Bir gazeteci veya bir akademisyen için doğru olmadığını bildiği şeyi ısrarla söylemenin açıklaması nedir? Soner Yalçın’ın dediği gibi “bu düzenin akademisyeni” veya gazetecisi olmaları mı? Nevşin Mengü’yü YouTube kanalında dinliyoruz, kendince Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki uygulamalarını anlatıyor. Daha doğrusu Batı’nın servis ettiği yalanları soluk almadan sıralıyor. Kendini öyle inandırmış ki, Kaşgar’dan veya Urumçi’den bildiriyor sanırsınız. Bölgeye, hatta Çin’e gitmemiş, ama olsun!

Akademisyenler de çok farklı değil. Prof. Dr. Kutay Karaca, Tv100’de Uygurlara yapılan uygulamaları savunmak bahanesiyle aslında bir siyasi partiye yüklenmek istiyor. Daha da ilginci, Türkiye-Çin ilişkilerinde hassas konu olan Uygur meselesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) rolünü maskelemek derdinde. Hatta, “ABD, 11 Eylül’den sonra Rusya ve Çin’e saha açtı” diye yakınıyor. “Her Uygur evine bir Çinli erkek yerleştiriliyor” propagandasına o da açık artırmayla katılıyor ve “bir, iki, üç erkek yerleştiriliyor” diyor.

TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİ KİMLERİ HUZURSUZ EDİYOR?

Prof. Dr. Karaca, doktora tezini Türkiye-Çin ilişkileri üzerine yazdığını hatırlatarak, Abdullah Öcalan Yunanistan’a sığınmak istediğinde Çinlilerin “Xinhua ve Halkın Günlüğü gibi resmi yayın organlarında” “niye biz almadık” dediklerini iddia ediyor. Karaca’nın “Güç Olma Stratejisi Çin-Soğuk Savaş Sonrası Türkiye-Çin İlişkileri” adlı kitabında konuyla ilgili bölüme bakınca, o yazıyı doğrudan okumadığını, Nuraniye Ekrem’den aldığını görüyoruz. O da yam.cccc.com adresindeki siteden almış. (Siteye erişim sağlayamadım.)

Çinli stratejiste göre, “Öcalan’ı almış olsa Çin, Türkiye’ye cevap vermekle kalmayacak, Türkiye’ye karşı bir siyasi koz elde etmiş olacaktı.” İyi de, Du Ren adlı stratejist Xinhua veya Halkın Günlüğü’nde yazmıyor ki, daha ilginci ABD’de yaşıyor ve bu ülkeden Çin yönetimini eleştirmeye çalışıyor. Nuraniye Ekrem, bu konuda ayrıca Kanada’da Çince yayımlanan bir dergiye atıf yapıyor. Prof.Dr. Karaca da yıllar sonra bunları Çin’in resmi görüşü gibi göstermek ve ikili ilişkileri “bulandırmak” istiyor.

YAZDIKLARINI UNUTANLAR

Prof. Dr. Karaca, “PKK’dan ele geçen Çin menşeili mayınları ne yapacağız?” diye soruyor. Kitabı 12 yıl önce yayımlanmış, o nedenle ufak bir yanılma olabilir. Zira kitabında “yakalanan PKK militanlarında ele geçen hafif silahların çoğunluğunun başta RF olmak üzere eski Doğu Bloğu ülkeleri ve ÇHC menşeli olduğunu, bir kısım silahların ise Almanya, İtalya, İngiltere, İspanya, ABD gibi ülkeler tarafından üretildikten sonra, doğrudan veya dolaylı yollarla terör örgütlerine aktarıldığını, mayınların büyük çoğunluğunun ise İtalyan menşeli olduğunun görüldüğünü” yazıyor. Bir de, “ÇHC’nin ürettiği silahların satışını kontrol edememesi bu silahların birçok uluslararası terör örgütünün eline geçmesine neden olmaktadır” notunu düşüyor ve “Bu politikanın bilinçli uygulandığı yönünde kaygılar bulunmaktadır” diye ekliyor. Bilinçli uygulamanın nasıl olduğu konusunda Karaca’nın Suriye’ye bakması yeterli. Prof. Dr. Karaca, Çin’i de PKK konusuna katmaya niyetli, ancak diğer tarafta 40 bin TIR silahı görünce utanıyor olabilir.

Soner Yalçın’ın dediği gibi, “Boş konuşanların ülkesi oldu Türkiye! Her söylenene inananların ülkesi yapıldı Türkiye!”

Kamil Erdoğdu