China Daily / Fu Xiaoqiang

11 Eylül 2001 terör saldırılarının 20. yıl dönümünden önce Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Afganistan’daki birliklerini çekti ve yurt dışında verdiği en uzun utandırıcı savaşa son verdi. ABD’nin ülkede terörizmi ortadan kaldırma görevini yerine getirmeden Afganistan’dan çekilmesi, Irak, Libya, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerini de kapsayan 20 yıllık “teröre karşı savaşının” bir başarısızlık olduğunu gösteriyor.

Bu yıl aynı zamanda, terörizme karşı mücadelede iş birliğini derinleştirmeye devam etme ve bölgesel güvenlik ve istikrarı korumaya söz veren Shanghai İş Birliği Örgütü’nün (SİÖ) de kuruluşunun 20. yıl dönümü. Uluslararası toplumun ABD ve SİÖ’nün teröre karşı operasyonlarının farklı yaklaşımlarından dersler çıkarması gerekir.

İlk olarak, ABD önleyici vuruş stratejisine çok büyük önem veriyor ve tek taraflılığa saplanıyor. Başta, “teröre karşı savaş” küresel destek gördü. Ama ABD uluslararası normları ihlal etmeye başlayıp “teröre karşı savaşı” egemenliğini güçlendirmek için kullanınca birçok ülkenin desteğini kaybetti. Örneğin ABD, Irak’ı 2003’te işgal ederek Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi’ni çiğnedi. Ondan sonra, ABD liderliğindeki güçler Libya, Suriye ve başka ülkelere tek taraflı saldırılar başlattı.

SİÖ çokuluslu bir örgüt olarak Avrasya’da güven ile istikrarı korumaya, ortaya çıkan zorluk ve tehditlerle başa çıkmaya, ticareti geliştirmeye yardım etmeye, kültürel ve insandan insana ilişkileri artırmaya ve insani konularda iş birliğini derinleştirmeye kararlı. Aslında Çin bütün SİÖ üyesi devletleri yeni bir ortak, kapsamlı, iş birlikçi ve sürdürülebilir güvenlik vizyonu sahibi olmaya, bölgesel anlaşmazlıkları çözmek için birlikte çalışmaya ve diğer ülkelerin aleyhine bir ülke için mutlak güvenlik arayışında olma pratiğine karşı çıkmaya ve böylece herkes için güvenliği sağlamaya çağırdı. SİÖ üyeleri Çin’in girişimini memnunlukla karşıladı ve bölgesel güvenliği korumak için birlikte çalışmaya söz verdi. SİÖ terörizm ve aşırıcılıkla mücadele etmek, sınır kontrollerini güçlendirmek ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemek için bir mekanizma kurdu.

ABD ASKERİ OLMAYAN SORUNLARI DA ORDUYU KULLANARAK ÇÖZMEYE ÇALIŞTI

İkincisi, ABD geçen 20 yılda askeri olmayan sorunları bile orduyu kullanarak çözmeye çalıştı. Sonuç olarak “teröre karşı savaşı” daha fazla kargaşa, yıkım ve ölüme neden oldu. Brown Üniversitesinin Savaşın Maliyeti projesine göre, 11 Eylül sonrası ABD’nin Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Yemen ve diğer ülkelerdeki operasyonlarının doğrudan sonucu olarak tahminen 929 bin kişi öldü. Savaş karşıtı bir örgüt olan Code Pink’in topladığı veriler ABD ile müttefiklerinin 2001’den sonra Orta Doğu ülkelerine 326 bin bomba ve füze attı. Bu 20 yıldır her gün ortalama 46 bomba ve füze atılması anlamına geliyor.

Buna karşın askeri bir ittifak olmayan SİÖ diğer ülkelerin iç işlerine karışmadı ve farklılık ile iş birliğine saygı gösterdi. SİÖ aksine iş birliği sistemini en iyi duruma çıkarmak, terörizme karşı mücadeleyi güçlendirmek, yasaların uygulanması ve güvenlik iş birliğini iyileştirmek istedi. SİÖ ayrıca küresel terörizmi ortadan kaldırmak için terörizmin kökündeki nedenleri ele almanın önemli olduğunu kavradı. Örneğin, zenginlik farkı aşırı fikirler doğuran kilit faktörlerden biri ve ölümcül çatışmalara neden oluyor. Buna karşın, SİÖ küresel ekonomik toparlanmayı desteklemek, insanların hayat şartlarını iyileştirmek, bölgesel kalkınmayı hızlandırmak ve istikrarı korumak için iş birlik ile uyumu destekliyor.

