CGTN / Dennis Etler

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yerliler ciddi baskı ve insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Soykırım, hafife alınacak bir ifade değil. Sözlük tanımı şöyle, ‘’belirli bir ulus ya da etnik gruptan çok sayıda insanın, o ulusu veya grubu yok etmek amacıyla kasten öldürülmesi.’’ Ancak, sonunda ABD’de olan şey, yerli halkın başına gelenin bir kader olarak tanımlanması eğiliminde olunmasıdır.

İngiliz sömürgeciler Yeni Dünya’ya yerleştiği zaman, orada farklı kökenlerden milyonlarca insan yaşıyordu. Çoğu yerleşik toplumlarda yaşayan çiftçilerdi, bazıları avcı ve toplayıcıydı. Bununla birlikte hepsi kültürlü toplumlardı. Onların bilgi birikimi olmadan Avrupalı sömürgeciler hayatta kalamazdı. Ancak bunun karşılığında gördükleri muamele ihanet, ölüm ve yıkımdı.

Yerliler acımasızca yaşadıkları yerlerden sürüldü ve daha batıda yeniden yerleşmeye zorlandılar. ABD kurulduktan sonra, Avrupalı Amerikalı yerleşimciler toprakları işgal etmeye ve Amerikalı yerlileri katletmeye devam ettiği için işler daha da kötüye gitti. 1800’lü yılların sonunda Yerli Savaşları yerli nüfusun büyük kısmını yok etmişti. Yerliler toplama kamplarında toplandı ve düzgün bir yaşam için gerekli temel gereksinimlerinden mahrum bırakıldılar. Çocukları ailelerinden alındı ve ana dillerini konuşmalarının veya geleneklerine göre yaşamalarının yasak olduğu yatılı okullarda kalmaya zorlandı. Amerikalı yerlilerin nüfusu, 1900 yılında dramatik olarak 5 milyondan 190 bine geriledi.

Beyaz yerleşimcilerin Amerikalı yerlilere yönelik soykırımının etkisi bugüne kadar yankı yaptı. Birçok ana dil şu anda yok veya sadece yaşlılar tarafından konuşuluyor. Ana dilleri canlandırma girişimlerinde sınırlı başarı elde edildi. Yerlilerin kültürleri, ürkütücü sorunlar karşısında bütün zorluklara rağmen uygulayıcılarının azmi sayesinde var olmaya devam etti.

Devam eden Covid-19 salgını Amerikalı yerli halkın kötü durumunun devam ettiğine dikkat çekti. Yerliler salgında en yüksek vaka ve ölüm oranına sahip oldular. Bu, birçok Amerikalı yerlinin yaşadığı yoksul hayatı yansıtıyor. Örneğin, en büyük kabilelerden olan Navajo, salgın nedeniyle yok oluyor. Ailelerin suya, elektriğe veya internete kolayca erişemediğine dair haberler yayınlanıyor. Salgın durumu daha da kötüleştirdi. 

Bu nasıl olabilir? Tarihin en zengin ve en güçlüsü olmakla ve insan haklarının koruyucusu olmakla övünen bir ülkede bu tür koşulların var olmaya devam etmesi hiç de mantıklı değil. Özellikle, Çin gibi gelişmekte olan bir ülkenin mutlak yoksulluğu ortadan kaldırarak, parladığı bir dönemde.

ABD ETNİK TOPLULUKLARININ TEMEL YAŞAM GEREKSİNİMLERİNİ SAĞLAYAMIYOR

Çin’de, ülkenin en ulaşılamaz bölgelerinde en uzaktaki etnik toplulukları bile yoksulluktan kurtarıldı. Çalışma ekipleri hiç kimse geride kalmasın diye 5G internet bağlantıları sağlanması, elektrik tedariki ve su dağıtım şebekelerinin inşa edilmesi için gönderildi. Son on yılda hedeflenmiş yoksulluğu azaltma programları kapsamında Çin’de azınlıktaki etnik gruplar arasında aşırı yoksulluk ortadan kaldırıldı. Çin şu anda daha önceden yoksul olan tüm insanlara yeni veya onarılmış konutlar, garantili sağlık hizmetleri, ücretsiz zorunlu eğitim, mesleki eğitim, gelir destekleri ve ulaşım, su, elektrik ve internete kolay erişim hizmetleri sağlıyor.

ABD, henüz etnik topluluklarının temel yaşam gereksinimlerini bile sağlayamıyor.  Aynı politikalar, Amerikalı yerliler arasındaki yaygın yoksulluğu yok etmek için ABD’de uygulanabilir, ancak yüzyıllar süren soykırım politikalarından sonra buna benzer hiçbir şey yapılmadı. Herhangi bir Amerikalının, özellikle Amerikalı yerlilerin ortalamanın çok altında sağlık ve eğitim uygulamalarıyla aşırı yoksullukta yaşamaya devam etmeleri büyük ayıptır. Hiçbir bahane yok. Ne var ki, BBC ve diğer batılı medya, kendi yetki sınırları içinde yerli halkın kötü durumunu tartışırken soykırım ifadesini asla kullanmayacaklar.

ABD’nin Çin’deki azınlıklarla ilgili ikiyüzlülüğü öfkelendiriyor. Çin azınlıkların dillerini ve kültürlerini korurken, aynı zamanda ulusal dili de öğretiyor. Onlarca yıldır ABD, yatılı okullarda işkenceyle yerli öğrencilerin kendi dillerini konuşmasını engelleyen bir siyasete sahipti.

Gelin görün ki, sahte insan hakları sivil toplum kuruluşu örgütleri, bugün devam eden bu sistematik soykırım ve Amerikalı yerlilerin “kültürlerinin yok edilmesi” hakkında hiçbir şey söylemiyorlar. Bu, dünyanın bütün adalet sever insanlarının kınaması gereken ağır bir insan hakları ihlalidir.