CGTN / Xin Ping

1 Haziran’da, Dünya Çocuk Günü’nde dünyanın her yerindeki çocuklar genellikle balonlar, kurdeleler ve çiçeklerle kaygısız biçimde mutluluklarını kutlarlar. Ancak bu tür bir kutlama Gazze Şeridi’nden 10 yaşındaki Nadin ve İsrail’in Dekel bölgesinden 11 yaşındaki Eden için ulaşılamaz bir durum. Her iki çocuk da İsrail ve Filistin arasında 11 gün süren çatışmalardan sağ çıktı. Nadin’in toplumunun bir kısmı ağır bombardıman altında enkaza dönüştü ve Eden’ın kafasında uçan roketlerin sesi yankılanıyor. 

Dünya Çocuk Günü, Filistin ile İsrail’de birçok çocuk için yaşam ve ölümün eşiğinde savaşın hâkim olduğu gecelerde sadece lüks bir rüyadır. Uluslararası toplum bu çok sıkıntılı bölgede barışın sağlanması ve gelecek nesil için daha iyi bir gelecek kurmak amacıyla bir şeyler yapmaya çağrıldı. Ancak bu çabalar sıklıkla tek bir ülke Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından engellendi. ABD, barıştan önce derhal ateşkes sağlanmasını amaçlayan bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) taslak çözümü ya açıklamasını dört kez veto ettikten sonra bir kez daha BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kurulan açık uçlu soruşturma komisyonunu engelleme girişiminde bulundu.

ABD, Orta Doğu’da kalıcı barışla ilgili taahhüdünü tekrar tekrar açıkça gündeme getiriyor gibi görünüyor ve bu amaç için “devam eden diplomatik çabalar” konusunda övünüyor. Bu tam olarak ne anlama geliyor? ABD’nin İsrail’e karşı katı taahhüdü mü? BMGK’de ortaya koyduğu dört veto mu? Bölgedeki müttefikleri için “tarihteki en büyük” askeri yardımı onaylama için hiçbir zaman esirgemediği çaba mı?

2010 YILINDAN BU YANA ÇOCUK ÖLÜMLERİ VE YARALANMALARI YÜZDE 300 ORANINDA ARTTI

İsrail’in “gerçek” müttefiki olarak ABD, gücünü çok taraflı arenada kötüye kullanmaya alışkın. BM verilerine göre, ABD şimdiye kadar, İsrail’i eleştiren kararlarla ilgili –mutlak bir azınlık olarak veya kendi başına– 53 kez veto hakkını kullandı. Başarısız çok taraflı siyasi çabalardan her biri şiddet dalgasının artmasına, daha fazla Filistinlinin yaşamını yitirmesine yol açtı.

Neredeyse tüm dünya, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasını ve ABD Büyükelçiliğini buraya taşıyacağını ilan etmesini reddetti. Ancak yeni ABD yönetimi şimdiye kadar bu politikayı miras almış ve istikrarsızlık kaynağı mevcut gibi görünüyor. En son isyan El-Aksa Camisi’nde çıktı, bu aralarında 69 çocuğun da bulunduğu 256 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan çatışmaları tetikledi.

ABD’nin, “gerek Filistinliler gerekse İsrailliler için daha fazla saygınlık, özgürlük veya refahı” savunması ikiyüzlülüktür, çünkü bu ülkenin kendisi, Filistinliler veya Orta Doğu’daki Müslümanlar için tam olarak kâbusun sebebidir. 

Irak, Suriye ve Yemen’deki savaşlarda ölen sivillerin büyük bölümünü çocuklar oluşturuyor. BM’nin doğruladığı vaka kayıtlarına göre, 2010 yılından bu yana çocuk ölümleri ve yaralanmaları sayısında yüzde 300 oranında bir yükseliş meydana geldi. Orta Doğu’da, çok büyük olasılıkla, her beş çocuktan ikisi savaş ya da diğer ölümcül saldırıların olduğu bölgelere 50 kilometre mesafedeki çatışma alanlarında yaşıyorlar. 

İNSANLAR DERİN ÜZÜNTÜ YARATAN FOTOĞRAFLARI UNUTAMAZLAR

İnsanlar derin üzüntü yaratan fotoğrafları unutamazlar; Suriyeli çocuk Alan Kürdi Akdeniz’de bir kumsalda boğulmuş halde bulundu, beş yaşındaki Omran Daqneesh Halep kentinde bir ambulansın arkasında kan ve toz kaplı halde oturuyordu ve küçük bir kız çocuğu silaha benzettiği kamerayla karşılaştığında korkudan teslim olduğunu gösteren bir şekilde ellerini kaldırmıştı. Ancak bunların hiçbiri ABD’nin Orta Doğu politikasını yansıttığını gösteremez. ABD gerçekte dikkat ettiği şey, rakipleriyle stratejik ve ekonomik çıkarlarını dengelemek, küresel enerji tedarikini kontrol etmek ve yeni silahlarını denemektir. 

“İnsan hakları merkezli” dış politikasıyla övünen bir ülkenin her zaman çocuk haklarının ihlallerine göz yumması mantığa aykırı görünüyor. Ancak bu hiçbir şekilde şaşırtıcı olmamalıdır. Bu, “güçlü olan haklıdır” düsturuna sadık olan, adalet ve eşitlik yerine “güçlü bir konumdan” konuşan ve hareket eden ve dünyanın zararına bencil çıkarlarını savunmak için müttefiklerle bir araya gelen bir ülkedir. Bunun gibi ülkeler için insan hakları ihlali, kendi iradesine karşı çıkan herhangi bir ülkeyi karalamak için sadece bir araçtır. 

ABD, orman yasalarının gerçek bir inananı ve kararlı bir uygulayıcısıdır. Bunlar, “kurala dayalı uluslararası düzenin” ardındaki dile getirilmeyen sözlerse, küresel toplum son derece tedbirli davranmalıdır. Çocuklar bizim en değerli hazinemiz ve gelecek için mirasımızdır. Onlar, orman kanunlarının değil, özgürlüğün, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamayı hak ediyorlar.