Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray, geçen hafta cuma günü Xinjiang pamuğu konusunda ayrı ayrı açıklama yaptılar. Her iki açıklamada da Çin hükümeti, sosyal medya platformlarında yabancı hazır giyim markalarını boykot eden harekete öncülük etmekle suçlandı.

ABD, 2020 yılının Eylül ayında zorla çalıştırma yoluyla Xinjiang’da pamuk üretimi yapıldığı iddiasında bulundu. Ancak ABD, bu iddiası ile ilgili herhangi bir kanıt sunamadı. Xinjiang yerel yetkilileri, Çin’de yaygın bir uygulama olan yoksulluğu azaltma girişimi ile bölge dışındaki yerel sakinler için koordinasyon sağlıyor. Çin’in bu girişimi, ABD tarafından “zorunlu çalıştırma” olarak adlandırıldı. ABD’nin mantığına bakarsak, Çin’de çok sayıda vatandaşın yoksulluktan kurtarılması da “zorla çalıştırma” yöntemiyle gerçekleştirildi.

Xinjiang pamuğuna yönelik saldırılar, ABD’nin pazar gücünden yararlanılarak ABD hükümeti tarafından çeşitli ülkelerden şirketlere de dayatıldı. Xinjiang pamuğu, dünyanın yıllık üretiminin yüzde 20’sini oluşturuyor. ABD’nin Çin karşıtı politikası, uluslararası pazarın parçalanmasına yol açan ciddi bir pazar karşıtlığı yaratıyor. ABD, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki pamuk üretiminde “zorla çalıştırma” olduğu iddiasının yanında bölgede temel ticari kurallara aykırı davranıldığı iddiasında da bulundu. Bu “sebeple” ABD piyasasına giren tekstil ürünlerinde Xinjiang pamuğunun kullanılmaması şartı getirildi. Bunun üzerine çok uluslu hazır giyim şirketleri, Xinjiang pamuğu kullanmadıklarına dair açıklamalar yaptı.

Xinjiang, Çin-ABD rekabetindeki sıcak noktalardan biri. ABD’ye göre, Xinjiang’la ilgili konulardan büyük siyasi çıkar sağlanabilir. Bilindiği üzere ABD, Xinjiang konularında Avrupalı müttefikleri ile tek ses oldu. Bu durum, Biden yönetiminin Çin’e karşı müttefikleri ile birlikte hareket etme taktiği açısından ilk başarısı. Washington, tüm kibiri ile her şeyi yapabilme gücüne sahip olduğuna ve Xinjiang karşıtı cepheleri genişletmek üzere her fırsatı değerlendirebileceğine inanıyor.

ABD HEGEMONYASI GEÇMİŞTE KALDI

İki büyük şirket, H&M ve Nike’ın Xinjiang pamuğunu kullanmayı reddettikleri iddiaları, Çin halkının duyarlılığını gözler önüne serdi. Çin’de Xinjiang pamuğunu boykot eden yabancı şirketlere yönelik sosyal medya kampanyası başladı. Piyasadan gelen duyarlılık, yabancı işletmelerin şaşırttı. Küresel giyim devi H&M’nin resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, Xinjiang’da herhangi bir hazır giyim işletmesiyle çalışmadığını ifade etmesi, Çinli tüketicilerin öfkesine neden oldu. Xinjiang’da “zorla çalıştırma” iddiaları bazı Batılı politikacıların gerçek dışı söylemleri olmasına rağmen, İsveç giyim markası, Xinjiang pamuğunu boykot ederek Çin karşıtı güçlerin yanında yer aldı.

Çin, pamukta dünyanın ikinci büyük üreticisi ve en büyük tüketicisi. Çin, 2020 yılında 5,95 milyon ton pamuk üretirken, toplam pamuk talebi 7,8 milyon ton oldu. Çin’in pamuk üretimindeki istikrarlı artışı ve büyüyen tekstil endüstrisi, ABD ile bazı Batı ülkelerini tedirgin ediyor. ABD, dünyanın en büyük pamuk ihracatçısı olarak, Trump döneminde Xinjiang sorununu gündeme getirdi ve Xinjiang’dan temin edilen pamuklu ürünlere yasak koydu.

Xinjiang’ın pamuk endüstrisinde “zorunlu çalıştırma” suçlaması tamamıyla bir yalan. “Zorla çalıştırma”, “toplama kampları” ve “soykırım” gibi ifadeleri kullanmaktaki tek amaç, Xinjiang’ın güvenliği ile istikrarını ve Çin’in gelişimini engellemek.

Batılı ülkelerin Xinjiang ile ilgili görmek istemedikleri gerçek şu ki; Çin, Xinjiang’da terörizm ile ayrılıkçılıkla mücadeleye odaklanıyor ve bölgedeki insan haklarını sonuna dek koruyor. Batılı ülkeler, Xinjiang ile ilgili asılsız açıklamalarda bulunmayı bırakmalı ve Çin’in gelişimine yönelik girişimlerden vazgeçmeli. Ayrıca, Çin’de faaliyet gösteren yabancı şirketler, piyasa kurallarına saygı göstermeli ve ticari konuları siyasallaştırmaktan da kaçınmalı. Çin, her fırsatta yabancı şirketleri ülkede faaliyet göstermeye davet ediyor. Fakat bununla birlikte haklı olarak, çıkarlarına zarar veren söylentilere ve yalanlara dayalı kötü niyetli saldırılara karşı çıkıyor.

Dünyadaki tüm şirketler, ABD yönetiminin baskısına boyun eğmemeyi öğrenmeli, zira bugünün dünyası, ABD tarafından tek taraflı şekilde manipüle edilemez. Unutulmamalı ki; ABD hegemonyası geçmişte kaldı ve dolayısıyla ABD, “dünya, tüm halkların dünyası” gerçeği ile tanışmak için daha fazla zaman kaybetmemeli.

Tuğçe Akkaş