CGTN / Keith Lamb

Eğer biri soykırım, toplama kampları ve köle işçiliğinden bahsederse, bir Batılı hiç şüphesiz onları Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ile ilişkilendirecektir. Son zamanlara kadar hiç kimsenin Xinjiang’ı duymadığı hesaba katılırsa, bu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki Batı derin devleti çıkarlarının şaşırtıcı propaganda başarısıdır. 

Daha da inanılmaz olanı, birisi yukarıda bahsi geçen “mezalimler” için birincil kanıtlara baktığında, kanıtların yöntemlerinde ve kasten çarpıtmada çok büyük kusurlar bulacaktır. Bütün kaynaklar çağ dışı Soğuk Savaş zihniyetini sürdüren derin devlet tarafından şüpheli şekilde finanse edilmektedir.

Ayrıca, ABD liderliğinde Müslümanlara yönelik vahşice eylemlere bakıldığında, Batılı seçkinlerin niyetleri ve onların insan hakları konusundaki kibirli söylemleri arasında açık bir eksiklik var. Ben bu aynı çelişkinin Xinjiang ile tutarlı olduğunu da iddia ediyorum.

Bu itibarla, soykırım, toplama kampları ve köle işçiliği Xinjiang’ı tam olarak tanımlamıyorsa, o zaman niçin bu tür iddialar ortaya atılıyor?

Üstünkörü bir yanıt, Batılı seçkinlerin, Çin’e karşı her türlü saldırgan ve mantıksız bir eylemi kabul etmeye koşullanmaları için vatandaşlarına propaganda yapma ihtiyacı hissettikleri olurdu. ABD’nin, 2020 yılında Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni (ETIM) terörist gruplar listesinden çıkarmasını da kapsayan bu eylemler, “özgürlük savaşçılarını” desteklemekle ilgili endişeler olarak haklı görülebilir.  

Belki de propagandaya maruz kalmış Batılı bir vatandaş, ETIM terörizminin Çin’de sebep olduğu ölümler için insani bir düşünceden kaçmayacaktır. Bununla birlikte onlar en azından, Kırgızistan’da 2002 yılında ABD Büyükelçiliğine saldırmayı planlayan ve ABD’nin 2018 yılına kadar Afganistan’da bombaladığı El-Kaide ve Taliban bağlantılı ETIM’i listeden çıkarmasındaki tutarsızlığı fark etmelidir. 

Hiç şüphesiz ETIM şimdi terörist örgütler listesinde olmadığına göre, Xinjiang dışında bir İslam Devleti yaratma gündemini desteklemek için fonlar sağlanacak. Böylece, ABD derin devletinin ifade edilmeyen amaçlarından birisi Çin’i Balkanlaştırarak zayıflatmaktır.

Bu, yükselişiyle ABD’nin küresel tek kutuplu egemenliğine ve kendisinin istisnailik ideolojine meydan okuyan diğer uygarlıkların eşitliğini reddeden ABD’li seçkin sınıfın istisnailik ideolojisine uygun düşmektedir.  ABD’li seçkinlerin niçin özellikle Xinjiang’ı hedef aldığı sorusu halen karşılıksız kalıyor.  Afganistan ve Suriye’de özellikle cihada dâhil olan etnik azınlıklar arasında hoşnutsuzlukları kışkırtmak gibi kullanışlı açıklamalar var. Elbette, Xinjiang sınırında, Çin karşıtı operasyonları yapmak için uygun bir gelişme ortamı sağlayan yarı işgal statüye sahip Afganistan var.

ABD, DEMOKRATİK İRADEYE KARŞI KOYMAYA ÇALIŞIYOR

Bununla birlikte, acil faydacı endişelerin ötesinde ABD’nin, iç kesimlerde gelişen meydan okuyanlarla mücadele etmek için geniş bir tarihsel stratejisi olduğunu uzun zamandır iddia ettim. Batıdaki Xinjiang sınırından Çin’e saldırmak, hem Xinjiang hem de Orta Asya’nın gelişmesini amaçlayan Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne engel çıkaracaktır.

