CGTN / Shan Renping

Covid-19 salgınına karşı küresel mücadelede, bilimsel araştırma ve sanayi üretiminde güçlü kapasiteye sahip olan ve kendini “demokrasinin yol gösterici” ilan eden dünyanın en büyük ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri (ABD), zayıf performansıyla dünyayı şaşırttı. John Hopkins Üniversitesinin 27 Mayıs tarihli istatistikleri, ABD’nin 33 milyondan fazla toplam teyit edilmiş Covid-19 vakası ve 597 binin üzerinde toplam ölümle dünyada ilk sırada yer aldığını gösteriyor.

Küresel nüfusun yüzde 5’inden daha azına sahip ABD, dünya çapında teyit edilmiş vakaların yaklaşık beşte birini ve ölümlerin yüzde 16,9’unu oluşturuyor. Washington Üniversitesi Sağlık Ölçüm ve Değerlendirme Enstitüsü’nün yakında açıkladığı inceleme raporu, ABD’de Covid-19 salgınında ölenlerinin sayısının resmi rakamların çok üzerinde 900 bini geçtiğini tahmin ediyor. ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü Dr. Anthony Fauci, 9 Mayıs’ta 900 bin rakamının, “düşündüğünden biraz fazla olduğunu”, ancak ABD’nin salgından kaynaklı ölüm sayılarını düşük tahmin ettiğini söyledi.

Hızlı aşılamaya rağmen, ABD’de durum endişe verici olmayı sürdürüyor. Geçen yıl şubat ayında Covid-19’dan yaşamını yitirenlerin sayısı 500 bin ile ABD’nin Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı’ndaki toplam ölü sayısını geçmişti. ABD’li sağlık uzmanları ve yetkililer, ülkenin dördüncü bulaşma dalgasıyla karşı karşıya olduğunu kabul ettiler. The Guardian gazetesi, 16 Nisan’da en az 21 eyalette günlük teşhis edilen yeni Covid-19 vakalarında yüzde 10 veya daha fazla yükseliş görüldüğünü yazdı.

ABD’de genç insanlar, yeni vakaların büyüyen payını oluşturuyor. Mart 2021’de New Jersey’de 20 ila 29 yaşındaki genç insanlar arasında Covid-19’dan hastaneye yatışlarda yüzde 31 ve 40 ila 49 yaşta ise bu oranın yüzde 48 arttığı görüldü. Forbes.com’a göre, ABD’de her beş kişiden biri salgın nedeniyle bir arkadaşını veya aile üyesini kaybetti. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Direktörü Rochelle Walensky, Beyaz Saray’da verdiği bilgilendirmede, durumun “kıyamet yaklaşıyor” gibi hissettirdiğini ve “korktuğunu” söyledi.

Salgın sırasında birçok sıradan Amerikalı işlerini kaybetti ve zor durumda yaşıyorlar, zengin ve yoksul arasındaki uçurum büyüdü. Chicago Üniversitesinin araştırmasına göre, ABD’de yoksulluk oranı salgının başlamasından bu yana en yüksek oran olan yüzde 11,7’ye ulaştı, Afrika kökenli Amerikalılarda yoksulluk oranı genel oranın yaklaşık iki katını buldu. USAFacts.org verileri, 19 Nisan itibarıyla ülkedeki işsizlerin yaklaşık yüzde 40’ının altı buçuk aydan daha fazla işsiz olduğunu gösteriyor. FeedingAmerica verilerine göre, 2020 yılı sonu itibarıyla her altı Amerikalıdan biri ve her dört Amerikalı çocuktan biri açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor, bu önceki yıla göre yüzde 50 oranında bir artışı gösteriyor. 

ABD toplumu ile uluslararası toplum, mevcut durumun temel nedeninin ABD’de siyasi bölünme ve hileli yönlendirme olduğunu söyleyerek, hükümeti salgınla mücadelede ve salgının arkasındaki sistemik sorunlarla mücadelede etkisiz kalmakla eleştirdi. Bazı siyasetçiler, salgını kendi gündemlerini aramak için kullandı, siyaseti bilimin ve partinin çıkarlarını halkın çıkarlarının üstüne koydu, virüsle mücadelede birçok seviyede karmaşa yarattılar. Bu da Amerikan halkına pahalıya patladı ve Covid-19 salgınıyla mücadelede uluslararası iş birliğinde ciddi aksamalara ve zarara sebebiyet verdi.

