CGTN

Adrian Zenz, Xinjiang’da bir soykırımın yapıldığında dair son kanıtı olduğu savunulan, “Uygur Etnik Grubunun Hâkimiyetine Son Vermek: Güney Xinjiang’da Beijing’in Nüfus Optimizasyon Stratejisinin İncelemesi” başlıklı makalesini yayımladı. Bu makalede Zenz, Çin’in güney Xinjiang’da, “2040 yılına kadar 2,6 ve 4,5 milyon arasında kişinin” yaşamına mal olacak bir soykırım yürüttüğü sonucuna varıyor. Bunun ciddi ve hatta şoke edici bir sonuç olduğunu düşünürsek, Zenz’in bu tür bir sonuca nasıl vardığını görmek faydalı olacaktır.

Zenz’in iddiasının özü, Çinli yetkililerin bir soykırım anlamına gelen çok acımasız bir aile politikasını kabul etmesidir. Çin’de çoğunluğu oluşturan Han Çinlilerinde, her ailenin iki çocuğa sahip olmasına izin verilmiştir. Kırsal kesimlerde yaşayan azınlık gruplarına ise, bunlara Uygurlar dâhil, her aileye üç çocuk sahip olmasına olanak sağlanmıştır. 

Zenz, Xinjiang’daki “soykırımın” kapsamını, hükümetin aile planlama politikası uygulanmasa bile tahmin ettiği büyüme oranını, Çin’in, tenha kırsal kesimdeki Uygur toplumlarından erkek ve kadınlara iş fırsatları ve dil eğitimi sunma kampanyası başlatmasından bu yana büyüme oranlarıyla karşılaştırarak hesapladı. “Doğal’’ büyüme oranının ilk rakamı için Zenz, toplam doğurganlık oranını yüzde 3,3 olarak tahmin ediyor ve bunun, “aile planlaması olmayan Müslüman bir ülke Pakistan ile karşılaştırılabilir” olduğunu açıklıyor. Mevcut büyüme oranı için, bir dizi kaynaktan ara değer olarak eklenmiş kendi verilerini kullanıyor. Zenz’in kendi hesabına göre, güney Xinjiang’da Uygur nüfusu artıyor, sadece “doğal olarak” olması gerekenden çok daha yavaş olarak. Zenz, “doğal” büyüme oranı ve şimdiki büyüme oranı arasındaki farkın, doğmayacak 2,6 milyon ila 4,5 milyon çocuğu temsil ettiğini söylüyor.

O, bu durumun soykırımla eş değer olduğunu savunuyor. Zenz’in, nüfus artışındaki bir yavaşlamayı bir soykırım olarak nasıl düşünebildiğine dair bir anlayış, onun dini inanışlarından kaynaklanıyor olabilir. Zenz, The Wall Street Journal’a, Xinjiang araştırmasını yapması için, “çok açıkça Tanrı’nın yardım elini uzattığını” söyleyen sağcı bir Hristiyan. Onun profesyonel kariyeri, “Kutsal Kitabın otoritesi altında teolojik konuları etraflıca ve açıkça düşünülmesine olanak sağlamak” amacıyla “misyonerler için misyonerler tarafından” bir okul olan Avrupa Kültür ve İlahiyat Okulu’nda eğitim vermeyi kapsamaktadır. Genel olarak, aile planlamasının Zenz’in samimi kişisel inanışlarıyla niçin çatışabileceğini anlamak çok kolay. 

AMAÇ, “ÇİN’İ DİPLOMATİK OLARAK TECRİT ETMEK”

Zenz makalesinde, Xinjiang’daki yetkililerin, Uygur kadınlara zorla kısırlaştırma uyguladığını ima ediyor. Ancak, ilk bakışta bir akademik makaleye gönderme yapıyormuş gibi görünen, sadece tek bir alıntı veriyor. Daha yakından bakıldığında, bu alıntının aslında, Qelbinur Sidik adlı Uygur bir kadının ilk elden bir açıklama yaptığı The Guardian gazetesinde Eylül 2020’de yer alan bir makaleye götürdüğü görülüyor. Açıklamaya göre, bu kadın “2019 yılında hükümetin, 18 yaşından 59 yaşına kadar her kadının kısırlaştırılması gerektiğine dair bir talimatı olduğunun söylendiğini” iddia etti.

Bu olağanüstü bir iddiadır. Çin hükümeti her Uygur kadının kısırlaştırılması talimatını verseydi, kesinlikle bunu gösteren, tebligat mektuplarından tıbbi kayıtlara, cerrahi yöntemlerin fiziksel kanıtlarına kadar çok sayıda kanıt olurdu. Zenz, ya da başka herhangi bir kimse bununla ilgili bir kanıt sunmadı. Söz konusu kadın, Uygurlar için bir mesleki eğitim ve öğretim merkezinde çalıştığını, orada, “işkence edilen mahkumların çığlıklarını duyduğunu ve en az bir mahkumun öldürüldüğüne tanık olduğunu” söyledi. Ne Zenz ne de diğer herhangi bir kaynak, bir ölüm listesi, uydu fotoğrafları veya mezarlarla ilgili diğer kanıtları sunmadı. Kadın ayrıca, ikinci bir mesleki eğitim merkezinde iş bulduğunu, orada da “güvendiği bir meslektaşının kendisine Han Çinli yöneticilerin mahkumlara tecavüz etmesinin olağan olduğunu söylediğini” iddia etti. Kadının iddialarını dile getirdiği The Guardian’daki makalede şuna işaret edildi: “Onun, ilk kez Hollanda Uygur İnsan Hakları Vakfı’na anlattığı hikâyesini teyit etmek zor. Gözaltı merkezlerinin içinde fotoğraf çekmek zor ve çok az belge var.”

