CRI Türk Dış Haberler Servisi

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) en uzun savaşı 30 Ağustos gecesi sona erdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, yaptığı açıklamada C-17 tipi son Amerikan uçağının Afganistan hava sahasını terk ettiğini duyurdu.

Son 5 seferde 800 personel ile hassas askeri ekipmanları tahliye ettiklerini aktaran McKenzie, ülkede kalan 70 dayanıklı araç, 27 Humvee ve 73 hava aracını kullanılmaz hale getirdiklerini kaydetti. McKenzie “Bu geceki çekilme sadece askeri tahliyelerin tamamlanmasını değil, aynı zamanda 11 Eylül 2001’den sonra başlayan 20 yıllık Afganistan misyonunun sona ermesi ile önem kazanıyor.” diye konuştu.

BEDİR TABURU’NDAN ZAFER POZU

Kabil’den havalanan ABD uçağına, MQ-9 Reaper droneları ile B-52,AC-130 ve F15 tipi jetleri eşlik ederken, Tümgeneral Chris Donahue Afganistan’dan ayrılan son askeri yetkili olarak kayda geçti. ABD’nin askeri varlığını sona erdirmesi ülke genelinde hava fişekler ile kutlanırken, Taliban’a bağlı 313 Bedir Taburu’nun örgütün sözcüsü Zabihullah Mücahid ile havalimanına girerek zafer pozu verdiği görüldü.

Taliban’ın Kabil’in tamamında kontrolü sağlamasının ardından sosyal medya üzerinden mesaj paylaşan ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Khalilzad, Afganların artık kendi geleceklerini kendi başlarına ellerinde tuttuklarını vurguladı ve ulusun karar ve fırsat anı ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

 “ŞİMDİ YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR”

Afganistan’da halen 200 civarında çoğu çifte vatandaşlığa sahip sivil Amerikalının olduğu tahmin ediliyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bu kişilerin talep etmesi halinde tahliyeler için devreye girebileceklerini söyledi. Pazartesi günü kameralar karşısında geçen Blinken ayrıca Afganistan’daki 20 yıllık deneyimlerinden yeni dersler edineceklerini savunarak “Şimdi yeni bir dönem başlıyor.” dedi.

Washington yönetiminin yeni dönemde Afganistan konulu çalışmalarını Katar’ın başkenti Doha’dan yürütmesi bekleniyor. ABD’nin Afganistan’daki 2 numaralı diplomatı Ian McCary çalışmaların başındaki diplomat olarak dikkat çekiyor.

2001 yılındaki işgalden bu yana 71 bin sivil, 84 bin Taliban savaşıcısı, 69 bin Afgan ve 3 bin 500 ABD-NATO askerinin hayatını kaybettiği maceranın Washington yönetimine maliyeti 2,6 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor. Pakistan Brown Üniversitesinin Savaş Maliyetleri Projesi’ne göre bugüne değin 2 milyon 700 bin kişi yurt dışına kaçarken, 3 milyon 200 bin kişi ülke içinde göç etti.

“BERLİN VE LONDRA’DA TRAMVAYA NEDEN OLDU”

ABD Başkanı Joe Biden, çekilme süresinde ortaya çıkan tabloya ilişkin sorumluğu eski Afgan yönetimine yüklerken ülke medyası hayal kırıklığını gizlemiyor. Washington Post gazetesi 31 Ağustos tarihli editöryal yazısında “Amerika arkasında binlerce insan bırakarak Afganistan’dan ayrılıyor. Bu ahlaki bir felaket” başlığını tercih etti. Gazetede yayımlanan başka bir haberde de Washington attığı adımlar neticesinde Avrupalı müttefikleri nezdinde itibar kaybı yaşadığı tespit edildi.  Haberde görüşlerine yer verilen Atlantik Konseyi Avrupa Merkezi Direktörü Benjamin Haddad “Geçen hafta tanık olduğumuz olaylar Berlin ve Londra tramvaya neden oldu. Bu durum, ABD’nin önceliklerindeki değişime işaret ediyor.” ifadelerini kullandı.

The New York Times gazetesinde yayımlanan makalede ise ABD’nin askeri güç kullanma stratejisinin tarih boyunca başarısız olduğu itiraf edildi. Jeremy Suri imzasını taşıyan şu çarpıcı satırlara yer verildi:

“Savaş alanında elde edilen başarılara rağmen, ordumuz defalarca kez belirlenen hedeflere ulaşmada yetersiz kaldı. Kore Savaşı’nda Amerikan askeri gücünün abartıldığı için (dönemin ABD Başkanı) Harry Truman’ı orduyu Kuzey’e geçmesi ve Çin sınırına yaklaşması için yetkilendirdi. Amerikan askerinin bölünmüş Kore Yarımadası’nı yeniden birleştirebileceğini umuyordu. Buna karşı saldırı Çin ile daha geniş kapsamlı ve çıkmaza giren bir çatışmaya yol açtı. Yarımadadaki yetmiş yıllık Amerikan askeri varlığından sonra gelinen noktada Kuzey’de Komünist rejim sürekli büyüyen nükleer cephanesi ile her zamankinden daha güçlü. Vietnam’da da ‘en iyi ve parlak uzmanlar’ Başkan Lyndon Johson’ı güçlü bir ABD askeri varlığının isyanı ezeceği ve anti-komünist savunmayı güçlendireceği yönünde ikna ettiler. Oysa bunun tersi doğruydu. ABD askeri varlığı direniş popülerliğini artırırken, Güney Vietnam’da ABD’ye daha fazla bağlılığa yol açtı. Kuzey Vietnam’ın 1975’te düzenlediği saldırının tarafından Amerika’nın eğittiği müttefikler tıpkı bu yaz Afganistan’da olduğu gibi çöktü. Suç askerlerde değil görevin kendisinde. Askeri güçler, temsili ve etkili yönetim kurumlarını inşa etme çabasının yerini tutamazlar. İstikrarlı toplumların barışçıl ticaret, eğitim ve yurttaş katılımı biçimlerinin bir temeline sahip olması gerekir. Deneyimler, büyük bir askeri varlığın siyasi gelişmeyi çarpıttığını, onu sosyal gelişmeye değil, savaş ve polisliğe yönlendirdiğini gösteriyor.”