China Daily / Harvey Dzodin

Bildiğimiz gibi “uygarlığın” devamı hakkındaki diğer kaygılı birçok kimseye benzer şekilde, Britanya’nın güneybatısındaki Cornwall’da düzenlenen G7 Zirvesi’ni özellikle ilgiyle ve sonunda hayal kırıklığıyla takip ettim. Üç gün süren toplantının çoğu genel olarak Biden yönetiminin “otokrasiler” karşısında “demokrasilere” ve özel olarak Çin konusunda devam eden saplantısına odaklanmış gibi görünüyordu.

Eski ABD Başkanı Donald Trump olmadan G7 Zirvesi, önceki dört yıla nazaran daha az kaotik vaka olsa bile, Çin söz konusu olduğunda çatışmacı Trump hattının sadece daha iyi organize edilmiş halinin devamından başka bir şey değildi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın sözde demokratik ülkelere, mutabık kalsın ya da kalmasın kendi iradesiyle baskı yapma girişimine odaklanmaya devam ettiğini gösterdi. Bu ülkeleri Çin karşıtı gündemin peşinden giden ulusal çıkarlarıyla farklılaşan derecelerde uyumsuz olan bir koalisyona itmek, çekmek veya sürüklemeye çabaladığı görüldü. Bir Amerikalı olarak daha fazlasını umuyordum, ancak Çin-ABD ilişkilerinin kaygan bir yamaçtan hızla aşağıya doğru devam etmesine şaşırmadım.

Birçoğumuz, en azından ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın geçen yaz konuştuğu Çin konusundaki yeni yönü sabırsızlıkla beklerken çok uzun zaman geçmedi; dibe değil, yukarı doğru rekabetçi bir yarış. Hatta bu şubat ayında, Biden, tango yapmanın ve rekabet etmenin iki kişi gerektirmesi gibi Çin ile “sert rekabet” hakkında konuştuğunda bile umutlanabilirdik. Blinken, Dışişleri Bakanı olarak ilk dış politika konuşmasında, ABD’nin Çin’e yaklaşımının, “olması gerektiğinde rekabetçi, olabileceği zaman iş birlikçi ve olması gerektiği zaman düşmanca olacağını” söylemişti. Çin ile ABD’nin çıkarlarının örtüştüğü yerlerde iş birliği ve fayda alanları olduğu açıkça kabul edildi. 

İki hafta sonra, içerdeki havanın Alaska kışının kar ve buzundan daha soğuk olduğu Anchorage kentindeki Çin-Amerikan üst düzey ikili toplantılarında ortaya çıktığı soğuk gerçekliğe rağmen, dünyanın önde gelen iki büyük ekonomisinin iklim değişikliği konusunda potansiyel iş birliğinin tanınması konusunda iyimserlik ışıltıları vardı. 

Ancak Biden’ın, “Asya çarı” olarak adlandırdığı, ABD’nin 2011 yılında Asya’ya yönelmesinin mimarı Ulusal Güvenlik Konseyi Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell’in üç hafta önce, Çin-Amerikan ilişkilerinin neredeyse 50 yıl sonra, “ilişki olarak tanımlanan döneminin sona erdiğini” açıklaması üzerine umutlar tamamen parçalandı. Bu tür bir resmi açıklama iş birliği için çok küçük bir alan bıraktı ve şimdi Blinken’in formülünü daha fazla saldırgan ve kaygı verici bir formülle değiştirdi. 

KUŞAK YOL İNİSİYATİFİ 2 BİN 600’DEN FAZLA PROJEYE OLANAK SAĞLADI

O zaman, zirve sırasında ve yaklaşık 14 bin kelimelik Carbis Körfezi bildirgesinin sonucunda bu 3C formülünün her yerde ve her zaman hazır olması şaşırtıcı değil. Ancak, İkinci Dünya Savaşı sonrası G7 ülkelerinin ulusal çıkarları ayrışmaya devam ettiği için eski ABD Başkanı Donald Trump öncesi bir Amerikan başkanının iradesini eski müttefiklerine dayatması muhtemelen rahat ve sorunsuz değildi. 

