China Daily / Wang Wei

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu 76. Toplantısı’nda yaptığı konuşmada ABD askerlerini Afganistan’dan çekme kararını savundu.

Biden, “Afganistan’daki 20 yıllık çatışmayı sona erdirdik ve bu sonu gelmeyen savaş dönemini kapattığımız için yeni bir aralıksız diplomasi çağını açıyoruz.

Dünyanın her yerindeki insanları geliştirmenin yeni yollarına yatırım için kalkınma yardımımızın gücünü kullanarak; demokrasiyi yenileyerek ve savunarak; ne kadar güç olursa olsun karşı karşıya kalacağımız sorunların halk tarafından ve halk için yönetiminin tüm insanlarımız için halen en iyi yol olduğunu kanıtlayarak.” dedi.

Biden’ın güzel sözlerinin tam tersine ABD hakkındaki gerçek oldukça çirkin. 18 Eylül 2001 tarihinde ABD Kongresi dönemin ABD Başkanı George W. Bush’a, “11 Eylül 2001 tarihinde meydana gelen terörist saldırıları planladığını, yetkilendirdiğini, işlediğini veya yardım ettiğini belirlediği ülkeler, örgütler ya da kişilere karşı ve bu tür ülkeler, örgütler ile kişilerin ABD’ye yönelik gelecekte herhangi bir uluslararası terörizm eylemlerini önlemek amacıyla gerekli ve uygun bütün gücü kullanması için” yetki verdi.

Bundan kısa süre sonra Bush, “Afganistan’daki El Kaide’nin hayalet yönetimini sona erdirmek için Sonsuz Özgürlük Operasyonu’nu” başlatarak, bu çatışmanın “şimdiye kadar gördüğümüz diğer hiçbirine benzemeyen uzun bir operasyon olacağını” söyledi. Ne gariptir ki Bush, belirleyici bir tahmin yaptı, çünkü operasyon ABD’nin en uzun savaşı oldu.  

ABD, AFGANİSTAN’DA “BATI TARZI BİR DEMOKRASİ” KURAMADI

Yirmi yıl süren nafile müdahaleden sonra Biden, Afganistan’daki Amerikan askerlerini çekmeye karar verdi. Ancak ABD’nin düzensiz olarak çekilmesi Afgan hükümetinde güven eksikliğine yol açtı. Gerçekte, Afganistan’daki durum ABD’nin tamamen çekileceğine ilişkin haberler kamuoyuna sızar sızmaz kontrolden çıkmaya başlamıştı. Karmaşa ve belirsizlik arasında Taliban 15 Ağustos’ta başkent Kabil’e girdi ve Eşref Gani liderliğindeki hükümet direnmeden düştü. 

ABD, Afganistan’dan yenilgiyle ayrılan ikinci süper güç oldu. ABD, yaklaşık 20 yıl süren işgale ve 2 trilyon dolardan fazla harcamasına rağmen, Afganistan’da Batı tarzı bir demokrasi kuramadı. 

2001 yılından bu yana ABD başkanlarının ortak görevlerinden biri Afganistan’da farklı görevleri savunmak oldu. Mayıs 2003’te ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) açıklamasında, “Afganistan’daki önemli savaş sona erdi. ABD ve uluslararası ortaklarının odağı ülkeyi yeniden yapılandırmaya ve Batı tarzı bir demokratik siyasi sistem tesis etmeye çevrildi.” denildi. 

“Büyük Orta Doğu Projesi”nin bir parçası olarak Afganistan demokrasi deneyimi büyük ilgi gördü. Afganistan’da 17 Eylül 2005 tarihinde düzenlenen seçimden sonra bir hükümet kuruldu. Ve “yaygın yolsuzluğu” bilinmesine rağmen, hükümet ABD’nin eylemlerini haklı çıkarma gereksinimini karşıladı. 

Kasım 2011’de dönemin ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, “Afganistan, sonunda kendisini yönetebilecek ve güvenliğini sağlayabilecek bir ülkeye dönüşüm için yeteneğimiz açısından çok daha iyi durumda. Açıkçası Afgan askeri ve polisi büyük başarı kaydediyor. Afgan ordusu operasyonlar düzenliyor.” dedi.

ABD’NİN İŞGALİ AFGAN HALKININ YARARINA OLMADI

Afganistan’daki durum anlatılanın tam tersiydi. 2013 yılındaki bir inceleme raporunda, “ülkede uygun bir demokrasi bulunmadığına, ülkenin güvenli olmadığına, halkın büyük bölümünün hala yoksul ve cahil olduğuna ve halen Taliban, El Kaide ve birçok uyuşturucu kaçakçısının oyunun içinde bulunduğuna” dikkat çekildi. Daha sonra eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi, Afganistan konusunda “yeterince iyi” bir görüşü benimsedi, bu, “Batı tipi demokrasileri geliştirme girişimlerinin genellikle umutsuz olduğunun ve ABD’nin rolünün sınırlandırılması gerektiğinin” kabul edilmesiydi.  

Daha kötüsü, 2016 yılının başında “birlik hükümetinin” ciddi bir siyasi krizle karşı karşıya kalması, dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’i Kabil’i ziyaret etmeye ve çöken rejimi kurtarmaya çalışmaya mecbur etti. Yine de Kerry bile sorunun çözümüne yardımcı olamadı. Hükümet içindeki gergin çekişme asla çözülemedi ve sorumluluk hükümet yetkilileri için bilinen bir kelime değildi. 

Bunun için önceki ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin marjinalleştiğine işaret eden Taliban ile geri çekilme anlaşmasını doğrudan görüşmesi için hükümet yetkililerine talimat verdi. Gani, Taliban başkent Kabil’e girdiği zaman Afganistan’dan kaçmıştı. 

ABD’nin işgali hiçbir zaman Afgan halkının yararına olmadı. Sağlıklı bir demokrasiyi geliştirmek yerine ABD, Afganistan’ın sosyoekonomik gelişmesine zarar veren yozlaşmış bir hükümet yarattı. 

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e göre, Taliban yönetimi almadan önce bile, Afgan halkı zaten “dünyadaki en kötü insani krizlerden birini yaşıyordu.” Guterres, “Bugün her üç Afgan’dan biri bir sonraki yemeğin nereden geleceğini bilmiyor. Yoksulluk oranı artıyor ve temel kamu hizmetleri çökmeye yakın.” dedi. Görünüşe göre, ABD’nin Afganistan’da modern demokrasi kurma çabası işe yaramadı. Biden’in kısa süre önce, “Afganistan’da istikrarlı bir hükümet inşa edebilmemiz için daha fazla yapacağımız bir şey yoktu” demesi boşuna değil.