People’s Daily / Zhong Sheng

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yakın zamanda öne sürdüğü sözde “laboratuvar sızıntısı teorisi” tam anlamıyla yetersiz. Bu teori, belirli medya kuruluşlarının yanlı haberleri ve daha sonra bazı siyasetçilerin bu haberleri abarttığı eski numarayı takip etti. Ancak sıklıkla sahnelenen bu tür “komedi ikilisi” Beyaz Saray’ın salgını siyasallaştırma ve diğer ülkeleri lekeme konusundaki çirkin niyetini daha da açığa vurdu.  

The Wall Street Journal’ın 23 Mayıs’ta yayımladığı haber “laboratuvar sızıntısı teorisini” canlandırdığı için kusurlu. Haber, “daha önce açıklanmayan bir ABD istihbarat raporunu” tek kaynağı olarak gösteriyor, okuyucularını “laboratuvar sızıntısı” suçunu Çin’e yüklemeye ikna etmeye çalışıyor. Bununla birlikte, hemen hemen hiçbir gerçek sunmuyor ve iddialarını kanıt yetersizliğiyle ortada bırakan çok sayıda belirsiz açıklamalar kullanıyor.

The Wall Street Journal, iddialar ya da fikirler değil, gerçekler, veriler ve bilgiler sunduğunu savunuyor. Fakat yukarıda bahsi geçen rapor ne nesnel ne de tarafsızdır ve sadece ABD’nin güvenilirliğine zarar veriyor.

Sözde “laboratuvar sızıntısı teorisi” zaten bilimsel araştırmalar tarafından yalanlanmıştı. The Wall Street Journal, kaynağı belirsiz bir istihbarat raporunun bilimsel çalışmaları çiğneyip geçebileceğine gerçekten inanıyor mu? “Daha önceden açıklanmayan ABD istihbarat raporunu” nereden alır? Rapor “özel” veya “ısmarlama” mı? The Wall Street Journal raporu doğruladı mı?

Haberin yazarlarından biri olan Michael Gordon, gerçekten ABD medyasında hikâye uydurmakla tanınan birisi. Gordon, New York Times’da çalışırken Eylül 2002’de Irak’ın nükleer silahları ele geçirmeye çalıştığına dair yanıltıcı haber yapan kişiydi, bu haber daha sonra Beyaz Saray’ın Irak’a karşı saldırı başlatmasının sebebiydi. Ne var ki sonunda bu iddianın büyük bir yalan olduğu kanıtlandı.

ABD MEDYA KURULUŞLARI GÖZLERİNİ BİLİME VE GERÇEKLERE KAPADILAR

Covid-19 salgınının başlamasından bu yana bazı Amerikalı siyasetçiler virüsü siyasallaştırırken, bazı Amerikan medya kuruluşları da onların “dümen suyunda gittiler.”

Geçen yıl nisan ayında The Washington Post, yeni koronavirüsün Çin’deki bir laboratuvardan geldiği yönünde bir hikâye uydurdu ve bunu, şubat ayında The New York Times’ın, Çinli bilim insanlarının, dünyanın koronavirüs salgınının kaynağını anlamaya yakınlaştırabilecek ham verileri paylaşmayı reddettiğini savunan bir haberi izledi. 

Amerikan medya kuruluşları gözlerini bilime ve gerçeklere kapadılar sadece meslek etiğini ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda bugün acilen ihtiyaç duyulan salgına karşı uluslararası iş birliği ortamına zarar veren yalanları tekrarlayıp durdular.

Salgının kaynağını araştıran Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ekibinin üyesi Peter Daszak, Çin’in, “laboratuvar sızıntısı teorisinin” kurbanı olduğunu söyledi. Nature dergisi ayrıca, Covid-19 virüsünün bir Çin laboratuvarından çıktığı iddialarının salgını sona erdirmede ülkelerin iş birliği yapmasını güçleştireceğine ve çevrim içi zorbalığı artıracağına dikkati çekti.

Amerikalı siyasetçiler ile medya kuruluşları, Çin’in büyümesinden kaçamayacakları için söylenti yaymak ve Çin’i lekelemek için iş birliği içinde çalışıyorlar. Sıfır toplamlı zihniyete ve çatışmayı körükleyen bir tavra takıntılılar, bilgi ve kamuoyu savaşı benzeri Soğuk Savaş çözümlerine tutkunlar. Amerikalı siyasetçiler, “Çin’in etkisine çamur atarak karşı koymak için” her yıl büyük miktarda para harcayarak, Çin’e sadece söylentiler ve yalanlarla kara çalmaya devam etmek istiyorlar. Bu tür gözü pek eylemler bir kez daha ABD’nin egemenliğini dünyaya bir kez daha gösterdi.

Meslek etiğine riayet etmek, haber çalışmaları için temel gerekliliktir. Sadece gerçek, nesnel ve tarafsız haberler tarihin sınavına karşı direnebilirler. Bazı ABD’li bazı medya kuruluşlarının, Covid-19’un kaynağı konusunda oldukça yanıltıcı haberleri, meslek etiğini ciddi biçimde ihlal etti ve tarihte kalıcı leke bırakacaklar.