CGTN / Mustafa Hyder Sayed

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümeti ve ortaklarının eline geçen her fırsatta Çin’i kötülemek, hedef göstermek ve kontrol altına almak için amansız bir kampanyası var.

Washington’ın Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi, Hong Kong ve Taiwan’ın yanı sıra ve Kuşak Yol İnisiyatifi’ne yönelik söylemleri ve “soykırım” kelimesinin yanlış kullanımıyla dışavuran açık ve öngörülebilir bir eğilimi var. Ne yazık ki, Covid-19 salgını gibi küresel bir sağlık krizi dahi Washington’ın dar ve siyasi çıkarları için istisna değil.

Ünlü ekonomist Jeffrey Sachs’ın bu yıl 20 Mayıs’ta düzenlenen “Xinjiang Gözümde” başlıklı çevrim içi bir forumda yaptığı konuşmada belirttiği gibi, Washington’ın Çin’e ilişkin anlatısındaki sorun, kanıtlardaki eksikliktir. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey bir üyesi olan Kongre Üyesi Michael McCaul ve Cumhuriyetçi Parti, 1 Ağustos’ta koronavirüsün kökenleri hakkındaki araştırma raporlarının üçüncü bölümünü yayınladı. Cumhuriyetçi Parti’nin raporunun içeriğini analiz etmeden önce, en başından beri temelde yanlı olan ve küresel sağlık yönetişimi içinde Dünya Sağlık Örgütleri (DSÖ) gibi saygın ve çok taraflı bir kurumla bağlantılı olmayan bir politikacının veya bir siyasi partinin, yakın tarihin en büyük küresel sağlık krizine ilişkin gerçeklere dayalı bir soruşturma yürütüp yürütemeyeceği sorgulanmalıdır.

Dünyanın koronavirüsün Delta varyantında artış gözlemlediği ve bilim insanlarının pandeminin yol açtığı sağlık sorunlarıyla küresel olarak boğuşmak için mücadele ettiği bir zamanda, siyasi farklılıklarına rağmen tüm büyük ülkelerin pandemi ile ilgili sorunları ele almak adına DSÖ gibi çok taraflı kurumlara kulak asmaları çok önemlidir. Sadece çok taraflı kurumlar, araştırmalarına ve bulgularına güvenin yanı sıra genel bir fikir birliğine varabilir. Dahası, ister Covid-19 pandemisi, ister İspanyol Gribi veya Ebola gibi daha önce yaşanmış pandemiler olsun küresel salgınlar, ulussuz ve ülke sınırlarını tanımaz olmalarının yanı sıra kast, inanç veya etnik kökene de sahip değildirler. Cumhuriyetçi Parti ve Biden yönetiminin Covid-19 pandemisini Çin’e ve Çin hükümetine atfetme girişimleri, Başkan Trump’ın koronavirüsü “Çin virüsü” olarak etiketleme anlatısının sadece daha karmaşık bir versiyonudur.

BATI’NIN ÇİFTE STANDARDI

Hukuki bir bakış açısıyla, bulaşıcı bir hastalıktan ilk olarak orada keşfedildiği varsayımıyla bir devleti sorumlu tutan hiçbir uluslararası mekanizma veya kanun mevcut değildir. İkincisi, uluslararası hukukta ve bulaşıcı hastalıklar tarihinde, belirli bir ülkenin “bulaşıcı bir hastalığı yaydığı” iddiasıyla cezalandırıldığı bir örnek yoktur. Washington’ın bu mantığı desteklenecek olsaydı, Sahra Altı Afrika’daki birçok ülke, geçmişteki bazı bulaşıcı hastalıklar orada ortaya çıktığından veya ilk kez orada keşfedildiğinden yaptırıma tabi tutulacaktı. Bu nedenle, Çin’e yönelik yaptırımların veya cezaların seçici olarak uygulanması, Batı’nın çifte standardını ve her ne pahasına olursa olsun yükselen Çin’i kontrol altına alma takıntısını göstermektedir. Washington ile onun Batılı dostlarının Çin’i kontrol altına almak ve utandırmak için bu kadar istekli ve çaresiz olmaları kaygı vericidir.

Çin’in koronavirüs pandemisine ilişkin DSÖ liderliğindeki bir soruşturmayı memnuniyetle karşıladığını belirtmek yerinde olacaktır. Geçen kasım ayında yapılan Dünya Sağlık Asamblesi (DSA) toplantısında Cumhurbaşkanı Xi Jinping, pandeminin asıl nedenlerini belirleyebilmek için Çin’in şeffaf bir soruşturmaya hazır olduğunu ve Çin’deki soruşturma ekibinin DSÖ ile iş birliği yapacağını belirtmiştir. Ardından, DSÖ’nün himayesinde ve Çin ile iş birliği içinde, ABD dâhil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere, 10 ülkeden uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekip, 28 günlük kapsamlı bir ortak soruşturma yürüttü. DSÖ tarafından bu yıl 30 Mart’ta yayınlanan ortak soruşturma raporunda şu temel sonuçlar elde edildi: i) Pandeminin bir laboratuvar sızıntısından kaynaklandığı teorisi, ampirik veya dolaylı kanıtlarla doğrulanmadı; ii) Koronavirüs büyük olasılıkla hayvanlardan kaynaklanmıştı.

Bu bulguların dünyanın dört bir yanından uzmanlar ile çalışan DSÖ’nün yönettiği bir araştırmanın ortak sonucu olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda, uluslararası toplumun güven ve desteğine sahip olmayan tek taraflı soruşturmalar başlatmak yerine bu raporun sonuçlarının onurlandırılması ve kesin olarak kabul edilmesi gerekir. Birleşmiş Milletler (BM) ve DSÖ’nün yapıcı bir rol oynaması, makul ve dürüst bir kurum olarak hareket etmesi bir zorunlulukken, Washington’ı siyaset ve “Soğuk Savaş” zihniyetini küresel sağlık yönetişimi söyleminin dışında tutmaya teşvik etmesi gerekmektedir.

Son olarak, Batı tarafından Çin’e karşı hukukun bir savaş aracı olarak kullanılmasının erken işaretleri, Çin’e karşı yaptırım çağrısında bulunan bazı aktörler tarafından da görülebilir. ABD’nin Irak’a savaş açmadan veya Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu yanlış bir şekilde iddia etmeden önce yaptığı gibi, iddialarını kanıtlayacak hiç kanıtı olmadan Çin’e karşı tüm cephelerde bahisleri yükseltmesi kazananı olmayacak bir oyundur. Batı bunu ne kadar erken anlarsa o kadar iyi olacaktır.