İç bölgenin kalkınmasının nesinin yanlış olduğunu sorabilirsiniz? ABD veya önceki Britanya İmparatorluğu gibi liberal bir egemen için dünyanın çoğunluğunun, özellikle büyük gelişmemiş kıta iç kesimlerinin kalkınması onların deniz egemenliği üstünlüğüne doğrudan bir tehdittir. Elbette, ABD yörüngesi dışındaki bütün gelişmeler, onun sert gücünü yansıtma ve küresel anlatıları kontrol etme yeteneğine meydan okuyor.  Örneğin kalkınma, ABD saldırılarına direnebilecek askeri gücün büyümesine, kendi siyasi-ekonomik bağımsızlığı ve gelişmesinin yolunu çizmesine, maddi başarısıyla birlikte, küresel vatandaşlara propaganda yapmada kullanılan tek taraflı anlatılara meydan okuyan bir devletin yumuşak gücünün artmasına yol açar. Dahası, ABD’nin yörüngesi dışındaki başarılı kalkınma Amerikan istisnailiği inancını zayıflatıyor.

Bununla birlikte iç kesimlerdeki gelişme, iç kesimleri vurmak daha zor olduğundan ötürü ABD için daha fazla tehditkâr bir durumdur. Hem ABD hem de Britanya İmparatorluğu dünyanın büyük parçasından (Avrasya ve Afrika’dan) koparak, deniz gücünü kullanarak egemen hale geldiler. Dünyanın deniz yollarını kullanarak, dünya düzenini kendi lehlerine olacak şekilde sürdürdüler.

Fazla söze gerek yok, dünyanın büyük bölümü için Avrasya ve Afrika mantıklı ulaştırma bağlantılarına sahip olmak bu deniz gücüne karşı bir koruma sağlıyor ve kalkınma için fırsatlar yaratıyor. Bu yüzden, liberal deniz güçleri için, kıtaların iç bölgelerini kargaşaya itmek ve iç bölgede gelişme yeteneğine sahip Çin ve Rusya gibi büyük kara güçlerine karşı koymak her daim “mantıklı” olmuştur. Bu aynı zamanda, ABD’nin, iç kesimlerdeki gelişmeyi engellemek amacıyla ideal konumda merkezi bir yere sahip Afganistan’ın işgalini de açıklıyor.

Çin’in daha önce, küresel ticarette ABD’nin hâkimiyetindeki deniz yollarıyla yakın ilişkide bulunmaktan başka seçimi yoktu. Bu Çin’i her zaman ABD ablukası için savunmasız hale getirdi ve kalkınma, Çin’in doğusundaki sahil kesimine doğru eşitsiz biçimde gelişti. Bu, ne gariptir ki, Uygurlar kendilerini “geride bırakılmış” gibi hissettikleri için kısmen Xinjiang bölgesinde huzursuzluğa sebebiyet verdi. Fakat durum artık böyle değil. Çin, sosyalist gelişme için çabalayacağını kanıtladı. Kişisel olarak tanıklık ettiğim gibi Xinjiang ve Çin’in batı bölgesinin kalan kesimi büyük ilerlemeler kaydetti. Bu yüzden, büyük plan ışığında ABD, Xinjiang ayrılıkçı güçlerine destek veriyor, çünkü Çin, ABD’nin denizlerdeki hâkimiyetine veya onun eşitsiz küresel gelişme stratejisine minnettar olmayı reddediyor.

Çin, kıtaların iç kesimlerini kalkındırmaya çalışıyor, tarihin kanıtladığı gibi liberal imparatorlukların ihmal ve entrikalar yoluyla çürümeye bıraktığı dünyayı geliştirmeye çalışıyor. Buna karşın, liberal ABD, temel insan hakkı olan kalkınmada, yeryüzünde yaşayanların çoğunluğunun demokratik iradesine öyle ya da böyle karşı koymaya çalışıyor.