Xinhua

Çin yeni bir kalkınma yolculuğuna çıkarken ve yeni Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi dış politikasını formüle ederken, Çin-ABD ilişkilerinin gelecekte nasıl ilerleyeceği eşi görülmemiş bir küresel bakışın altında bulunuyor. İki büyük ülkenin hem muazzam ihtiyaçlarla hem de çok çeşitli konularda iş birliği olasılıklarıyla karşı karşıya olduğu bir çağda, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Çin ile ikili ilişkilerde iş birliğinden daha fazla rekabeti vurguluyor gibi görünüyor.

Washington ile rekabet, pek çok kişinin dünyadaki en önemli ikili ilişki olarak gördüğü yerde Beijing’in birincil odak noktası olmamıştı. Çin’in tercih ettiği, güçlü ve karşılıklı yarar sağlayan iş birliğidir.

Tarih ayrıca, kazan-kazan iş birliğinin son kırk yıldır Çin-ABD ilişkilerinin ana akımı olduğunu da gösteriyor. Biden’ın son zamanlarda ve farklı vesilelerle, iklim değişikliğiyle mücadele gibi alanlarda Çin ile iş birliği yapma niyetini ifade etmesi memnuniyetle karşılanmaktadır.

Her nasılsa Washington, yakın zamanda kendisinin “en ciddi rakibi” olarak tanımladığı Çin ile iş birliğinin önüne geçebileceğine dair sinyaller gönderiyor. Rekabetin kendisi kötü bir şey değildir. Farklı sosyal ve ekonomik sistemleri göz önüne alındığında, iki ülkenin bir alanda farklılaşması ve rekabet etmesi doğaldır. Daha da önemlisi, rekabeti ve farklılıklarını yapıcı bir şekilde yönetmeleri gerektiğidir. Rasyonel yaklaşım, iki tarafın, rekabetin çatışmaya dönüşmesini önlemek için pozitif toplamlı rekabete girmesidir.

Spesifik olarak, büyük ülkeler arasındaki rekabet, bir sınırlama aracı veya birbirini ayırmak için bir mazeret olarak kötüye kullanılmamalıdır. Aksine, tam tersi yönde, sağlıklı ve tamamlayıcı olmalı ve iki ülkenin daha iyi ortak kalkınma gerçekleştirmesine yardım etmelidir. Ayrıca, dünyanın en büyük iki ekonomisinin ikili rekabetin iş birliğini gölgelemeyeceğinden ve hatta sabote etmeyeceğinden emin olmaları gerekiyor. Bu onların ve daha geniş bir dünyanın ortak çıkarları içindedir.

“SEN KAZANAN-BEN KAYBEDEN” ZİHNİYETİNİ AŞMAK

Bu amaçla, ABD’nin Çin’i ve onun gelişimini objektif olarak görmesi gerekiyor. Washington, bu hafta Alaska’da üst düzey Çin ile ABD diplomatları arasında yapılacak üst düzey stratejik diyalog da dâhil olmak üzere, çeşitli kanallar aracılığıyla etkili iletişimi artırmak ve karşılıklı anlayışı derinleştirmek için Beijing ile birlikte çalışmalıdır. Bunu yaparken, sağlam ve istikrarlı ikili ilişkiler için temel olan aralarındaki en çok ihtiyaç duyulan güveni artırabilirler.

Soğuk Savaş zihniyetinin Washington’da hüküm sürmesine izin verildiği takdirde Çin-ABD ilişkisinin ne kadar bozulabileceğini son dört yıl açık ve üzücü bir şekilde gösterdi. Şu anda, iki tarafın ilişkilerinin daha da kötüye gitmesini önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapması gerekiyor. Dr. Henry Kissinger’ın bir zamanlar işaret ettiği gibi, kritik bir anda Çin-ABD ilişkilerinin önündeki temel zorluk ticaret anlaşmazlıkları değil, “sen kazanan-ben kaybeden” zihniyetini aşmak ve yeni bir küresel politikada birlikte var olmanın bir yolunu bulmaktır.

ABD, dünyanın iyiliği ve kazan-kazan iş birliği adına bir atmosfer oluşturmak ve rekabet alanlarında sağlıklı bir şekilde rekabet etmelerini sağlamak için Çin ile el ele vermelidir. Acımasız bir rekabete düşmek, yalnızca yıkıcı bir kaybet-kaybet sona götürür.