Global Times

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, pazar günü Roma’da “Sadece Rusya değil aynı zamanda Çin de temel olarak iklim değişikliği ile mücadele için herhangi bir söz vermedi.” dedi. Biden G20 görüşmelerinin başarısının büyük ölçüde “ABD diplomasisi” sayesinde mümkün olduğunu ilan ederek, ABD bütün G20 Zirve gündeminin “en hayati parçasıydı” diye övündü. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, pazartesi günü Çin’i “önemli bir aykırı değer” diye damgaladı ve ABD’nin Çin’e “baskıya devam edeceğini” söyledi.

Biden yönetimi, ABD, Çin ile Rusya hakkında bu şekilde konuşarak G20’nin başarılarını zayıflattı ve Glasgow’da toplanan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’na gölge düşürdü. İster diplomasi ister eylem bakamından olsun, Washington BM iklim eyleminin “lideri” olacak nitelikte değildir. İlk bakışta performansları oldukça sıradandı.

ABD İKLİM EYLEMLERİ KONUSUNDA ÇİN VE RUSYA’YI SUÇLAYACAK DURUMDA DEĞİL

ABD’nin iklim değişikliği konusundaki en büyük sorunu söyledikleri ile yaptıklarının birbirini tutmamasıdır. Biden yönetimin salımları azaltma sözlerinin ABD’de nasıl sürdürüleceği konusunda bir planı yok. Cumhuriyetçi Parti iktidara geldiğinde, Demokratik hükümetin sözlerinin tekrar geri alınıp alınmayacağı belirsiz. Biden’ın son destek oranlarındaki düşüş, 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük düşüş. Biden’ın ABD’nin uzun dönemli politikalarına öncülük etme olasılığı yüzde 50’nin çok altında. Biden ve yönetimi kendi ülkesine bile öncülük edemezken, küresel iklim eylemine nasıl “liderlik” yapacak?

Beijing’in Çin’in 2030’da karbon salımlarını azaltmaya başlayacağı ve 2060’ta karbon nötre ulaşacağını ilan etmesi resmi bir vaattir. Bu vaat şimdi bütün ülkede eyleme dönüştürüldü. Birçok ülke halen sadece konuşmakla meşgulken -sözleri tutarsız olan ABD de dâhil- ikili kontrol Çin’in ekonomik ve toplumsal gelişmesinin, her alana yansıyan faal bir göstergesi haline geldi.

Biden yönetiminin palavraları ve övünmeleri Washington’ın şimdiye kadar iklim değişikliğiyle birlikte mücadele etme konusundaki insanlık anlayışını düzeltmeyi başaramadığını gösteriyor. Onlar “liderlik rolü” oynamakla ilgileniyorlar. Gelişmekte olan ülkelere güçlerinin ötesinde bir şekilde salımları azaltmak için sorumluluk almaları için baskı yapmaya niyetliler. Bu süreçle, ilk olarak ABD ve büyük müttefiklerini “ahlaki olarak yüksek bir konuma” yerleştirecekler ve aynı zamanda büyük gelişmekte olan ülkeleri engelleyecekler. İklim değişikliği hedeflerine ulaşılıp ulaşılamayacağı umurlarında değil.

WASHINGTON BM İKLİM EYLEMİNİN “LİDERİ” OLACAK NİTELİKTE DEĞİL

Gelişmiş ülkeler sanayileşmeden bu yana atmosfere en çok karbondioksit salımını yaptı. Dünyanın temiz enerjiye geçmesini teşvik etmek için, bu ülkelerin gelişmekte olan ülkelere büyük miktarda finansal ve teknolojim yardım sağlaması zorunludur. ABD aceleyle gelişmekte olan ülkeleri salımları azaltma hedeflerini yükseltmeye çağırdı ama kendisi kullanılabilir fonlar ve teknolojik destek konusunda yavaş davranıyor. Paris Anlaşması gelişmiş ülkelerin 2020’ye kadar 100 milyar dolar yardım yapmasını öngörüyordu. Ama bu fonların ancak 2023’de hazır olacağı belirtiliyor ve bu da çok belirsiz.

Avustralya gelişmiş bir ülke olmanın yanı sıra ABD’nin sıkı müttefiki. Ama Avustralya en büyük kömür ihracatçısı olarak, iklim değişikliğine karşı dengesiz bir tutum içinde. Canberra BM İklim Zirvesi öncesinde son dakikada içeriği olmayan bir vaatte bulundu. Biden’ın Çin ve Rusya’yı suçlamadan önce ABD’nin küçük biraderini azarlaması gerekmez mi?

İklim değişikliği sorunu bütün insanların çıkarlarını ilgilendiriyor ve jeopolitiğin düşüncelerin ötesinde olması gerekir. Ancak ABD jeopolitik saldırılar yaptığı zaman, hep Çin ile Rusya’nın adını veriyor. İklim değişikliğine gelince Biden yönetimi yine Beijing ile Moskova’yı suçluyor ve böylece BM iklim eyleminin sahip olması gereken dayanışmayı zayıflatıyor. Biden yönetimi salımları azaltma vaatleriyle çalım atmamalı ve bunları Çin, Rusya ile diğer ülkelere karşı bir baskı aracı olarak kullanmamalıdır. Mevcut hükümetin verdiği sözleri ortak biçimde desteklemek için Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerden söz almalı ve bu sözü, yeni bir hükümetin geri çevrilmeyeceği bir yasal mekanizmaya kavuşturmalıdır. 

ABD hükümetinin salımları azaltma sözlerinin bir sanayi politikası olarak nasıl uygulanacağını dünyaya açıkça söylemesi gerekir. Diğer ülkelerin gerçek çabaları karşısında sadece göstermelik sözler söyleyemezler.