Global Times / Shen Yi

İnsan haklarını sağlamaya çalışmada sorun yok. Bütün ülkeler insan haklarının sağlanması için daha iyi bir ortam yaratmada özgür. İnsan hakları, yoksulluğu azaltmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak gibi takip edilebilir.

Bununla birlikte, insan hakları konusunun belirli bir ülkenin siyasi stratejisine hizmet etmek amacıyla bir araç haline çevrilmesine karşıyız. Diğer bir ifadeyle, insan haklarına karşı değiliz, bunun yerine bu konuda farklı standartlara ve insan haklarına pazarlık kozu ve satranç tahtası gözüyle bakılmasına karşıyız.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tipik bir örnek. ABD Dışişleri Bakanlığı, 30 Mart’ta 2020 yılına ait İnsan Hakları Uygulamaları Üzerine Ülke Raporlarını açıkladı. Çin ve Rusya gibi ülkelerde insan hakları konularının eleştirilmesine odaklanılan raporda, Çin’in, Xinjiang bölgesinde “Uygurlara karşı soykırım” ve “insanlığa karşı suç” işlediği iddia edildi. Bu, Washington yönetiminin aldığı düşmanca bir tavırdı. 

İnsan hakları tartışmaları gerçekler ve doğrular üzerine dayanmalıdır. Ne var ki, Xinjiang söz konusu olduğunda ABD ile Avrupa ülkeleri yalanlar ve söylentiler temelinde tartışıyor. İddia ettikleri şey, Xinjiang’da hiçbir suretle olmadı. Bu yüzden onların “soykırım” ile ilgili yargıları gülünç görünüyor. İşin garip tarafı, ABD’nin kendi “sistemik ırkçılığı” söz konusu olduğunda ise Washington’ın tonu yumuşuyor. ABD, kendi insan hakları sorunlarının diğer ülkelerden farklı olduğunu vurgulamaya çalışıyor. İnsan hakları konusu, ABD’nin tam bir çifte standart gösterisi haline geldi. ABD, kendi egemenliğine daha fazla hizmet etmesi için insan haklarını ahlaki bir üstünlük olarak göremez. 

Dünyada insan hakları standartları nedir? Yapılacak doğru şey nedir? İnsan haklarına ABD hükümeti veya birkaç yalancı uzmanın araştırma sonuçları tarafından karar verilemez. Amerikalıların da arasında bulunduğu bütün ülkelerin insanları bu konuda söz söyleme hakkına sahiptir.

DÜNYADA İNSAN HAKLARI UYGULAMASINI DÜZELTMEYE İHTİYACI OLAN ÜLKE “ABD”

İnsan hakları açısından ABD’nin en büyük sorunu şudur; Amerika’nın kendi zayıf insan hakları sicili herkes tarafından biliniyor, ancak Washington bunu düzeltmeyi reddediyor. Dünyada insan hakları uygulamasını düzeltmeye ihtiyacı olan ülke, herhangi bir ülkeden daha ziyade ABD’dir. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken rapor açıklandıktan sonra yaptığı açıklamada, “Biden-Harris yönetiminin, nerede meydana gelirse gelsin, faillerin düşman ya da ortak olup olmadığına bakılmaksızın insan hakları suçu işleyenlere karşı duracağını” ifade etti. Bununla birlikte, ABD’nin sıklıkla eleştirdiği bu ülkeler aslında ABD’nin jeopolitik hedefleridir. Blinken’in açıklamaları açıkçası samimiyetten uzak. Biden, ABD başkan yardımcısı olarak hizmet ettiğinden bu yana ABD’nin insan hakları uygulamaları ile dış politikalarının birden çok standardı vardı ve insan hakları ile demokrasi bakımından kaygı verici bir duruma yol açan bir karışıklık söz konusuydu.  

ABD’nin raporu açıklamasından sonra Blinken, ABD’nin, “sistemik ırkçılığın da arasında bulunduğu derin adaletsizlikleri ele almayı kapsayan ülke içinde çalışması gereken bir durumu” kabul etti. Blinken, ABD’ye içerdeki sorunlarla yüzleşmesi çağrısında bulundu. ABD’nin kendi insan hakları sorunlarını kabul etmesi nadirdir. Fakat açıkçası Amerikalı siyasetçiler hiçbir zaman kendi sorunlarının ne olduğunun gerçekten farkına varmadılar ve bu sorunların üstesinden nasıl gelecekleri konusunda bir fikirleri yok. Washington yönetiminin birçok kez ırkçılığa karşı önlem alacağı sözü vermesine rağmen, şimdiye kadar neredeyse bir düzelme olmadı. Dahası Blinken, ABD’nin sorunları olduğunu kabul ederek, Washington yönetiminin diğer ülkelere ne yapmaları gerektiğini söylemeye hak kazandığına inanabilir.  

ABD “İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU” ROLÜNÜ OYNAYAMAZ

ABD yönetiminin sorunu, ırkçılık ile zengin ve yoksul arasındaki uçurum gibi kökleşmiş insan hakları sorunlarını kendi iç çatışmaları için çıkış yolu gibi düşünmesidir. ABD, Covid-19 salgınıyla mücadelede başarısız olduğunda gösteriler patlak vermedi. Ancak geçen yıl mayıs ayında George Floyd vahşice öldürüldüğünde, ölümü tüm ülkede öfkeye yol açtı. İnsan hakları ihlallerine karşı yapılan bu protestolar, sorunları çözme yolundan ziyade basitçe duygusal bir dışa vurumdur. Aslında olumsuz duyguların bu tür dışa vurumu ABD’de farklı ırkları daha da bölecektir.

Washington, dünya için insan hakları standartlarını belirleyen Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin ötesine geçerek, küresel sorunlarda insan hakları sorunlarını egemen hale getirmeye çalışıyor. Ama ABD artık insan hakları savunucusu rolünü oynayamaz. Bu tür koşullar altında dünya, özellikle gelişmekte olan ülkeler, insan hakları anlatısında ABD tekeline karşı çıkacaktır.

Sonuç olarak, ABD’nin insan hakları tanımı üzerindeki tekeli yavaş yavaş azalacaktır. İnsan hakları anlatısı bakımından dünya çapında farklı bir eğilim olacaktır. Öte yandan, uluslararası toplum da insan haklarına dair daha yapıcı bir görüşü ve insan haklarıyla ilgili yönetim sistemini kapsamlı biçimde şekillendirecektir.