CRI Türkçe

Son aylarda, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) toplum güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturan çok sayıda silahlı saldırı oldu. Indiana Eyaleti Temsilciler Meclisi, ruhsatsız şekilde silah taşımaya izin veren bir yasa tasarısını bu yılın Şubat ayında onayladı.

Eyalet polis departmanı, yasanın resmi olarak uygulamaya girmesi halinde gelecekte toplumun daha fazla silaha ulaşacağından ve bunun da giderek daha fazla insanın yasa dışı şekilde silah taşımasını ve daha fazla şiddet suçu işlenmesini tetikleyeceğinden endişe ediyor.

Şimdi şöyle bir kurgu düşünelim; Her ne kadar bu yasanın absürtlüğü apaçık ortada olsa da Çin Dışişleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili bir kınama açıklaması yaptığını, sonra da Çin makamlarının, yasanın Çin’in ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle Indiana eyaleti yetkililerine yaptırım uygulama kararı aldığını, uluslararası toplumu Washington’a karşı cephe almaya çağırdığını, hatta bunun için tehdit ettiğini tahayyül edelim.

İşte Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi ile ilgili olanlar buna benziyor.

ABD, Hong Kong’daki sözde insan hakları durumunu bahane ederek aldığı “ulusal acil durum” kararının ve Hong Kong’a yönelik yaptırımların uzatılmasına karar verdi.

Avrupa Parlamentosu da Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi, Suudi Arabistan ve İran’daki insan hakları durumuyla ilgili kararlar aldı. Hong Kong ile ilgili kararda Apple Daily gazetesinin kapanması konusu gündeme getirilerek, Beijing yönetimine mesnetsiz eleştiriler yöneltildi.

Anlaşılan o ki, ABD ve AB’li siyasetçiler, Hong Kong ile ilgili işlerin Çin’in iç işi olduğunu kabul etmeyi istemiyor. Daha da tuhafı, bu kişiler, mantık dışı adımlarının hiçbir neticeye varmayacağını da kabul etmeyi reddediyorlar.

ABD ve AB, açıkça Çin’in iç işlerine müdahale ediyor, uluslararası hukuka ve uluslararası ilişkilerin temel normlarına aykırı hareket ediyor.

ABD ve AB’de Çin’i sıkıştırmak maksadıyla bu girişimleri başlatan siyasetçilerin zamanlamaları da manidar.

Bu hafta, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Fransa ve Almanya liderleriyle önemli bir sanal görüşme gerçekleştirdi. Sıcak bir atmosferde yapılan görüşmede, işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde müspet mesajlar verildi.

Şurası açık ki, Çin ile Avrupa ülkeleri arasında ne zaman bir yakınlaşma olsa, ABD ve Avrupa’daki bazı siyasetçiler, insan hakları ve Hong Kong gibi bahaneler ortaya atarak gündemi değiştirmeye, ilişkilerin yeniden iyileşmesini baltalamaya çalışıyor.

Ancak, ABD ve AB’de Çin karşıtı bir avuç güçlerin tüm karalama çabalarına rağmen, Batı’daki sağduyulu siyasetçiler ve iş insanları, kendi ülkelerinin çıkarlarının Çin ile iş birliği yapmayı gerektirdiğini, ancak bu sayede halkların refahının gerçekleşeceğini görüyor. Almanya eski Savunma Bakanı Rudolf Albert Scharping, Çin’in kalkınmasının bir tehdit değil, diğer ülkelerin halkları için iyi bir haber niteliğinde olduğunu açıkladı. Aklı başında herkes, ABD’nin kendine dünyanın polisliği rolünü biçmesine ve diğer ülkelerin işlerine burnunu sokmasına karşı çıkıyor.