Irak ve Afganistan yenilgilerinin ardından bölgede siyasi gündemi şekillendiren ana konu ABD’nin çekilmesi oldu. Ülkeden ülkeye farklılık gösterse de bu çekilme adımları bütünüyle eve dönüş anlamına gelmiyor. 172 ülkede 800 civarı askeri üssü bulunan ABD’nin ana kıtası dışında 320 bin askeri mevcudu yerli yerinde. Yıkılan imajın tamiri için  “müttefiklerle çalışıyor” görüntüsü vermek Washington’ın yeni tercihi.

Afganistan ve Irak’tan  “çekiliyoruz” duyuruları şu an için büyük sorun yaratmış olan savaş sahalarını “müttefiklere” ve bir takım taşeron ağlara emanet etmekten ibaret gibi görünüyor. ABD’nin askeri yenilgileri çok somut olsa da “Yankee evine dönüyor” demek için henüz erken.

IRAK’TAN ÜÇÜNCÜ ÇEKİLME

Savaş bölgelerinden “çekilme” ise yeni bir gündem değil. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Irak’tan üçüncü kez çekiliyor. 2011 yılında Obama döneminde çekilen ABD, 2014’te IŞİD’in yükselişiyle beraber geri döndü. Trump döneminde asker sayısı azaltıldı ve şimdi de Biden yönetimi yıl sonuna kadar “muharip misyonu bitirmeyi” hedefliyor. Buna karşın sayısı belli olmayan “danışmalar” ülkede kalacak.

Irak’ta uzun süreden sonra toparlayıcı bir liderlik sergileyen Başbakan Mustafa el Kazımi ise özel bir çaba içinde. Kazımi, ABD etkisini makul sınırlara çekmeye çalışırken İran’la da arayı bozmadan Irak’ı yeniden bölgede etkin bir ülke yapmaya çalışıyor. Ancak orta vadede ABD’nin Irak dosyası İran’la yaşanan rekabet ve İsrail güvenliği gerekçeleriyle kapanacak gibi görünmüyor.

Washington Post’tan David Ignatus, Biden’ın Afganistan’da her ne kadar “trajik bir hata” yapsa da Irak’ta geçmişten ders aldığı görüşünde. ABD’nin köklü medya kuruluşlarından The New Republic’te bir makale kaleme alan Jacop Silverman ise söz konusu olan şeyin sonsuz savaşları bitirmekten çok yeniden kurgulanması olduğunu düşünüyor. Jacop’a göre Amerikalı karar alıcıların ruh hali şu şekilde:

“Elitlerimiz gün gibi meydanda olanı itiraf etmeye halen hazır değil: Bu savaşları kaybettik ve başarısızlıklarımızı telafi etmenin tek yolu eve dönmek.”

AFGANİSTAN ÇEKİLMESİNDE SONA DOĞRU

Afganistan’daki çekilmenin mazisi de 2014’e kadar gidiyor. Kademe kademe azaltılan muharip güç 2020 Şubat ayıda Doha’da Taliban’la yapılan anlaşma uyarınca ağustos sonu itibarıyla bütünüyle ülkeyi terk ediyor. Irak’takine benzer bir şekilde geride binlerce danışman, istihbarat görevlisi, özel güvenlik şirketleri örtülü savaşı yönetmek için ülkede kalacak.

Çekilen askerlerin ABD güvenlik doktrininde kavramsal olarak yeni hedefinin; Rusya’nın Baltıklardan Karadeniz’e kadar çevrelenmesi, Çin’in de Pasifik’te kuşatılması olduğu defalarca yazılıp çizildi.  

ABD’nin NATO marifetiyle Karadeniz manevraları, Türkiye sınırına 30 kilometre uzaklıkta bulunan Dedeağaç’a yaptığı büyük askeri yığınak ve Güney Çin denizindeki hareketlilik bu stratejinin uygulamaları olarak öne çıkıyor.

Bu iki büyük gücün hızla gelişen iş birliğini bozmak için atılacak adımlar da bu çekilme sürecinin tamamlayıcı ögesi olarak görülüyor. Foreign Affairs’te bu konuda çıkan son yazının başlığı “Rusya ve Çin’i Ayırmanın Doğru Yolu” spot cümlesi ise; “Kötü bir evliliği bitirmek için Washington Moskova’ya yardım etmeli.”

Batı’dan gelen bu kışkırtmalara karşı, Çin ve Rusya liderliği son derece uyanık. Her iki ülkede ABD’nin orta Asya’da “gerektiğinde Afganistan’a müdahale etmek üzere” yeni askeri konuşlanma yapmasına itiraz ediyor. Bu iki gücün yarattığı ortamın da desteğiyle Pakistan, ABD ordusunun üs taleplerini kuvvetli bir şekilde reddetti. 9-13 Ağustos tarihlerindeki Çin-Rusya ortak askeri tatbikatı ise araya kara kedi sokmaya çalışan Batı’ya yanıt niteliğinde.

AFGANLAR BU ÇEKİLMEYE NE DİYOR?

Temmuz ayının ilk haftasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin düzenlediği webinara katılan isimler, ABD’nin çekilişiyle ortaya çıkan tabloyu çok güzel özetledi. Burada konuşan Afganistan Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Sayed Enver Sedat, ABD ile Taliban arasındaki süreci “Barış süreci olarak tarif etmem doğru değil.” diyor. Afgan akademisyen Dr. Fazıl Ahmet Burget, açık bir tespit yapıyor: “ABD, Afganistan hükümetini yüzüstü bıraktı.”

Afganistan’ın kuzeyinde etnik olarak Tacikler, Türkler, Özbekler yoğun olarak yaşıyor. Güneyde ise Taliban’ın sosyal tabanı geniş. Bu sosyoloji başlı başına çatışma kaynağı olarak görülüyor.

Eski Bakan Sayed Enver Sedat, “Farklı vekil güçler oluşturulup dışarıdan desteklenebilir. Ülke iç savaşa sürüklenebilir. Buna eşlik eden etnik çatışma olasılığı da var.” diyerek durum tespiti yapıyor.

ABD’nin çekildikten sonra tekrar Afganistan’a saldırabileceği yönündeki iddialara ilişkin akademisyen Burget; “İkinci giriş senaryosu mevcut. Afganistan’da federatif bir bölünme modeli gündeme gelebilir.” görüşünü paylaşıyor.

ÇEKİLMENİN TÜRKİYE’YE FATURASI

“Devlet dışı aktör” olarak tanımlanan yapıların / terör örgütlerinin, “süper güçler” arenasında meşruiyet arayışları içinde olduğu Türkiye’yi de ilgilendiren dört ülke sayılabilir; Libya, Suriye ve Afganistan.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Akademisyen Merve Seren, Taliban’ın meşruiyet arayışının Türkiye’nin dikkat etmesi gereken bir konu olduğu kanaatinde. Seren’e göre, bu sürecin Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütünün de meşrulaştırılmasının önünü açacak bir örnek olma ihtimali, Ankara’nın gözetmesi gereken konular arasında.

Ankara’nın Libya’dan Suriye ve Irak’a oradan Afganistan’a uzanan askeri ve siyasi varlığı bütün tarafların dikkate aldığı geniş bir alana yayılıyor. “Çekilme” döneminde Türkiye’nin politika tercihleri büyük güçler arasındaki stratejik rekabette önemli sonuçları da beraberinde getirme kapasitesi taşıyor.