Global Times / Xu Liang

Covid-19’un kökeni belirleme işinin bilim insanlarının görevi olduğu düşünülür. Ancak Batı medyası Çin’e karşı spekülasyonlar üretme ve çamur atmayı asla bırakmadı. Ama bazılarının ana akım ABD medyası da dâhil, 2020’de “laboratuvardan sızma” teorisini onaylamadığı ve çekimser kaldığını da kabul etmek gerekir. Ancak bunlar da Wuhan’daki bir “laboratuvardan sızma” teorisinin ne kadar inandırıcı olduğu konusunda yaygara kopararak tutumlarından çark ettiler.

Washington Post Ocak 2020’de “Uzmanlar Çin’in koronavirüsünü silah araştırmalarına bağlayan aşırı teoriyi reddediyor” başlıklı bir makale yayınladı. Ertesi ay, New York Times bu hipotezi, “kanıttan yoksun ve bilim insanları tarafından reddedilen bin komplo teorisi” olarak tanımladı. 2020’nin sonunda Associated Press bunu daha açıkça belirtti ve “Reddedilen Covid-19 efsaneleri, gerçeklere rağmen çevrim içi olarak devam ediyor.” dedi.

Ancak söylemleri mayıs ayından bu yana aniden değişti. Washington Post, “Bazı bilim insanları için laboratuvar tezinin daha önceki reddi şimdi medyanın ihmali olarak görülüyor.” New York Times, “Bilim insanları ‘laboratuvar sızıntısı” teorisini inkâr etmek istemiyor.” dedi ve Wuhan’daki bir laboratuvar virüsünün daha titizlikle incelenmesi isteklerini memnunlukla karşıladı.

Bu değişiklik Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın ABD istihbarat örgütlerini Covid-19’un kökenlerini araştırma konusundaki çabalarını ikiye katlamaya ve sonuçları 90 gün içinde kendisine bildirmeye çağırdığı bir zamana denk geldi. Ya da başka bir deyişle, bu Biden’ın Çin’e karşı giderek açıklık kazanan stratejisi ile aynı zamana denk geldi.

“KOMPLO TEORİLERİ” ÜRETİLDİ

“Laboratuvar sızıntısı” teorisi daha önce Trump yönetimi tarafından güçlü biçimde ileri sürülmüş ancak Trump’ın ana akım medya ile korkunç kötü ilişkisi nedeniyle, medya Demokrat Parti’yi destekleyici bir tutum takınırken, çoğu zaman açıklamalarıyla alay etmiş, tutumuna mesafeli kalmıştı. Biden’ın Oval Office’e gelmesinden sonra, medya kanalları ile iyi ilişkileri sayesinde, medya kanalları mevcut yönetimin borusu ve aracı gibi bir rol oynuyor. Ayrıca, “laboratuvar sızıntısı” artık tamamen bilimsel bir konu değil, fakat Çin ile ABD arasındaki büyük bir güç oyununun örneğidir.

Salgının ilk zamanlarında ABD virüsle mücadelede başarısız oldu ve bu ülkenin dünya liderliği imajına zarar verdi. Ancak ABD politikacıları medyası komplo teorileri üreterek birlikte bir salgın görüşü oluşturdu. Bu görüşte Çin bir şeytan olarak resmedilirken ABD halen öncü rolü oynuyordu. “Güvenilir” bir medya kanalı olan Bloomberg’e bakalım; Bloomberg Covid Dayanıklılık Sıralaması’nda ABD’yi 1. sıraya yerleştirdi. Bu hareketi hiçbir şey “çok gayret etti” sözünden daha iyi ifade edemez.

Eğer ABD sadece günah keçisi buluyor ve virüsün Çin’den kaynaklandığında ısrar ederek gerçekçi bir taktik uyguladığı savunma pozisyonunda ise “laboratuvar sızıntısı” teorisini kabartmak ileri doğru atılan büyük bir adımdır. Bu teori ABD liderliğini kurtarmak, ABD’yi “aziz” ve Çin’e “şeytan” yapmak için bir silah haline geldi. ABD’deki sözde liberal haber kaynaklarının kolayca değişen tutumu, onların Biden yönetiminin Çin’i şeytanlaştırma enformasyon savaşına katıldığı ve hizmet ettiğini canlı biçimde kanıtladı. Bu teori, daha sonra Çin’in biyoteknolojideki herhangi bir ilerlemesini kontrol altına almak için küresel bir demir perdenin yaratılması ile sonuçlanacak olan, Çin’in biyogüvenlik yönetiminin bir felaket olduğu imajını yaratan, Çin hakkında uydurulmuş, yanlış bir “bilgiden” başka bir şey değil. Bu, tıpkı kısa süre önce ABD’nin “Çin’in bilgisayar korsanlığı”nı uydurmak için çok fazla çaba harcaması gibi, Biden’ın kapsamlı şeytanlaştırma stratejisi içindeki bağlantıdır.

Şimdiye kadar, bilimin bakış açısından, “laboratuvar sızıntısı” teorisi tamamen bir saçmalıktır. Ama enformasyon savaşı bakımından, Washington sonunda istediği sonucu elde edemese de Çin’i şüpheli bir konuma yerleştirerek, halen kamuoyunun dikkatini başarılı biçimde başka yöne çevirebilir ve suları bulandırabilir. ABD için bu bir zafer olacaktır.

ABD’NİN TUTUMUNDAN BAZI POLİTİKACILAR KAZANÇLI ÇIKABİLİR

Çin’le ilgili propagandaya gelince, ABD medya kanalları bir çıkmaza girdiler, gerçeği kabul etmeye cesaret edememe, gerçeği dile getirmeye cesaret edememe ve yenilgiyi kabul etmeye cesaret edememe. Amerikan medya kanallarının bugün de yanlışları düzeltme gücü var. Ama bu güç, merkez ana akım medya kanalları “laboratuvar sızıntısı” teorisinden yana tavır takındığı için Çin’le ilgili konularda zayıflıyor.

ABD medya kanalları, ABD seçimleri sırasında bir siyasi araç gibi hareket etti, bu zaten çok iyi biliniyor. Şimdi, dünyanın her tarafından insanlar ayrıca bu medyanın aynı zamanda ABD’nin jeopolitik çıkarlarına hizmet eden araçlar olduğunun da giderek daha fazla farkına varıyor. Bunun ana akım ABD medyasının özelliklerinden biri olduğu ortaya çıktı.

Medya kanallarının gerçekleri takip etme sorumluluğunu üstlenmesi gerekir fakat siyasi tutumlarına öncelik verdikleri zaman, siyasetçilerden daha az önleyici değiller. ABD medya kanalları uzun zamandır ciddi biçimde dejenere oldu. Artık bilimle ilgilenmiyorlar. Bütün istedikleri şey DSÖ’nün Wuhan’ın dünyada Covid-19’un ilk görüldüğü yer olduğunu ilan etmesi.

ABD’nin bu enformasyon savaşından kazanacağı bütün şey konuyla ilgili tutumunun geçici olarak alçak gönüllü görülmesidir. Çin artık kurban edilecek bir koyun değil. Adalet belki geciktirilebilir ama asla reddedilemez. Dolayısıyla Sezar’ın hakkını Sezar’a ve Tanrı’nın hakkını da Tanrı’ya verin. ABD hükümetini bilim insanlarını siyaset ile esir alınca, bazı politikacılar bundan kazançlı çıkabilir ama ABD medyasının tarafsız ve objektiflik bayrağı kaybeder.