CGTN / Wang Yingliang

Kısa süre önce, birçok Avrupa medya kanalının yürüttüğü ortak bir araştırma Danimarka istihbarat örgütünün Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) Almanya’da Başbakan Angela Merkel dâhil siyasi alandaki önemli kişileri izlediğini ortaya çıkardı. ABD’nin müttefiklerine karşı izleme faaliyetleri yürüttüğü skandalı ilk olarak 2013’te ortayı çıkmıştı ve bu faaliyetler muhtemelen daha önceki yıllarda da sürüyordu.

Almanya Federal Finans Bakanı Peer Steinbruck, ortak incelemeye katılan Alman medyasına verdiği demeçte “Siyasi olarak konuşursak, bunun bir skandal olduğunu düşünüyorum.” dedi. Steinbruck, Batılı ülkelerin gizli operasyonlara ihtiyaç duyduğunu kabul etse de Danimarka yetkililerinin ortakları hakkında casusluk yapmalarının “biraz kendi başlarına hareke ettiklerini gösterdiğini” söyledi.

Danimarka Savunma İstihbarat Ajansı 2015’te, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın ortaklıklarındaki rolünü anlamak için “Dunhammer Operasyonu” kod adlı bir iç soruşturma başlattı. Soruşturmadan sonra yayınlanan rapor, Danimarka Savunma İstihbarat Ajansı’nın ABD savunma güvenlik ajansına İsveç, Norveç, Hollanda, Fransa ve Almanya’daki büyük politikacıları izleme konusunda yardım ettiğine işaret etti.

Rapora göre, Danimarka istihbarat örgütü ABD’ye ayrıca Danimarka Dışişleri Bakanlığı, finans bakanlığı ve bir Danimarka silah üreticisini izlemesi için de yardım etti. Dışişleri bakanlığı da Ulusal Güvenlik Ajansı’nın ABD hükümetini izlemesinde iş birliği yaptı. İki ülke istihbarat kurumlarının arasında böyle bir iş birliği olduğunun ortaya çıkarılmasından sonra 2020’de Danimarka hükümeti Savunma İstihbarat Ajansı’nın tüm liderlik kadrosunu istifaya zorladı. Bunun açıkça anormal siyasi sonuçları olacak.

ABD İSTİHBARAT KURUMLARI ÜZERİNDE DENETİM YOK

Almanya ve Danimarka NATO kampında olsa da NATO’nun merkezi öncü gücü, ABD. Fakat ABD müttefiklerine tam olarak güvenmiyor. NATO, özellikle Almanya ve Fransa bir dizi önemli konuda ABD’yi tamamen takip etmiyor. NATO ve Avrupa Birliği (AB) yekpare bir bütün değil. ABD istihbarat örgütleri bu çelişkileri çoğunlukla bir aktörü kendi istihbarat faaliyetlerinde kullanmak ya da tehdit etmek için kullanıyor. Bu da Avrupa’nın farklılaştırılmasına yarayan “sıkıştırma stratejisi” haline geldi.

2013’teki PRISM olayından, istihbarat örgütlerindeki sonraki skandallara kadar, ABD perde arkasından manipüle etme konumunda olduğunu gösterdi. Güvenlik bölümünün gizli operasyonu ifşa edildikten sonra, bu ABD ile Avrupa arasındaki iş birliğini etkileyecek ve hatta belli siyasi sonuçlara yol açarak belli ülkelerin hükümetlerinin düşmesine yol açacaktır.

Güvenlik ve gizli gücün öneminin, ABD hegemonyasının doymak bilmeyen eli olduğu aşikâr. ABD açıkça bu gücü kullanmaya bağımlı hale gelmiş. Bu olaydan sonra, ilk olarak ABD ve müttefikleri arasında gerçek bir güven olmadığını görebilirsiniz. Amerikan hükümeti her zaman “iş birliğinden” bahsederken, geniş biçimde “gizli faaliyetler” sürdürüyor. Müttefikler arasındaki siyasi güven işte bu. Bu Avrupa içinde bütünleşmeye uygun olmayan bir tür bölünme ve parçalanma.

İkincisi, ABD istihbarat kurumları üzerinde denetimin olmaması ülkeler arasındaki iş birliğine bir engel hale geldi. ABD istihbarat denetim mekanizması başkanın yürüttüğü idari denetim, Kongre’nin yasama denetimi, mahkemelerin adli denetimi ve istihbarat örgütlerin iç denetiminden oluşuyor. Ama sonuçlar, ulusal güvenlik ajansı kontrol dışı bir güç haline geldiğini gösteriyor, bu ABD diplomasisi için bir “ikilem” yaratabilir.

İstihbarat gücü ilk başta diplomasinin bir uzantısıydı. Eğer ABD istihbaratı diplomasinin ana gücü olarak düşünülüyorsa, kontrol dışındaki ulusal güvenlik kurumları ABD hegemonyasının gerilemesini hızlandıracak ve bu hegemonyanın meşruluğunu zayıflatacaktır.