CGTN / Dani Rodrik

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) ekonomik politika sohbetleri sadece birkaç yıl içinde tümüyle değişti. Neoliberalizm, Washington uzlaşması, piyasa fundamentalizmi -aklınıza ne gelirse- gibi şeylerin yerini, çok farklı şeyler aldı.

Makro ekonomik politikada borç ve enflasyon korkusu yerini ekonomiyi aşırı teşvik etmeye ve fiyat istikrarına yönelik riskleri küçümsemeye bıraktı. Vergilendirmeye gelince, aşağı çeken rekabet konusundaki zımni uzlaşma demode ve çokuluslu şirketlere küresel bir minimum vergi getirme moda. Son zamanlara kadar kibar bir konuşmada asla dile getirilmeyen sanayi politikası intikam almak için geri döndü.

Liste uzayıp gidiyor. Emek-piyasa politikasında bir zamanlar moda sözcükler kuralların kaldırılması ve esneklikken şimdi bütün sohbet işler, pazarlık gücünde dengeyi yeniden kurmak ve işçiler ile sendikaları güçlendirmekle ilgili. Büyük teknoloji ve platform şirketleri bir zamanlar yeniliğin ve tüketici yararının kaynağı olarak görülürdü, şimdi bunlar kurallara bağlanması ve muhtemelen yıkılması gereken tekeller. Ticaret politikası tamamen küresel emek vizyonu ve etkinliği sağlamakla ilgiliydi, şimdi esneklik ile iç tedarik zincirlerini korumakla ilgili.

BIDEN YENİ FİKİRLERİ UYGULAMAKTA HIZLI DAVRANIYOR

Bu değişikliklerin bir kısmı Covid-19 şokuna karşı gerekli düzenlemelerdi. Bunlar belki de ABD ekonomisinde uzun süredir artan eşitsizlik, ekonomik güvensizlik ve yoğunlaşan piyasa gücünün ürettiği bir U dönüşüdür. Ama bunun itibarı aynı zamanda haklı olarak, Washington’a yeni bir ekonomi ekibi getiren ve eski kafalıların eleştirilerine rağmen yeni fikirleri uygulamakta hızlı davranan ABD Başkanı Joe Biden’a ait.

Daha önce ABD’de ve Batı Avrupa’nın büyük bölümünde 1980’lerdeki Reagan-Thatcher devriminden bu yana ekonomi politikasını şekillendiren piyasa fundamentalizmi modelinin entelektüel bir kaynağı vardı. Bu model akademinin salonlarında geliştirildi ve Milton Friedman gibi kamusal entelektüeller tarafından popülerleştirildi. Fakat şimdi, akademik ekonomistler büyük oranda gelişmeleri yakalamaya çalışıyor. Serbest piyasa tutkusu ekonomistler arasında yok olmaya başlasa da Keynesçilik ya da Friedmancı muhafazakârlık tarzında bir programatik gelişme yok. Tamirden öte geçen toptan çözümler için akademisyenlere bakan politika belirleyiciler hayal kırıklığına uğrayacaklar.

Yine de ekonomistler açıkça değişen havadan etkilendiler. Örneğin, merkez bankası yöneticilerinin Wyoming, Jackson Hole’da ağustos sonunda yapılan yıllık toplantılarında MIT, Harvard, Northwestern ve Chicago Üniversitesinden seçkin akademik ekonomistler enflasyondaki geçici bir sıçramanın neden iyi bir şey olabileceğini gösteren bir rapor sundu. Ücretler katı biçimde aşağıya doğru giderken -ücretler yükseldikleri kadar kolay düşmezler- talepte bir yükseliş yaşayan bir ekonominin bazı kısımlarında artan ücretlerle yapısal bir değişiklik sağlanabilir. Bu merkez bankasının hedeflerini aşan genel bir enflasyona yol açabilecek olsa da yine de bütün sektörlerde göreli ücretlerin ayarlanmasına imkân sağladığı sürece, istenen bir şey olabilir.

DÖVİZ BORÇ ALMAK ZORUNDA OLAN GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER DAHA DİKKATLİ OLMALI

Aynı şekilde, MIT’ten David Autor kısa süre önce, birçok işverenin şikâyet ettiği ABD’deki emek kıtlığının -açık işler önerilen işleri kabul etmeye yetecek kadar işçi olmadığı için doldurulmuyor – aslında iyi bir şey olduğunu yazdı. Autor sorunun, ABD ekonomisinin çok fazla düşük ücretli ve az sosyal yardımı olan “kötü” işi yaratması olduğunu savundu. Eğer salgın şimdi işçileri daha fazla talepkâr ve seçici yaptıysa, buna uyması gerekenler işverenler. Nihayetinde, eşitlik ve verimlilik sadece daha fazla iş değil, aynı zamanda yüksek kaliteli işlere de ihtiyaç duyuyor.

Akademik ekonomistlerin yazılarının bir meziyeti ABD’de bugünkü siyasi önceliklerin beklenmedik, şartlara bağlı yapısını açıklığa kavuşturması. Örneğin Jackson Hole araştırması, geçici enflasyonun ancak belirli koşullar altında kabul edilebilir olduğunu gösterdi; sektörel ayarlamalar tüketici talebindeki değişikliklerce gerçekleştirilir, ücretler düşemez ve mali teşvikler daralması gereken sektörlerde kârlılığı çok artırarak yapısal değişikliği engellemezse… Aksine, gelişmekte olan ülkelerde, enformel istihdamda ücretler çok esnektir ve modern sektörlerin genişlemesi arz tarafındaki kısıtlamalarca engellenir. Bu koşullarda, mali ya da parasal teşvikin etkili olması ihtimali çok daha az olacaktır.

BAŞARISIZLIKLAR YAPISAL ÖNLEMLERLE ÇÖZÜLEBİLİR

Yine de ABD’deki değişikliklerin başka ülkelerde yanlış anlaşılması ve başka yerlerdeki politika belirleyicilerin ABD’deki çareleri kendi ortamlarının özelliklerine dikkat etmeden körü körüne taklit etmeleri riski var. Özellikle finansal alanı olmayan ve döviz borç almak zorunda olan gelişmekte olan ülkelerin makroekonomik teşviklere fazla güvenmeye karşı dikkatli olması lazım.

Bugün birçok gelişmekte olan ülkedeki gerçek sorun geleneksel ihracata yönelik sanayileşme modelinin pilinin bitmiş olması. İyi, verimli iş yaratmak, hizmetlere, iç pazara ve orta sınıfı büyütmeye odaklanan farklı bir kalkınma modelini gerektiriyor. Ve hizmet sektöründe daha verimli istihdam fırsatlarının artışını engelleyen piyasa ya da hükümetin başarısızlıkları sadece yapısal önlemlerle çözülebilir.

Washington ekonomi bürokrasisinin koridorlarında ekonomi politikasının gözden geçirilmesi iyi bir haber. Ama diğer ülkelerin bundan çıkarması gereken gerçek ders bir sosyal bilim olarak ekonominin farklı koşullarda farklı politika önerilerini desteklediğidir. Tıpkı, ABD’deki değişen koşullar ile siyasi tercihlerin yeni çareler üretmesi gibi, diğer ülkelerin de kendi özel sorunlarını ve kısıtlamalarını hedefleyerek iyi sonuçlar alabilirler.