CRI Türk Dış Haberler Servisi

Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler ve Anti Balistik Füze Anlaşması’ndan çekilen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) genişleyen askeri varlığını meşrulaştırmak için “tehdit teorilerine” hız verdi. Uluslararası kamuoyunda korku iklimi yaratan gelişmelerin fitilini Financial Times’ın “Çin hipersonik füze denedi” haberi ateşledi.

Metnin kamuoyuna servis edilmesinin ardından ABD Savunma Bakanı Loyd Austin “Çin’in gelişmiş silah teknolojisini yakından takip ettiklerini” savundu. ABD’nin Silahsızlanma Temsilcisi Robert Wood ise gelişmelerden endişe duyduklarını aktardı. Buna karşın Washington yönetimi ve Batılı kimi medya kuruluşlarının ortaya attığı iddiaların gerçeği yansıtmadığı kısa süre içinde ortaya çıktı.

“SOĞUK SAVAŞ ZİHNİYETİ”

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian  düzenlediği basın toplantısında gerçekleştirilen denemenin hiperosonik füze değil uzay aracı olduğunu duyurdu. Çinli diplomat “Çin, uzayın insanlığın yararı doğrultusunda barışçı kullanımı için diğer ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürecektir.” diye konuştu. Çin Dışişleri Bakanlığı’nın bir diğer sözcüsü Wang Wenbin ise ABD’nin bilinçli bir şekilde yaydığı “Çin tehdidi teorisine” şiddetle karşı çıktıklarının altını çizdi. ABD’nin nükleer cephaneliğini yenilemek için 1 trilyon dolar ayırdığını anımsatan Wang Wenbin şu değerlendirmede bulundu:

“Dünyanın tek süper gücü olan ABD, askeri gücünü kapsamlı bir şekilde güçlendirmek ve askeri ittifak sistemini derinleştirmek için Soğuk Savaş zihniyetini benimsedi. Bu durum bölgesel barış ve güvenliğin yanı sıra küresel stratejik istikrara da ciddi şekilde zarar vermektedir. ABD’nin ‘Çin silahlanma yarışını yoğunlaştırıyor’ türünden ifadeleri dikkatleri kendi yanlışlarından uzaklaştırmak içindir.”

ABD’NİN  “BİR CİSİM YAKLAŞIYOR” OYUNU

ABD’nin manipülatif açıklamaları 8 Temmuz’da gerçekleştirildiği öne sürülen “hipersonik füze denemeleri” ile sınırlı kalmadı. ABD Donanmasından yapılan açıklamada, “USS Connecticut (SSN 22), Hint-Pasifik bölgesinde uluslararası sularda faaliyet gösterirken 2 Ekim öğleden sonra su altına iniş sırasında bir cisme çarptı” denildi. “Seawolf” tipi denizaltı da herhangi bir hasara rastlanmadığı bilgisini paylaştığı açıklamada ayrıca ” USS Connecticut’ın nükleer tedarik tesisi ve alanları etkilenmedi, tamamen çalışır durumda. Denizaltının geri kalanına verilen hasarın boyutu değerlendiriliyor.” bilgisi paylaşıldı.

8 Ekim tarihinde yapılan açıklanmanın ardından günlere geçmesine rağmen ABD’nin olaya dair açıklama yapmaması Beyaz Saray’ın “korku iklimi” yaratma çabalarının son halkası olarak okundu. Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tan Kefei, Washington’dan detaylı bir açıklama beklediklerini vurgulayarak “Bu kadar sorumsuz ve olayı örbas etmeye çalışmak şeffaflık anlayışından yoksundur. Çin ve Güney Çin Denizi’ndeki komşu ülkeler olayın gerçekliğini ve arkasındaki niyetleri sorgulamak zorunda.” ifadelerini kullandı.

AUKUS’UN ZAMANLAMASI DİKKAT ÇEKİYOR

ABD’nin açık denizlerdeki seyrüsefer hakkını kullanarak Asya-Pasifik bölgesinde tansiyonu yükseltmek istediğini aktaran Tan Kefei, ayrıca ABD, Avustralya ve İngiltere’nin kurduğu AUKUS ittifakının zamanlamasına dikkat çekti. Çinli diplomat şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu olay aynı zamanda ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya (AUKUS) arasında nükleer denizaltı iş birliğini yürütmek üzere yakın zamanda kurulan üçlü güvenlik ortaklığının büyük bir nükleer yayılma riskini beraberinde getirdiğini, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın ruhunu ciddi şekilde baltaladığını gösteriyor. (AUKUS) ortaklığı Güneydoğu Asya’da nükleerden arındırılmış bir bölgenin inşası ve bölgesel barış ile güvenliğe ciddi zorluklar getirdi.”