Oleg Ivanov | Global Times

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğinin 9-10 Aralık’ta sanal ortamda toplayacağı ‘Demokrasi Zirvesi’ üç konuya odaklanacak, otoriterliğe karşı savunma, yolsuzlukla mücadele ve insan haklarına saygıyı destekleme. Zirveye 110 ülke davet edildi. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin iki üyesi olan Rusya ve Çin davet edilmedi. Bu seçim aynı zamanda 83 Birleşmiş Milletler (BM) üyesinin ABD’nin demokrasi kriterini karşılamadığı anlamına geliyor. Şaşırtıcı biçimde NATO üyesi Türkiye ve NATO ve Avrupa Birliği(AB) üyesi Macaristan gibi ülkeler de zirveye davet edilmedi. Bu ülkelerin Batılı kurumların üyesi olmak için gerekli demokratik kriterleri karşılıyor ama ABD’nin zirveye katılmak için belirlediği kriterleri karşılamıyormuş gibi görünüyor. İronik olarak zirveye katılacak olan Irak, Gürcistan ve Ukrayna’nın, Türkiye ve Macaristan’dan daha demokratik olduğu ortaya çıktı.

ABD zirveye ev sahipliği yapıp demokrasinin nasıl olmasını tanımlama niteliğine sahip mi? Gelin ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in ülkesi hakkında ne dediğine bakalım. Blinken “Ancak demokrasinin aşınması sadece başka yerlerde olmuyor. Aynı zamanda burada ABD’de de oluyor. Burada yanlış bilgilendirme çok yaygın. Yapısal ırkçılık ve eşitsizlik milyonların yaşamını kötüleştiriyor… Yine de, demokrasimizin kırılgan olması gibi bir mesele yok. Bütün dünyadaki insanlar bunu gördü.” dedi.

Aslında Siyahların Hayatı Önemlidir hareketi, Kongre’nin basılması, demokratlar ile cumhuriyetçilerin birbirlerine yaptıkları ağır hakaretler ve Amerikan toplumunun ağır şekilde kutuplaşmış olması açıkça ABD demokrasisinin hasta olduğuna işaret ediyor. Amerikan demokrasisinin yarın çökmeye mahkûm olduğunu kastetmiyorum ama hasta bir toplumun demokrasinin feneri olabilmesinin şüpheli olduğunu düşünüyorum.  Amerikan demokrasisi ancak hatalarından arındırılırsa diğer uluslar için çekici olabilir. Şu ana kadar neredeyse hiç kimse bunun yakın bir zamanda gerçekleşmesini öngörmüyor. 

Zirveye katılacakların böyle garip şekilde seçilmesi zirvenin açıklanan hedeflerinin dürüstlüğü üzerine şüphe düşürüyor. Gerçekte, zirvenin hedefleri farklı. Hedeflerden ilki dünyada ABD’nin sadık olan ve olmayan uluslar diye gördükleri arasında bir ayrım yaratmak ve ABD’nin değerlerini ve politikalarını paylaşmayanlara karşı bir tür haçlı seferi örgütlemek. Rusya ve Çin, Batılı kurala dayalı düzeni yıkmak isteyen revizyonist ülkeler olmakla suçlanıyorlar.

Gelgelelim ortada bazı sorunlar var. Bu kurallar nelerdir? Bu kurallar nerede onaylandı? Rusya ve Çin bunları onaylamaya neden çağrılmadı? Şimdiye kadar, bu soruların yanıtlarını duyamadık. Aslında, evrensel olarak kabul edilmiş uluslararası hukuk kuralları var. Maalesef, ABD hükümeti uluslararası hukuka uymaya istekli değil. Çünkü bu hükümet, eli kolu bağlayıp hareket özgürlüğünü kısıtlıyor. ABD yönetimine göre demokrasiyi ve dünya meselelerini anlamak için iki yaklaşım var: Amerikan olanlar ve yanlış olanlar.

Zirvenin başka bir hedefi; ABD’nin dünya lideri ya da hâkimi pozisyonunun gerilemesini tersine çevirme arzusu. Zirvenin toplanmasının aynı şekilde düşünen ulusların ABD liderliğine verdiği desteği sağlamlaştıracağı ve çok kutuplu dünyanın gelişmesini önleneceği varsayılıyor. ABD ve müttefikleri Çin’in yükselişini engellemeye çalışıyor. Bunun yanı sıra, ABD yönetimi Rusya ve diğer ülkelerin ABD egemenliğine meydan okuduğuna inanıyor. Özellikle Rusya ve Çin, ABD’ye direnmek için güçlerini birleştirirlerse, egemenliği kuşkulu hale gelecek.  

Zirve Rusya ve Çin’i etkileyecek mi? Şüpheliyim. Zirvenin önemi abartılmamalıdır. Zirvede alınacak kararlar veya varılan uzlaşmaların herhangi bir yasal bağlayıcılık gücü olmayacaktır. Katılımcılar zirvede duyulacak sloganlara bağlılıklarını teyit edecekler ve gündelik işlerine geri dönecekler.

 ABD’nin Rusya ve Çin’i ideolojik olarak izole etme yönündeki bu girişimi zirvenin ev sahiplerinin umduğu kadar etkili olmayacak. Her şeyden önce, birçok ülke ABD’nin demokrasi ve dış politika yaklaşımını gerçekten paylaşmıyor. Bu ülkeler, ideolojiden çok pragmatik hareket odaklı. Rusya ve Çin bu durumda ne yapabilir? İki ülke savunma dâhil bütün alanlarda ikili ilişkilerini güçlendirmelidir. Ortak savaş uçağı devriyeleri böyle bir eğilimin açık işaretidir. Bununla birlikte, Rusya ve Çin’in Shanghai İş Birliği Örgütü ve BRICS gibi kurumları gelişen çok kutupla dünyanın kolonları olarak güçlendirerek konumlarını ve uluslararası güvenliği güçlendirmek için bir fırsatı var.