CGTN / Thomas O. Falk

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için potansiyel bir düşüş ilk olarak, Paul Kennedy’nin 1987’de “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü”nü yayınlamasıyla ana akım popülaritesine yükseldi. Dünya düzeni iki kutupluydu ve Kennedy, Birleşik Devletlerin otuz yıl içinde muazzam bir aşırı gerilmeden nihayetinde acı çekeceği sonucuna vardı.

Düşüş yerine, ilk olarak Charles Krauthammer’ın kazandırdığı “Tek Kutuplu An” ve bununla birlikte ABD için karşısında meydan okuyanı olmayan bir dünya meydana geldi. Dahası, 1990’ların başındaki ekonomik patlama, ABD’deki bir düşüşün gerçeklerden çok uzak olduğuna inanmasına yol açtı ve en üst noktasından sallanan bir sütun senaryosu ziyadesiyle gerçekçi görünmüyordu.

Bununla birlikte, tarih bir şey öğretmişse, o da kendini tekerrür edeceğidir. Zamanla değişmezlik de öyle; her şeyin bir sonu vardır. İspanyol İmparatorluğu yaptı, İngiliz İmparatorluğu yaptı ve Roma İmparatorluğu da yaptı. Hepsi farklı nedenlerden ötürü, bazıları içeriden ve bazıları dışarıdan, ama yine de çöktüler.

Hepsi de bir özelliği paylaşır; tek kutupluluk sadece yok olmaz, zamanla çöker, örneğin Britanya İmparatorluğu veya hegemonik bir savaşı kaybetmek, örneğin 1898 İspanya-Amerika Savaşından sonra İspanyol İmparatorluğu. Ancak belirli bir olaylar zinciri genellikle uzun sürede bir düşüşü tetikler.

ABD’deki düşüşün tetikleyicisi için genel fikir birliği genellikle 11 Eylül’dür. Bu Birleşik Devletler için bir uyarı çağrısıydı. Bu, Afganistan ile Irak’ta Teröre Karşı Savaş’a yol açtı ve daha sonra Washington için sadece parasal olarak değil, askerlerin yaşamları ve özellikle de ABD’nin uluslararası toplumdaki itibarı için bataklığa dönüşecekti.

Bununla birlikte, asıl tetikleyici 1970’lere kadar uzanıyor. 1970’lerde ekonomik patlamanın sona ermesiyle, ABD’de alt orta sınıfın kademeli olarak gerilemesi başladı. Bunu takip eden on yıllarca süren küreselleşme ve neoliberalizm, ülkedeki sanayisizleşmeyi hızlandırdı ve sosyal eşitsizliği şiddetlendirdi. Birçoğu için ücretler sabit kaldı ve bunun sonucunda birçok Amerikalı, artan refah yanılsamasını yaratmak için evlerinin ipoteğini artırdı. Bu, 30 yıl sonra, 2008 mali krizinin temel nedenlerinden biri haline gelecekti.

Başka bir etki ülke için daha da tehlikeli olabilirdi; birçok alt-orta sınıf üyesi için “Amerikan Rüyası” ilerlerken erişilemez olmaya devam edecek. ABD, on bir yıl sonra eş zamanlı olarak aşırı taleplerden ve aşırı güvenden sıkıntı çekiyor.

ABD DÜNYANIN GERİ KALANININ TAKLİT ETMEYE ÇALIŞTIĞI BİR ÜLKE DEĞİL

Donald Trump’ın daha önce ABD siyasetini ve dünyayı saçmalığa sürüklemesinden sonra Pax America fikri Washington’da yeniden hüküm sürüyor. ABD yeniden liderlik etmek istiyor, ancak birçok müttefik son yıllarda alternatifler arıyor, hatta kaderlerini kendi ellerine alıyor.

İkincisi, buna rağmen, ABD’deki düşüş esas olarak iç faktörlerden kaynaklanıyor.

Covid-19 salgını, 13 yıl içinde ikinci kez, Amerika’nın önemli bir krizle nasıl baş edemediğini gösterdi. Yarım milyondan fazla Amerikalı salgında hayatını kaybederken, yaklaşık 22,2 milyon kişi işini salgın yüzünden kaybetti. Bu insanların çoğu yakın zamanda bir daha iş bulamayacak. Bu insanlar işsiz kaldığında, toplumdaki boşluk ve sosyal bölünme daha da olağanüstü hale gelecektir.

Daha da kötüsü, Beyaz Saray, Başkan Joe Biden ile normale dönmüş olsa da, Amerika’yı ciddi şekilde yaralayan çeşitli sorunlarla boğuşuyor. Biden, zaten güçlü ve oldukça tehlikeli olan bölünmenin yanı sıra, bir salgın, ekonomik ve iklim krizi ve sola kaymaya çalışan bir Demokrat Parti ile karşı karşıya kalacak. En önemlisi, Cumhuriyetçi Parti, yurtsever ve yasa ve düzen partisi halinden Trump’ın partisi şeklinde yozlaştı. Bu, şu anda Kongre’de elinde bulundurduğu çoğunlukla ve 2022’nin ortasında bir seçim yenilgisiyle Biden’ın yasalarının çoğunun bloke edileceği anlamına geliyor. Bir felç, meseleler ele alınmayacağı, sadece siyasi nedenlerle görmezden gelineceği için durumu daha da kötüleştirecek. Ekonomi, askeri bütçe ve yumuşak güç ancak ülke siyasi bir iç savaşta parçalanırsa ve yönetilemez hale gelirse bu kadar değerlidir. Biden ulusu iyileştirse bile -ki bu pek olası değil- gelecek bugünden çok daha iyi görünmüyor.

Sonuçta, sorun, genel ve mesleki eğitime çok az önem veren okul sistemine kadar uzanmaktadır. Durum böyle olduğu sürece, Amerikalılar QAnon gibi komplolara ve diğer önemli yalanlara karşısında savunmasız hale gelecekler. Koridorun her iki tarafında, ABD’deki medya ortamı, izleyicilerini belirli bir balonda tutarak bu sorunları daha da kötüleştiriyor. Muhalif görüşler artık neredeyse yok.

Ayrıca, kölelik suçu hiçbir zaman yeterince ele alınmadığı için ırkçılık bugün önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Şüpheli bir yargı sistemi, harap olmuş bir altyapı ve Çin’in en azından ABD ile eşit olmaya hazır olduğunun farkına varılmasıyla eşleştirin ve son yirmi yıl, yenilmezlik illüzyonunun ne kadar kusurlu hale geldiğini ortaya çıkardı. Ya da herkesin anlayacağı, ABD artık dünyanın geri kalanının taklit etmeye çalıştığı bir ülke değil.