İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Helin Sarı Ertem, CRI Türk’te Güçlü Özgan ve Barış Mutlu’nun hazırlayıp sunduğu “Manşet” programına konuk oldu. Ertem, Afganistan’da Taliban’ın ilerleme sürecini ve Türkiye’nin bölge politikasını değerlendirdi.

Afganistan’ın içinde bulunduğu konum nedeniyle Türkiye’nin Afganistan’da bulunması konusunda kanaatinin olumlu olmadığına vurgu yapan Helin Sarı Ertem, Türkiye’ye biçilen bu rolün çok riskli görülen bir noktada olduğunu ifade etti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO güçlerinin bölgeden çıkışının ardından Afganistan’ın çok daha hızlı bir şekilde görüldüğü üzere Taliban’ın etkisi altına girdiğini kaydeden Doç. Dr. Ertem’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

TÜRKİYE NEDEN RİSK ALSIN?

“Böyle bir ortamda Türkiye’nin bölgede ne kadar istendiğine dair şüphelerimiz var. Taliban şu anda sahada alan kazanmaya çalışırken acaba Türkiye’nin bölgeye gelmesine sıcak bakıyor mu? Taliban tarafından yapılan ilk açıklamalar olumlu değil. Türkiye bu role başından beri sıcak baktığını belirtirken aslında büyük bir risk de alıyor. Çünkü Taliban ile Türk güçlerinin karşı karşıya gelmesi hiçbirimizin istediği bir şey değil. ABD buradaki durumu eline yüzene bulaştırarak bölgeden çıkıp giderken, Türkiye neden askeri anlamda risk alsın? Bu konuda açıkçası benim çekincelerim var.

1920’li yıllardan beri aslında Afganistan ile çok derin ilişkilerimiz mevcut. Çok daha geriye baktığımızda da neredeyse 2 bin yıl süren Türk kökenli devletlerin hakimiyeti var. Dolayısıyla bizim kültürümüze bir sempati var. Fakat bununla birlikte Afganistan ağırlıklı olarak özellikle son yüzyılda Peştunların yönetiminde, idare edilmeye çalışılan ama asla idare edilemeyen bir ülke. Afganistan’da en az 14 aşiret-kabilenin etkin olduğunda bahsediliyor. Etnik ve mezhepsel anlamda ciddi kimlik bunalımı yaşanıyor.

NATO 2001 yılından beri görev yaparken Türkiye’de ciddi anlamda komuta görevleri üstlendi. Türkiye en az saldırıya uğrayan ülkelerden biri oldu. Türkiye oradaki kültüre hakimdir. Türk askeri Müslüman bir toplamda nasıl hareket edilmesini gerekliğine dair o doğal bilgiye sahip ve sempatiyle karşılanıyor. Ancak Taliban Türkiye’yi Batı’nın bir parçası olarak görüyor. Bu konuda da Türkiye’nin İslam kimliği ile NATO üyeliğini birbirinden ayırarak yorum yapıyor ve Türkiye’nin istenmediğini belirtiyor.

EKONOMİ BOZULDUKÇA GÖÇMEN KARŞITLIĞI ARTIYOR

Afganistan’da psikolojik bir savaş da yürütülüyor. Bu noktada elbette ki, Taliban gücünün maksimum seviyede hissedilmesinden mutluluk duyuyor. Zaten ABD çekilme kararını Biden yönetiminde tam olarak açıkladığında Taliban zafer ilan etti. Dolayısıyla bundan bir güç devşirdi. Ülkedeki gücünün olduğunun daha üstünde tanımlanması, bir korku atmosferinin yaratılması aslında Taliban’ın da işine geliyor. Çok emin değilim bu kadar gösterildiği kadar güçlü olup olmadığı konusunda. Tabii ki gücü var fakat bütün bir ülkeyi ele geçirebilecek güçte mi? Bu konuda şüpheler var.

Afgan düzensiz göçmenleri konusunda çok net danışıklı bir dövüş var. İran buna göz yumuyor. ABD üstü kapalı bunu destekliyor. ABD işgal ettiği, müdahale ettiği bölgelerde uzun yıllar kaldığı için büyük angajmanlara giriyor. Oralarda ciddi ittifak grupları oluşuyor. ABD ve NATO’ya hizmet eden yaklaşık 55 bin kişilik bir Afgan nüfusundan bahsediliyor. Bununla birlikte seküler yaşam isteyen ve Taliban’dan korkan, endişe eden yaklaşık 10 milyon kişinin de göç etmeye çalıştığı söyleniyor. Zaten nüfus yaklaşık 40 milyon civarında. Aşağı yukarı nüfusun dörtte birinin ülkeyi terk etmeyi düşündüğü öngörülüyor. Bu çok büyük bir rakam. Türkiye’nin bunu kaldırabilme kapasitesi yok zaten ama çok enteresan ve çok da tehlikeli bir noktada duruyoruz. Ben yaklaşık 2 yıldır ekonomimiz bozuldukça ne yazık ki, Türkiye’de göçmen karşıtlığı, yabancı karşıtlığı artacak, diyorum. Türkiye’nin işi çok zor. Bununla baş edilmek hiç kolay işler değil. Ciddi önlemler gerekiyor.”