CGTN / Keith Lamb

Batı basınının çıkardığı propagandaya inanırsak o zaman Afganistan kocaman bir hatadır. Mantıklı bir oyuncu için hatalar nadir olmalıdır, çünkü onlar öğrenilen şeylerdir. Ancak liberal emperyalizm için savaş “hatası” aslında mevcut durumu yansıtır. Tüm ağırbaşlılığımızla Irak ile Libya’nın yanı sıra Suriye’ye bakamayız ve Afganistan’ın garip olduğunu ileri süremeyiz. Endişe verici bir şekilde, bir liberal demokraside biz insanların devletlerin efendisi olduğumuzu söyledik. Ancak bu doğruysa, o zaman biz insanlar en korkunç insan hakları zulümlerini işlemekten suçluyuz.

Sonuç olarak, bu savaşlar sayısız ölümlerden, ölçülemez acılardan ve egemen devletlerin büyük çapta yıkımından sorumludur. Bunu akılda tutarak, seçim basit, kişi ya liberal sistemin doğruluğunu ve toplu suçlamayı kabul eder veya demokratik olmayan güçlerin liberal demokrasileri gasp ettiği sonucuna varır. İkinci sonuç doğrudur, çünkü liberalizmin çatışan doğası ne kendi yüce gönüllü ideolojisiyle uyumludur ne de Batılı vatandaşlar arasındaki barış arzusunu yansıtır. 

Liberal “savaş hatası döngüsüne” baktığınız zaman kabaca şöyle çalışır; ilk olarak bir düşünce kuruluşu savaşı haklı çıkarmak için bir strateji oluşturur. İkincisi, bu düşünce kuruluşu, sahte sivil toplum örgütleri ve hükümetin göz yummasıyla birlikte bir zulüm propagandası yaratır. Üçüncüsü bu propaganda, kamuoyunda paniğe sebep olan kitle iletişim araçları tarafından yayılmaktadır. Dördüncüsü bu “demokratik panik” hükümetlerin bir savaş başlatmasına yol açar. Beşincisi savaş başarısız olduğunda toplu bir hata olarak propaganda yapılır.  

Demokrasi birkaç kişi tarafından gasbediliyorsa o zaman üstte bahsedilen döngüyü kapsayan mevcut durumdan kimin faydalandığı sorulmalıdır. En açık kazananlar, savaştan kâr eden silah üreticileridir. Günümüz emperyalizmi sadece kaynakların yağmalanması ve diğerlerinin yükselmesini önlemek için strateji oluşturmakla ilgili değildir, aynı zamanda fazla sermayeyi savaştan kâr eden liberal seçkinlere transfer etmek için bir raket olarak çalışır. Savaş, mükemmel bir tertiptir, çünkü silahların hızla geliştirilmesi gerekir, bombalar hızla yok eder, bu da daha fazla tüketime yol açar. Üstelik savaşın sisinde, işler durumdaki devletlerde sermaye yönetiminin hesap verebilirliği kaybolmuştur. Eski ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, 1961 yılındaki veda konuşmasında, silah üreticilerinin hükümetle yakın bağları olması nedeniyle kamu gündemini etkileme konusunda sahip oldukları alçakça etki konusunda uyardı. Eisenhower bunu “askeri-sanayi kompleks” olarak adlandırdı ve Amerikan demokrasisine bir tehdit olarak gördü. 

UZUN SOLUKLU 20 YILLIK BİR “HATA”

Afganistan söz konusu olduğunda, hükümet kuruluşlarından silah üreticilerinin kurullarına kadar yayılan savunma üyeleriyle dolu düşünce kuruluşu “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) egemenliğini temin etmek için sert güce başvurmasını haklı çıkaracak stratejiyi çoktan hazırlamıştı. Onlar, dönüşüm sürecini hızlandırmak için bir Pearl Harbor’a ihtiyaç olduğunu bile konuştular.  9/11 terörist saldırıları, halkın desteğini savaşa odaklamak için bir hızlandırıcı işlevi görürken, ABD aslında çoktan Afganistan’ın işgaline hazırlıklıydı. BBC, 18 Eylül 2001’de, “eski Pakistan Dışişleri Bakanı Niaz Naik’e, üst düzey Amerikalı yetkililerin temmuz ayı ortasında, Afganistan’a karşı askeri harekâtın ekim ayı ortasında başlayacağını söylediğini” bildirdi. 

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, birçok kişi savunma için daha az finansmana ihtiyaç duyulduğu için yeni bir inşa ve barış döneminin başlayabileceğini düşündü. Ancak, barış askeri-sanayi kompleksinin çıkarlarına ters düşüyordu ve sonuç olarak, Afganistan’ın 20 yıl süren yıkımını haklı çıkaran terörizmle mücadele, sadece Amerikalı vergi mükelleflerinden değil, aynı zamanda uluslararası ödemelerde dolar kullanan tüm dünyadan sermaye fazlasını çeken askeri-sanayi kompleksinin devam etmesine yol açtı. 

Raytheon, General Dynamics, Boeing, Lockheed Martin ve Northrop Grumman gibi silah üreticileri için Afganistan hatadan başka bir şey değildi. Afganistan savaşının en büyük fırsatçılarından herhangi birine yatırım yapan biri o zaman yüzde bin kâr elde ederdi. Ayrıca, liberal savaş makinasında çok büyük özelleştirmeler oldu. Bugün her askeri personel için üç özel yüklenici var. Bu da dolayısıyla hükümet içindeki bu yozlaşmış fırsatçılara fırsatlar sağladı. Örneğin, Afganistan’ın işgalinde çalışan ilk güvenlik şirketlerinden biri olan ve CIA için döner kapı olan Blackwater’ın kurucusu Eric Prince, ciddi ölçüde eski ABD Başkanı George W. Bush yönetimine finansman sağlamaya dâhil oldu. Ayrıca, Afganistan’da lojistik ve mühendislik desteği sağlayan KBR şirketinin ana şirketi Halliburton’un başkanı olarak eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney vardı. 

Sadece, sermayenin yozlaştırıcı gücü Washington liderliğindeki liberal sistemin zirvesine vardığı zaman Afganistan savaşının, kesinlikle çok az devlet inşası olduğu için anlamlı olduğu anlaşılacaktır. Batılılar olumlu sonuç görmediler ve insan hakları kaygıları, ABD’nin ilgilendiği ve kendisinin en kötü insan hakları ihlalcilerinden biri olması gerçeğiyle birleşen savaşın çözümüyle reddedildi. Afganistan’ın, dünyadaki afyonun büyük bölümünü üreten bir uyuşturucu devletine dönüşmesi ve 241 binden fazla ölümle savaşın, ahlaklı bir oyuncunun başarıyı tanımlayacağı bir şekilde başarılı olacağı asla tahmin edilmiyordu. Aksine, küçük bir psikozlu seçkini zenginleştiren uzun soluklu 20 yıllık bir “hata” olarak farz edildi.