Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kaan Kutlu Ataç, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Ataç, Afganistan’daki son durumu değerlendirdi.

Soğuk Savaş sonrası döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) terörle savaş adı altında yürüttüğü strateji çerçevesinde ulus inşası sürecini yönetmek istediğini dile getiren Dr. Kaan Kutlu Ataç, Soğuk Savaş sonrası rakipsiz kalan ABD’nin kendisine bir düşman yaratma çabasında olduğunu hatırlattı. 

“AFGANİSTAN BİR ULUS DEVLET YAPISINI HİÇBİR ZAMAN GÖSTERMEDİ”

ABD’nin 11 Eylül’deki terör saldırısı sonrası hem iç politikasına yönelik hem de Soğuk Savaş sonrası rakipsizlik nedeniyle Afganistan’ı hedef seçtiğini aktaran Ataç’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Afganistan bir ulus devlet yapısını hiçbir zaman göstermedi. Suni yapısı her zaman bir istikrarsızlığın merkezi oldu. İmparatorlukların mezarlığı olarak görülen yapı içinde son cenaze kaldırma süreci ABD ile gerçekleşti. Afganistan’ın coğrafi olarak kilit pozisyonda bulunduğu bir süreçle karşılaşıyoruz. Bir iç savaş var. Merkezi otoritenin sağlanamadığı,  devlet boşluğunun bulunduğu bir ortam yaratıldı. Can ve mal güvenliği olmadığı bir Afganistan ile karşı karşıyayız.

ABD’nin çekilmesiyle perde kapandı ancak perdenin arkasındaki oyuncuların gürültüsü bütün dünyayı rahatsız ediyor. Yeni yapı içinde yer almaya çalışan her güç Afganistan sahnesinde kendine yer bulmaya çalışacaktır, bir sonraki perde açılıncaya kadar.

TÜRKİYE’NİN AFGANİSTAN’DAKİ ROLÜ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Taliban ile görüşüldüğü’ ifadesi var. Gerekirse kendisinin Taliban lideriyle görüşebileceği beyanatı da var. Afganistan’ın Türkiye ile olan ilişkileri tarihsel bir altyapı üzerinden vurgulanıyor. Uluslararası ilişkilerde sürekli ‘dostluklar’ vurgulanır kimse rekabeti ve düşmanlıkları ortaya koymaz.

Çıkarlarınız çakışmadığı sürece dostluklarını devam ettirirsiniz, bunda bir sakınca yok. Sovyet işgalinin ardından Anadolu’ya hatırı sayılır derecede bir göç hareketi olmuştu. Dolayısıyla böylesine bir süreç de var, Türk-Afgan ilişkilerinde.

11 Eylül sonrasında NATO çerçevesinde Türkiye Afganistan’da muharip bir rol üstlenmedi. İnzibat ve karargâh görevi dışında bir görevinin olmadığı operasyon düzeyi gördük. Türkiye’nin Afganistan ile sürecinin geçen haziranda NATO Liderler Zirvesi’nde yan görüşmelerde Sayın Erdoğan ve Biden arasındaki görüşmede ele alındığı anlaşıldı.

Hamid Karzai Havaalanı ile ilgili iki unsur öne çıktı, bir güvenliğin sağlanması, bir de işletilmesiyle ilgili. Bu sürecin, şu ana değin, sancılı ve müzakerelerin iki müttefik arasındaki beklenti düzeyini karşılar biçimde gelişmediğini görüyoruz. Bunu da son açıklamalardan anlıyoruz. Türk tarafının beyanatlarında özellikle son günlerde Türkiye’nin güvenlik değil, havaalanının işletilmesi çerçevesinde varlık göstermek istediği ortaya çıkıyor. Türkiye’nin büyük ortağı ABD’den taleplerinin lojistik, diplomatik ve finans desteğini beklediğine dair Sayın Erdoğan’ın vurguları oldu. Bilahare ABD’den istihbarat desteği talebi Sayın Erdoğan tarafından dile getirildi. Öte yandan müzakerelerin sürdüğünü en son Washington’daki ABD sözcüleri de ifade ettiler.

“TÜRKİYE’NİN BİR TAMPON BÖLGE OLARAK İŞARET EDİLMESİ KABUL EDİLEBİLİR BİR ŞEY DEĞİL”

Türkiye, Afganistan gelen düzensiz göçmenlerden ilk 500 kişilik kafileyi kısa süre önce Kabil Havaalanı’na götürdü. ABD’ye destek sağlayan Afganların ülkenin bu sürecinde çıkarılması ve güvenli bölgelere yerleştirilmesini müteakip ABD’ye kabulü konusunda ABD hükümeti Türkiye’yi bir bekleme güzergâhı olarak işaret etmişti. Bu Türk-ABD ilişkilerinin kritik bir seyir izlediği dönemde dile getirildi ve en üst düzey Türk yetkililerce gerekse de kamuoyunda ciddi tepkiye neden oldu. Bu anlamda bir tampon bölge, bekleme alanı olarak Türkiye’nin işaret edilmesi kabul edilebilir bir şey değil.

Afgan göçü konusuna şundan dikkat etmek gerekir; Kuzey Suriye’de Türkiye’nin kendi güvenliği için operasyonlarını sürdürdüğü bir dönemde rejim güçleriyle ilgili karşılaştığı ciddi bir saldırı sonucunda Trakya bölgesindeki göçmenlerin Yunan sınırına gönderilmesi sonrası ciddi bir sorun ortaya çıkmıştı. Oradaki yapı, Suriyeli misafirler değil, Afganlı göçmenlerdi. Yunanistan’ın sınırı geçen Afganlı göçmenlere karşı insanlık dışı uygulamaları da basına yansıdı.

Afgan göçünün sadece Türkiye’de değil, Batı’da da endişe kaynağı olduğunu anlıyoruz. Genelde göçmen meselesinin özelde de Afgan göçünün kısa ve orta vadede Türkiye’de bir milli güvenlik sorunu olarak kalacağını söylemek mümkün.”