CGTN / Keith Lamb

Reuters’in Washington’da Komünizm Kurbanlarını Anma Fonu (VCMF) için çalışan bağımsız bir araştırmacı olarak tanımladığı Adrian Zenz, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki soykırım iddialarını desteklemek amacıyla yeni bir makale yayımladı. Elbette, VCMF’nin açık bir şekilde bütün sosyalist ülkeleri yok etmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümeti tarafından kurulduğu düşünülürse, bağımsızlık iddiaları kuşkuludur, bu da onun araştırmasının göründüğü gibi değerlendirilemeyeceği anlamına gelir. 

Zenz’in iddiasının temeli, Xinjiang’da doğum oranlarındaki düşüşün “soykırıma” işaret ettiğine dayanmaktadır. Ancak kendi yeni makalesinde kabul ettiği gibi, Uygur ve diğer etnik azınlıklara dört çocuğa kadar izin verilmiştir. Bu yüzden, soykırım niyetini sadece düşen doğum oranlarına bağlamak çok aceleci davranmaktır. Daha geniş resim, batı Çin’de doğum oranlarındaki düşüşe yol açan büyük gelişim başarılarını kesinlikle kapsayacaktır.

Aslında Zenz’in iddiası, çok karmaşıktır ve Çin politikası içinde soykırım niyeti bulma girişiminde bulunmaktadır. O, “nüfus dengesizliği” ve yüksek terörizm olayları olarak adlandırdıkları şeyle bağlantı kuran farklı Çinli akademisyenlere işaret ediyor. Örneğin Zenz, Xinjiang Sosyal Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü Müdürü Li Xiaoxia’dan alıntı yapıyor. Li, karışmayan tek bir etnik grubun, tek alanda yoksullukla birleştiğinde ulusal bir kimlikle zayıf bir özdeşleşmeye yol açacağına inanıyor. Zenz’e göre, Li, güney Xinjiang’ın sadece yüzde 15’inin Han etnik kökenli olduğuna ve tavsiyesinin, büyük bir insan girişi ve çıkışını teşvik etmek olduğuna işaret ediyor.

Ancak, iç göç için verilen desteği soykırımla bir araya getirmek, rahatsız edici bir örnek oluşturuyor. Sonuç olarak, Batı’da, sadece kendi Avrupa uygarlık alanından değil, aynı zamanda her kıtadan gelenlerle ilgili etnik çeşitliliği benimsemeye cesaretlendiriliyoruz. Söylemeye gerek yok, çok kültürlülük ve göç, kabul etsek de etmesek de soykırım değildir.

ADRIAN ZENZ’İN GERÇEKTEN UZAK İDDİALARI

Zenz, Li’ye benzer yorumlar yapan diğer akademisyenlerden de alıntı yapıyor, fakat tüm yazıları okuduğumda, Zenz’in onların sözlerini abarttığını fark ettim. Örneğin, Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde kıdemli bir araştırma görevlisi olan Xu Jianying’in endişesi terörizmle ilgilidir ve onun bir unsur olarak etnik türdeşlikten bahsetmesi tek bir cümleyi bile kapsamıyor. Xu, yazısında aşırılıkla mücadelenin bir yolu olarak insanların geçim kaynaklarını iyileştirmenin ve kültürel değişimleri teşvik etmenin önemini tartışıyor.

Xinjiang Üniversitesi Batı Çin Ekonomik Gelişmesi ve Reform Araştırma Enstitüsü Dekanı Liu Yile, aslında, Xinjiang’dan dışarı göçün bir sorun olduğunu ifade ediyor. Liu, Xinjiang’da kalkınmanın etkili olması için yerel yeteneklerin ayrılmasını önlemek için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ve Xinjiang’ın dışarıdan daha fazla yetenek çekmeye ihtiyaç olduğunu savunuyor. 

Daha da önemlisi, bu kişilerin bireysel akademisyenler olduğunu ve onların açıklamalarını kesinlikle merkezi hükümetle ilişkilendirme planını kanıtlamak için zor olacağını unutmamalıyız. Bununla birlikte Zenz, soykırım niyetinin kanıtı olarak üstte bahsedilen bilimsel görüşler ve hükümet eylemleri arasında bir bağ kurmaya devam ediyor. Ne var ki, ciddi soykırım suçunun kanıtı belgelenememiştir.

Zenz, Xinjiang’ın nüfusunun azaltılması için belirlenen politikalar tarafından özellikle hedef alındığına dair görüşünü desteklemek için hükümetin resmi internet sayfalarını kullanıyor, ancak onun neyi soykırım olarak anladığını öğrenmek zor. Örneğin, bir resmi internet sitesi sadece Baicheng İlçe Sağlık Komitesi’nin sorumluluklarını listeler. Bu listeler, yaşlılara bakma, hastalık önleme uygulamaları ve aile planlaması gibi faaliyetleri kapsamaktadır. 

2019 yılında Gumidi kasabası yönetiminin yasadışı doğumlarla ilgili soruşturmasını incelediğim zaman, bunun belki de bir açık delil olacağını düşündüm. Bununla birlikte, içinde Uygurlara işaret eden hiçbir şey yoktu, aslında bu kırsal kesimlerdeki etnik azınlıklara dört çocuğa izin verilmesinden bahsediyor. Bu bakımdan, yasadışı doğumlarla ilgili soruşturma, dörtten fazla çocuğu olan aileleri göz önüne alıyor.

Belgenin tamamında, hükümetin geçmişte etnik azınlıklar arasında aile planlaması yasasının ihlal edilmesine göz yumduğu hissediliyor. Belgede şimdi yasaya uyulması tavsiye edilirken, ayrıca yoksul aileler için daha hafif cezalar öngörülüyor. Elbette, Batılı bir bakış açısına göre, bir ailenin dörtten fazla çocuğa sahip olmasını önlemek bir temel insan hakkının reddedilmesi gibi görülebilir. Bununla birlikte, geleneksel olarak tek bir çocukla sınırlı olan Han etnik kökeninden kimselerin kentsel sakinleri için daha da kısıtlayıcı olmuştur. Ne olursa olsun, adil ya da değil, sıkı aile planlamasını “soykırım” olarak tanımlamak çok ileri gitmektir. Zenz’e cömert bir tavır sergileyerek, onun, Çin’deki aile planlaması politikası tartışmasının yanı sıra çok kültürlülük üzerinde tartışmalara yol açan iç göçün doğruları ve yanlışları sorusunu gündeme getirdiği savunulabilir. Yine de hiçbir tartışma “soykırım” ifadesini mazur göstermez.

Gerçekten, Çin’in hızlı gelişimi bağlamında insanların kitlesel hareketi, akademisyenlerin “soykırım” ifadesine başvurmadan, her bölgede “yerliler” karşısında “yabancılar” anlatılarını oluşturmasına yol açtı. Önemli biçimde, Zenz’in alıntılarının hiçbir yerinde yukarıda adı geçen Çinli akademisyenlerin, Uygur kültürünün yok edilmesine çalışıldığından bahsettiğini okumadım. Onların kaygıları öncelikle yabancı bir istilacı güç olarak gördükleri Cihat terörizmiyle ilgiliydi. Zenz makalesinde, rahatlıkla bu yaşanan terörizm gerçeğini görmezden geliyor. Zenz’in, Çin akademik söylemini mantıksız olarak itibarını sarsmasına ve aynı anda kendine ait somut bir tavsiye vermemesine olanak sağlayan bu inkârdır.