Makalede, Hollanda Uygur İnsan Hakları Vakfı’nın, “Doğu Türkistan” olarak bahsedilen bağımsız bir Xinjiang için savaşma amacı olduğunu söyleyen ayrılıkçı bir grup olduğuna dikkat çekilmiyor. Zenz’in, Xinjiang’da soykırımda milyonlarca insanın öldüğünü iddia ettiği 28 sayfalık makalede, zorla kısırlaştırma iddiasıyla sunduğu tek doğrudan kanıt, ayrılıkçı bir grubun sağladığı bir tanığa dayandırılan tek bir gazete haberinden geliyor. Bu ayrılıkçı grup, Xinjiang’da, “köleliğe, hapsetmeye, sömürgeciliğe ve soykırıma” son vermek için amacının Çin hükümetini devirmek olduğunu açıkladı. 

Zenz’in diğer kanıtı, kendisinin sağladığı, Uygur nüfus arasındaki yavaş büyüme oranlarının zorla kısırlaştırmalar ve diğer baskıcı doğum kontrol politikalarının sonuçları olması gerektiği yönünde yorumladığı istatistiklerdir. Bu iddiayı desteklemek için, Zenz makalesinde, Çin’in Xinjiang’da resmi ve sıklıkla tekrarladığı politikasını yansıtan tehlikesiz hükümet açıklamalarının sayfalarına yer veriyor. Zenz, hükümetin yoksulluğu azaltmayı, Uygurlara Çin dili eğitimi vererek uzak bölgelerdeki Uygurların yalnızlaşmasına son vermeyi ve daha geniş Çin toplumuyla yaşayabilmesi ve onlara katılabilmesi için becerilerini geliştirmeyi amaçlamasını kanıt olarak sunuyor.

ÇİN’İN İŞ GÜCÜ EĞİTİMİ VERME ÇABALARI KARŞILIĞINI ALDI

Zenz, yetkililerin güney Xinjiang’da mevcut nüfusu desteklemek için yeterli suya veya kaynağa sahip olmadığı sonucuna varması gerçeğini fazlasıyla önemsiyor. İnsanları, kaynakları olmayan yoksul bölgelerden, yoksulluktan kurtulabilecekleri ve refah için çalışabilecekleri yerlere yeniden yerleştirmek, Çin’in, 100 milyon kadar insanı mutlak yoksulluktan kurtarmak için ülke çapında gösterdiği başarılı çabasının açık bir örneğidir. Bu Çin’in birçok yerinde tekrarlanan bir başarı hikâyesidir, bir soykırım işareti değildir. 

İnsanlara refah ve ana damar topluma katılma şansını sunmak, Çin’in aynı zamanda -Hollanda Uygur İnsan Hakları Vakfı ve Dünya Uygur Kongresi gibi grupların temsil ettiği- şiddete başvuran dinci ayrılıkçılarla mücadele programının açık bir unsurudur. Bunun gibi ayrılıkçı gruplar, daha en başta Çin’in tepkisini çeken terör saldırılarını kışkırttı.

Çin’in, savunmasız Uygurlara iş sağlama ve iş gücü eğitimi verme çabaları karşılığını aldı. Son dört yılda, bir terör saldırısı olmadı. Bir zamanlar, evde kalmaktan ve geniş ailelere sahip olmaktan başka seçeneği olmayan kadınların da arasında bulunduğu, iş umudu olmayan uzak bölgelerdeki Uygurlar, şu anda çok sayıda iş gücüne dâhil oluyorlar.

Zenz, kırsal kesimlerdeki Uygur kadınlara, şimdiye kadar ilk defa çalışma ve bağımsız olma şansı verilmesi olasılığını asla dikkate almıyor. O, bazılarının yalnızlaşmış köylerindeki kültürel muhafazakârlıktan kaçmayı ve yeni yaşamları benimsemeyi, eve kapanıp kalmamayı seçebileceğini göz önünde bulundurmuyor.

Xinjiang’da soykırım yapılmıyor. Onun yerine, korkmuş jeopolitik rakiplerinin Çin’in dikkatini başka tarafa çevirmek, Çin’i diplomatik olarak tecrit etmek ve yükselişini yavaşlatmak için medyaya aşina ayrılıkçı ve dinci bağnaz kimselerin karışımı kullanılıyor. Zenz gibi insanların aşırı iddialarını görgü tanıkları ve belgelerle doğrulaması kolay olmalı, ancak biz şimdiye kadar sadece Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümeti veya Uygur ayrılıkçıların maaşa bağladığı insanların yarattığı derme çatma belgeler ve tanıklıklarına sahibiz. 

Ve Adrian Zenz’in son makalesi, bu yalanları üreten insanların, onları devam ettirmek için güçlü, ancak nafile bir şekilde çalışan çaresizliğini gösteriyor.