTIRMAK İÇİN YENİ BİR DOKTRİN ÜRETTİ

Başkan Biden sadece ABD dış politikasını kendi geniş saldırısından uzaklaştırmak istemedi, aynı zamanda bu politikanın söylemine kendi katkısını yaptı; sözde “kural temelli uluslararası düzen.” Bu da ABD’nin herhangi bir anda kendisinin uygun bulduğu biçimde yaptığı “yasalar” adına mevcut uluslararası yasaları ihlal etmek için kullandığı bir kılıftan başka bir şey değil. Ancak ekonomik ve siyasi gerçeklikler bu politikanın herhangi bir şekilde değiştirilmesini gerektirebilir; bu yaklaşık yarım asır önce Vietnam’dan çekilmek için doğru olduğu kadar bugün Afganistan çekilme için de doğrudur. Son olayda, ek olarak, bu gerçeklikler, Çin’e karşı yeni ABD, İngiltere, Avustralya Paktı’nın gösterdiği üzere, ABD’nin kaynaklarını, Çin ile mücadelesine odaklaması gereğini de içeriyor.

ABD’nin aklı başında çok taraflı ve iş birlikçi yönetişime karşı oluşturduğu tehdit

17 ülkenin BM Sözleşmesi’nin Savunulması için Dostlar Gurubu’nun kurulmasına yol açtı. Bu ülkeler arasında Çin, Rusya, Küba, Venezuela, Laos ve Vietnam gibi birçok sosyalist ülke var. Biden’ın ABD’nin uzun zamandır yerleşmiş uluslararası hareket tarzından ayrılabileceği ya da ayrılacağı ile ilgili kanıtının olmadığı dikkate alınırsa, böyle girişimler şimdi her zamankinden daha acil bir ihtiyaç.