Suriye’nin kuzey doğusunu işgal eden YPG terör örgütünün son günlerde artan saldırıları dikkat çekerken Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) yeni yönetimin YPG’ye karşı izleyeceği politika merakla izleniyor.

Orta Doğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Uzmanı Ömer Behram Özdemir, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Özdemir, ABD’nin bölgedeki varlığını ve bölgede bulunan terör örgütleriyle ilişkilerini değerlendirdi.

“ABD, YPG’NİN KORUMA KALKANINI GÜÇLENDİRDİ”

ABD’nin yeni yönetiminin YPG’ye desteğinin Obama dönemindeki gibi devam ettiğini ifade eden Ömer Behram Özdemir, saldırıların devam etmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Türkiye’nin YPG’ye vereceği yanıtın önemini vurgulayan Özdemir, “ABD, YPG’nin koruma kalkanını güçlendirdi, diyebilirim. YPG’nin Türkiye ile sınır bölgelerinde ciddi bir sıkıntı yaşayacağı malum, bunun haricinde Türkiye kamuoyunda çok dikkat edilmese de Suriye’nin doğu sınır bölgesinde Arap coğrafyasında bir YPG hâkimiyeti var. Orada yerel Arap unsurlarla potansiyel sıkıntıları mevcut. Güneyde ve doğuda böyle bir tehdit ihtimali yüksekken Türkiye’ye doğrudan bir cephe açacak kadar taciz edeceklerini düşünmüyorum. Ancak bombalı saldırılar devam edecektir, Türkiye de angajman kuralları gereği buna yanıt verecektir, diye düşünüyorum.” dedi.

YPG’nin Türkiye’ye karşı bir cephe savaşına giremeyeceğini söyleyen Ömer Behram Özdemir, saldırıların Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesi ve Afrin bölgesinde yoğunlaştığını kaydederek, genel olarak Halep’in kuzey bölgelerinin YPG’nin hedefinde olduğunu dile getirdi.

“DEAŞ ORTADAN KAYBOLMADI SADECE YÖNTEM DEĞİŞTİRDİ”

DEAŞ’ın Suriye’deki son eylemlerini değerlendiren Ömer Behram Özdemir, DEAŞ’ın tamamen ortadan kaybolduğuna ilişkin iddialara katılmadığını açıkladı.

Suriye’nin çöl bölgelerinde DEAŞ eylemlerinin yaşandığını aktaran Özdemir, “Örgütün eylemlerle güç topladığını söyleyebiliriz fakat bu sefer 2013-2017’den farklı olarak bir saha hâkimiyeti üzerinden değil saldırılar ve ufak hücreler üzerinden bölgedeki istikrarsızlığı artırdıklarını söyleyebiliriz. Örgüt kendine rakip olarak gördüğü aktörleri zayıflatmaya çalışıyor. Daha çok vur kaç, pusu saldırıları şeklinde etkin oluyor. Saldırılar çoğunlukla Suriye yönetimini hedef alıyor. Ancak bunun YPG’yi ve Türkiye’yi de hedef alması muhtemel. DEAŞ’ın ortadan kaybolduğu yok, sadece yöntem değiştirerek devam ediyorlar.” diye konuştu.

“MÜLTECİ MESELESİ İÇ SİYASETE MALZEME OLDU”

Türkiye’deki Suriyeliler konusunu da yorumlayan ORSAM Levant Çalışmaları Uzmanı Ömer Behram Özdemir, Türkiye’nin yakın tarihin gördüğü en ciddi göçlerden birine maruz kaldığını bildirdi.

Ülke tarihi olarak Türkiye’nin savaş sonrası göçlere alışık olduğunun altını çizen Özdemir, “Hem Suriye içindeki kamplar hem de Türkiye içinde veriler desteklere bakıldığında Türkiye fena bir iş yapmadı, diyebiliriz. Ancak Suriyelilerin tamamının geri dönmeyeceği gerçekçi bir okuma. Suriyelilerin bir yandan uluslararası destek alarak bir yandan da Türkiye toplumuna adapte olması için Türkiye’nin inisiyatif alması lazım. Burada maalesef mülteci meselesi iç siyasete malzeme olduğu için biraz mayınlı bölge durumuna geldi. Bu alanı takip eden bir uzman olarak, bu meselenin Türk toplumsal yapısı için oldukça önemli olduğunu ve Türk hükümetinden muhalefetine ortak bir yol haritasının belirlemesinin elzem olduğunu düşünüyorum. Bunu iç siyaset meselesi haline getirmek maalesef bir mülteci düşmanlığını körüklüyor.” açıklamasını yaptı.

“TÜRKİYE’NİN YENİ BİR GÖÇÜ KALDIRMASI OLASI DEĞİL”

10 yılda yaşananları değerlendiren Ömer Behram Özdemir, savaşın başlarında fazla olmayan göçlerin sorun yaratmadığını ama savaşın yıkımının çoğalmasıyla artan göçün büyük bir sorun haline geldiğini anımsattı.

Türkiye’deki sığınmacıların sayısının 5 milyona yaklaştığını ifade eden Özdemir, “Belki Türkiye’nin askeri müdahalesi olmasa Türkiye’ye gelmek isteyen birkaç milyon insan daha olacak. Suriye’ye baktığınızda 10 senede Suriye nüfusunun yüzde 50’sinin farklı yerlerde yaşadığını görüyoruz. Bu göç güvenliğini de negatif etkiledi. Yoğun göçün çok az bir kısmının Avrupa’ya gidebildiğini görüyoruz. Avrupa’ya geçebilen göçmenlerin çok az bir kısmının bile Avrupa’da aşırı sağın yükselmesine neden olduğu gözleniyor. Bu nedenle de Türkiye’nin başta Avrupa Birliği  (AB) olmak üzere diğer aktörlerle de yeni göç dalgalarını engellemek temel amaç olarak ittifakları sürdüreceğini düşünüyorum. İdlib’e yapılan saldırılarda Türkiye’nin öncelikli vurgusu yeni bir göç tehdidi oluyor ve bu durumda da AB ile iş birliğine gitmeye çalışılıyor. Türkiye’nin yeni bir göçü kaldırması olası değil dolayısıyla bu domino etkisiyle AB’yi de etkileyecektir.” diyerek sözlerini tamamladı.