CGTN / James Rae

Amerikan siyasetinde, Alaska, 2000’li yılların başında “hiçbir yere gitmeyen köprüye” boşa harcanan parayla ünlüdür. Alaska’nın Anchorage kentinde yakında ABD-Çin diyaloğunun, hiçbir yere gitmeyen bir köprü olup olmadığını düşünüp taşınmada, “hiçbir yere gitmeyen köprüyü” bir benzetme amaçlı olarak borç alabiliriz. Büyük olasılıkla, öngörülebilir bir gelecekte hiçbir yere gitmiyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın göreve gelmesinden bu yana ABD’nin kuzeyindeki Alaska eyaletinde Amerikalı ve Çinli diplomatlar arasındaki ilk üst düzey görüşmeler genel olarak soğuktu ve yıpranmış ilişkilerin yeniden inşasında somut bir adım atılmadı. İlginç bir şekilde, her iki taraf da farklı nedenlerle olsa bile kendilerinin güçlü bir konumda olduğu hissiyle görüşmelere geldi. Ve sonuç olarak, her iki heyet de muhtemelen yapmak istediklerini ortaya koydukları için memnunlar. 

Çin tarafından bakınca, Çin, Covid-19 salgınının üstesinden gelmek için bazı kısıtlamalara rağmen, dünya tarihinde daha önce tecrübe edilmemiş bir şekilde 40 yıldır süren kesintisiz büyüme sağlama güveniyle görüşmeye geldi. Çin’in, salgının yayılmasını kontrol altına alma ve bazı normalleşmeleri başarması bir güven duygusu yarattı.

Geçen ay ABD yönetimi, Covid-19 salgınıyla mücadelede etkili bir aşılama programı başlattı. Aşılama çalışmaları bulaşmayı ve hastaneye yatmaları geriletti ve kesinlikle Joe Biden yönetiminde biraz heyecan yarattı. Ne var ki Amerika’da ekonomik temeller kesinlikle karışıktır ve 1990’lı yıllardan bu yana çarpıcı şekilde inişli çıkışlı olmuştur. 

ABD heyeti, dünyanın eski başkan Donald Trump’tan kurtulduğu için memnun olmasına ve salgında bazı düzelmelerin sevinmeye bir zemin hazırlamasına rağmen, Çin ile ilişkilere “güçlü bir yerden” yaklaşma arayışında. Ülkeler Yeni İpek Yolu projelerinden ayrılacak mı veya Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan çekilecekler mi? Ülkeler Çin’e ve onun devasa tüketim talebi piyasasına yatırım yapmayı bırakacak mı?

DÜNYA DAHA FAZLA ABD MÜDAHALESİ İSTEMİYOR

Ülkeler kendi piyasalarına Çin yatırımı yapılmasını engelleyecek ve teknolojik yardımdan kaçınacaklar mı? Pek sanmıyorum. Amerikan yaklaşımı her vakit kısa vadeli anlayışa sarılırken, Çinli diplomatlar her zaman uzun vadeli oyun oynuyorlar.  Çin, ABD’yi yakalıyor ve bu, ABD’nin ayrışması veya Beijing yönetimi üzerinde daha fazla kapsamlı baskısı nedeniyle değişmeyecek.

Bunlar, bu tür görüşmelerde ortaya çıkan yapısal koşullardır. Taraflardan öğrendiğimize göre, kameraların önünde daha çatışmalı bir açılıştan sonra iki taraf bazı önemli konuları değerlendirdi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “bir dizi konuyla ilgili olarak sert ve açık sözlü görüşmeler yapılmasını beklediğini ve tam olarak sahip oldukları şeyin bu olduğunu” söyledi.  Benzer şekilde Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Siyasi Bürosu Üyesi ve Dış İlişkiler Çalışma Komitesi Genel İşler Ofisi Başkanı Yang Jiechi de görüşmeleri “açık sözlü, samimi ve yapıcı” olarak nitelerken, “Çin’in, ulusal egemenliği, güvenliği ve gelişmesini kesinlikle koruyacağını” yineledi.

Bununla birlikte zeytin dalları halen ellerindeydi. Yang umutlu bir geleceğe elini uzattı, iki tarafın çekişme olmaksızın, çatışma olmaksızın, karşılıklı saygı ve kazan kazan iş birliği ilkelerini kullanarak ikili ilişkilerini sürdürmeleri tavsiyesinde bulundu. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken da ortak çıkarların Afganistan, İran, Kuzey Kore ile ilgili güvenlik konuları ve iklim değişikliği gibi alanlarda yönetimle ilgili konularda ortak çıkarlar olduğuna işaret etti.

Sonraki adımları dikkatlice izleyeceğiz. Birçok Amerikalı gözlemci ve dış politika yapıcılar, ilişkilerin başarısız olduğunu kabul ediyorlar. Asya’yı yeniden dengelemenin ve Hint-Pasifik tasavvuru etrafında stratejik düzeni yeniden biçimlendirmenin, Trans-Pasifik gibi dışlayıcı kuruluşları yeniden oluşturmanın veya Çin’in uluslararası finansal kuruluşlardaki varlığını azaltmanın zor olduğu fark ediliyor.

Yabancı elleri Çin’in iç koşullarına sokmak ABD için gerekli ve uygun bir rol gibi düşünülüyor. Fakat dünya daha fazla ABD müdahalesi istemiyor, yine de Biden yönetimi, Çin’e karşı daha sert pozisyon alan derin bir Amerikan-Avrupa ortaklığı peşinde gibi görünüyor. BRICS ülkelerinin, gelişmekte olan ekonomilerin ve en az gelişmiş ülkelerin Amerikan bayrağının altında toplanması olasılığı neredeyse imkânsız gibi duruyor.

Biden ekibi, Önce Amerika Trumpizm’inin dört yıllık yönetiminin yol açtığı bir iktidar boşluğu hayal ediyor. Çin, Trump seçilmeden çok uzun zaman önce çoktan uluslararası sahnede yerini almıştı. Çin’in dış politikası, modernleşmek için kaynaklara erişimde ticareti kullanarak ve ekonomik üretim ve yatırım için büyük piyasa payı peşine düşerek, yirmi yıldır büyük oranda değişmedi.  İlişkileri sürdürmek ileri gitmede tek gerçekçi yoldur; gereksiz çatışma ve düşmanlıktan kaçınma sözünü tuttuğu için en azından bir yere giden bir köprüdür ve inşa etmeye değer bir şeydir.