Karadeniz’de Rusya ve Ukrayna arasında gerilim tırmandıkça, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) saldırganlığı da artıyor. Rusya’ya karşı Ukrayna’yı kışkırtıyor, tahrik ediyor, öne sürüyor. Dahası, Rusya’yı geniş bir alanda Baltık Denizi’nde, Doğu Avrupa’da, Balkanlar’da, Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de kuşatmaya çalışıyor. Karadeniz’e sahildar üç ülke, yani Türkiye, Romanya ve Bulgaristan NATO üyesi olduğu halde, ısrarla Ukrayna ve Gürcistan’ı da NATO üyesi yapmaya çalışıyor. Böylece Karadeniz’i adeta NATO gölü yapmanın, bu denizde kalıcı olmanın yolunu arıyor. ABD’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne olan karşıtlığının nedeni, Montrö’nün Karadeniz’e sahildar olmayan ülkelerin Karadeniz’de söz sahibi olmasını engellemesi, Türk Boğazlarını güvence altına alması. Peki, ABD’nin Karadeniz’e yönelik ilgisinin başka nedenleri var mı? Elbette var. Madde madde sıralayalım…

Birincisi, ABD’nin dünyada giremediği az sayıda denizden biri olan; barış, huzur ve istikrar denizi olarak öne çıkan Karadeniz’de ABD kalıcı şekilde bayrak gösterirse, bölgenin huzuru kaçacak. ABD’nin yeni müdahale ve tertipleri için zemin oluşacak. ABD; Rusya’yı ve Türkiye’yi kuşatacak. Aralarına set örecek. Kafkasya’da, Orta Asya’da daha etkili olmaya çalışacak.

İkincisi, ABD 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da, 2005’te Kırgızistan’da renkli devrimlere imza atmış, iktidarları devirmişti. Lale, turuncu, gül devrimleri olarak da anılan bu darbelerin mali destekçilerinin başında dünyaca ünlü borsa spekülatörü George Soros geliyordu. ABD’nin amacı Rusya ve Çin’i kuşatmaktı. Tarihi; Şili’den Bolivya’ya, Türkiye’den İran’a, Uruguay’dan Venezüella’ya, Pakistan’dan Mısır’a, Yunanistan’dan Irak’a, Suriye’den Küba’ya dek darbelere, darbe girişimlerine verdiği destekle dolu olan ABD’nin, “demokrasi” söylemine karşı uyanık olmak şart.

ABD’DEN DEMOKRASİ GELMEZ, DARBE GELİR

Üçüncüsü, Montrö; Boğazlardan geçişi, savaş dönemi -barış dönemi, sahildar ülke- sahildar olmayan ülke, savaş gemisi- ticari gemi ayrımlarını da gözeterek düzenliyor. Süre ve tonaj sınırı getiriyor. ABD Karadeniz’e savaş gemisi yollamak isterse, 15 gün önce Türkiye’ye bildirmesi gerekiyor, Boğazlardan 15 bin tondan fazla gemi geçiremiyor. Karadeniz’de 21 günden fazla kalamıyor. Bulunduracağı gemilerin toplam ağırlığı 45 bin tonu geçemiyor.

Dördüncüsü, ABD’nin son dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle gelişen ilişkileri ve üs talebi, Girit’te ve Yunanistan’da Dedeağaç’ta üs edinmesi, Yunan Ordusu’na verdiği destek, yaptığı askeri yardım ve hibeler, Karadeniz’i yönelik hamleleriyle birlikte ele alınmalı. Çünkü geniş bir kuşatma çabası söz konusu.

Beşincisi, Montrö ve İstanbul Kanalı kapsamındaki tartışmalarda, Boğazlarda gemi trafiğinin arttığını öne süren yorumlar, gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Rusya’dan Batı’ya enerji naklinde boru hatları, Çin’den Batı’ya mal taşımacılığında ise demir yolları öne çıkıyor. Dahası, son yıllarda Boğazlardan geçen gemi sayısı azalıyor. Örneğin; 2020’de Boğazlardan 38 bin, 2018 ve 2019’da 41 bin, 2016 ve 2017’de 42 bin, 2015’te 43 bin, 2014’te 45 bin, 2013’te ise 46 bin gemi geçmiş. 

Sözün özü, ABD’nin Karadeniz siyasetine karşı, uyanık olmak, dik durmak gerekiyor.                    

Barış Doster