İngiliz diplomat Lord Palmerston’ın (1784-1865), “Ebedi müttefiklerimiz ve daimi düşmanlarımız yok. Çıkarlarımız ebedi ve kalıcıdır ve bu çıkarları takip etmek bizim görevimizdir.” açıklamasını bir kez daha kanıtladı.

Bu yüzden, Biden’ın Çin ile rekabetinde amaca yönelik çalışmak için genel bir anlaşma söz konusuyken, ABD müttefiklerinin nasıl bir düşmanca kamu pozisyonu alması gerektiği konusunda anlaşma yoktu. Kanada, Fransa ve Birleşik Krallık büyük oranda Çin’in varlıksal bir tehdit olduğuna dair pozisyonu onaylarken, Almanya, İtalya ve Avrupa Birliği (AB) bu konuda daha tereddütlüydü. Finanse edilmiş taahhütlerle ilgili somut planlara nazaran, daha çok dilek listesi olan Çin’e karşı koymak için genelleşmiş anlaşma alanlarını uygulamak bile kolay olmayacak.

Tam bir örneği, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı rakip olarak, Biden’ın öncülüğünde G7 için yeni çıkan “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et” veya B3W adlı girişimdi. Beyaz Saray’a göre, bu girişim, “Covid-19 salgını yüzünden şiddetlenen gelişmekte olan dünyaya 40+trilyon dolarlık altyapı ihtiyacının daraltılmasına yardımcı olmak için” tasarlandı. Ancak bu girişim nasıl finanse edilecek?

Yine Beyaz Saray’a göre, ABD, mevcut kalkınma finansmanını tamamlamak ve “toplu olarak yüz milyarlarca dolarlık altyapı yatırımına zemin hazırlamak” için Kongre ile birlikte çalışacak. Ne? Biden’ın ülkedeki altyapı faturasını bile desteklemeyen aynı bölünmüş Kongre ile mi çalışıyorsunuz?  Böylece, Cumhuriyetçi “ABD’nin çıkarlarının her zaman diğer ülkelere göre öncelikli olması gerektiğine inanan Amerikalılar”, ABD’nin B3W’deki payını finanse etmek için gerekli trilyonlarca doların bir kısmını bile zar zor harcayabilirler.

Bu aynı zamanda bir “dejavu” vakasıdır. Trump ve eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Kuşak Yol İnisiyatifi’ne rakip olmak için büyük oranda özel sektörün destekleyeceği bir öneride bulundu. Ancak, o zamandan bu yana insanlar bununla ilgili asla çok fazla şey duymadı, çünkü yapabildikleri bütün baskıyla sadece 113 milyon dolar toplayabildiler. Şimdi boşa kürek çekmeye çalışıyorlar. 

Dahası, Kuşak Yol İnisiyatifi Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2013 yılında önermesinden bu yana uzun bir süredir varlığını sürdürüyor. 2020 yılı ortası itibarıyla Kuşak Yol İnisiyatifi gelişmekte olan 100 ekonomi arasında 3,7 trilyon dolara mal olan 2 bin 600’den fazla projeye olanak sağladı. ABD’nin geçmiş performansı ve Çin’in deneyimi karşılaştırıldığında, teorik olarak B3W’nin uygulanabilir olması mümkün, fakat ben onun üstüne bahse girmem. 

Bu safhada, ilkesel olarak anlaşmaya varılan G7 girişimlerinin birçoğunun, bir sayfadaki kelimelerden gerçekten uygulamaya geçeceğini söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte Biden’ın, başarılı bir şekilde rekabet etmek, karşı karşıya gelmek ve bugün daha fazla emin ve başarılı biçimde Çin’i kontrol altına almak için istekli bir uyumlu koalisyonu kolayca oluşturma fikrinin, Alaska kartopunun cehennemdeki şansından daha çok olmadığı sonucuna varmak adil olacaktır.