Üçüncüsü, Washington’ın hedefi “savaşa karşı terör” kisvesi altında diğer ülkelere ABD tarzı demokrasiyi yaymaktı. ABD 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan’daki savaşı görünüşte terörizmi ortadan kaldırmak için başlattı ancak Afgan halkını ABD tarzı demokratik yönetişimi benimsemeye zorladı, bu da yerel toplumsal ayaklanmalara neden oldu ve ülkede zaten geniş olan zenginlik farklılıklarını artırdı.

WASHINGTON YALNIZCA KENDİ ÇIKARLARIYLA İLGİLENİYOR

Afganistan’daki gelişmeler ABD’nin değerlerinin yerel halkın ihtiyaçlarının karşılanmasına yardam edemeyeceğini gösterdi. Ek olarak, ABD’nin desteklediği “Arap Baharı” ve Washington’ın Suriye’deki iç savaşa müdahalesi, zaten din ve mezhep bölünmeleri ile yıkılmış bir bölge olan Orta Doğu için yeni zorluklar yarattı. Afganistan ve birçok Orta Doğu bölgesindeki gelişme, zor kullanarak Batı tarzı demokrasiyi diğer ülkelere ihraç etme ve yapay istikrarları koruma çabalarının başarısızlığa mahkûm olduğunu gösterdi.

SİÖ kültürel diyaloğun güvenliğe karşı tehditlere karşı engelleyici bir önlem olarak kullanılabileceğine inanıyor. SİÖ üyeleri arasında iyi kurulmuş, devam eden kültürel diyaloglar birbirleri hakkında daha fazla şey öğrenmelerine ve kültürel deneyimlerini artırmalarına yardımcı olarak, daha büyük karşılıklı anlayış düzeyine yol açtı. Kültürel diyalog insanları bir araya getirir, ortak insani değerler ve arzular etrafından birleştirir ve yabancı düşmanlığının, dini ve etnik hoşgörüsüzlüğün ve etnisite ile ırk temelli ayrımcılığın azalmasına yardımcı olur. Böyle bir diyalog aynı zamanda ülkeleri terörizmle mücadele etmek i Çin bir araya getirmeye yardımcı olur.

“GÜCE GÜÇLE KARŞI ÇIKMA” STRATEJİSİ ULUSLARARASI GÜVENLİĞİ KORUYAMAZ

Dördüncüsü, ABD’nin “teröre karşı savaşı” BM Sözleşmesi’ne göre üstlendiği yükümlülüklerle uyumlu değil. Washington sadece kendi çıkarlarıyla ilgileniyor ve uluslararası kurallara ya da BM’nin yetkisine kulak asmıyor, ABD’nin Irak işgali bunun somut bir örneğidir. ABD’nin aksine, SİÖ uluslararası hukuka ve BM Sözleşmesi’ne sıkı biçimde uyuyor ve anlaşmazlıkları çözmenin en iyi yolunun diplomasi olduğuna inanıyor. Bu nedenle SİÖ, BM’nin uluslararası ilişkilerde daha önemli bir koordine rolü oynamasını destekliyor ve küresel örgüt içindeki iş birliğini daha da derinleştirmek istiyor. BM ile SİÖ tarafından zaten başlatılmış olan bir dizi girişim ortak zorluklara ve güvenlik tehditlerine karşı küresel mücadeleye katkıda bulundu.

ABD’nin “teröre karşı savaşının” başarısızlığı askeri saldırıların terörizme son veremeyeceğini kanıtladı. “Güce güçle karşı çıkma” stratejisi savunulamaz ve uluslararası güvenliği koruyamaz. Küresel terörizmi ortadan kaldırmak için sosyopolitik sorunlar ve artan küresel zenginlik farkı gibi kökendeki nedenlerin ortadan kaldırılması gerekir. “Teröre karşı savaşın” başarısızlığı bize ülkelerin teröre karşı operasyonları diğer ülkelere müdahale için bir bahane olarak kullanmaya, hatta onlara saldırmaya bir son vermesi ve ABD değil, BM’nin terörizme karşı küresel mücadeleyi yönetmesi gerektiğini öğretti. Ancak birleşik çabalarla ve çok taraflılık ilkesi altında insanlığın güvenliği daha iyi sağlanabilir.