BİLİMİ GÖRMEZDEN GELMEK

Salgın ortaya çıktıktan sonra aylarca Beyaz Saray, virüs tehdidini önemsiz gibi gösterdi. Halk sağlığı yetkilileri ile uzmanlar, görevlerini dürüstçe ve şeffaf biçimde yerine getirmek ile “kararsız” yönetime uymak arasında “ince bir denge” bulmak zorunda kaldılar. The New York Times ve Washington Post, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, “Kung Fu” ifadesine atıfta bulunarak, koronavirüsün “kung gribi” olduğunu, bulaşma riski ve ölüm oranının “çok düşük” seyrettiğini ve salgının “bir mucize gibi” ortadan kalkacağını iddia ederek, halkı yanıltmak için sürekli olarak yanlış bilgiler verdiğini yazdı. 

Bütün bunlar, ABD kamu sağlığı enstitüleri ile uzmanlar tarafından yayınlanan önleme ve kontrol bilgileriyle çelişiyordu. ABD’li gazeteci Michelle Goldberg bir seferinde, “Trump yönetiminin uzmanlığı küçümsemesi, teknik yeterliliğe kölece bağlılığını yüceltmesi, daha fazla acil bir tehdit haline geldi.” dedi. New York Times’da yayımlanan bir makalede, federal hükümetin bilim insanlarını marjinal hale getirmesinin ana sebebinin ekonomik kaygılar olduğu belirtilerek, “federal politikanın, halk sağlığı pahasına kısa vadeli ekonomik kazanç lehine biçimlendirildiği” iddia edildi. 

Cornell Üniversitesinin bir araştırması, “ABD başkanının, Covid-19 ile ilgili tek başına en büyük yanlış bilgi kaynağı olduğunu” ve başkanın açıklamalarının, “genel yanlış bilgi konuşmalarının yüzde 37,9’unu oluşturduğunu” gösterdi. PoliFact internet sitesi, “Covid-19 salgınını reddeden, küçümseyen veya yanlış bilgi veren” açıklamalara 2020 yılı için “Yılın Yalanı” ödülünü verdi ve ABD hükümetini, tehdidi kasten önemsiz göstermekle, vaka sayılarıyla ilgili yalan söylemekle ve virüsün kaynağı, hastaneye yatış ve aşı tedariki hakkında yanlış bilgi vermekle eleştirdi. 

ÖNCE SİYASET

ABD federal sistemi altında salgına karşı mücadele parçalanmıştır. Her eyaletin kendi mücadelesini yürütmesi, ayakta kalma politikası izlemesi ve tedarik için sık sık rekabete girmesi, virüsün yayılmasına fırsat vermektedir. Anthony Fauci, ülke açıkça bölündüğü zaman, bunun kamu sağlığı krizlerini çözmeyi son derece zorlaştırdığını söyledi. Fauci, “Halk sağlığı sorunları siyasi olarak gerilimli hale geldiğinde –bir maske takmak veya takmamak bir siyasi açıklama olduğunda– bunun herhangi bir bileşik halk sağlığı mesajı için nasıl yıkıcı olduğunu hayal edemezsiniz.” dedi.

Fauci, ayrıca önceki yönetimin salgının ciddiyetini önemsemediğini ve bazı eyalet ile kentlerin siyasi gerekçelerle, salgını kontrol altına alma önlemlerinin önemini görmezden geldiğini ifade etti. ABD’de, salgın zirveye ulaştığında bile bazı valiler ve belediye başkanları, sağlık uzmanlarının önerdiği salgınla mücadele protokollerini halen reddediyordu. Texas eyaleti liderliğinde on bir eyalet, karantina uygulamalarını ve maske takma zorunluluğunu tamamen kaldırdığını ilan etti ve federal salgınla mücadele önlemlerinin anlamsız olduğunu bildirdi. Los Angeles Times, ABD eyaletlerinin, virüsü kontrol altına almak için birleşik bir ulusal strateji belirlemekten ziyade kendi başlarına hareket ettiğini belirtti.

Salgın 2020 yılı ABD başkanlık seçimine denk geldi. Seçim siyaseti hükümetin salgınla mücadelesini karmaşıklaştırdı. POLITICO.com’a göre, Georgia eyaletinin Cumhuriyetçi valisi ve eyaletin başkenti Atlanta’nın Demokrat Partili belediye başkanı, CNN ile bir röportajda birbirlerini, eyaleti kasıp kavuran salgın sırasında siyaset yapmakla suçladılar. 

Boston Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu dekanı, partiler arası çatışmanın ABD’nin mantıklı biçimde salgının risklerini tartışmasını önlediğine işaret etti. U.S. Today, “Başkan Trump’ın, mavi eyaletleri koronavirüsten ölüm oranlarını yükseltmekle suçladığını, kırmızı eyaletlerdeki yüksek ölüm oranlarını görmezden geldiği” yorumunu yaptı.

Demokrat Parti, Trump’ı trajediyi siyasi bir silaha dönüştürmekle suçlayarak, Amerikan halkının trajik ölümlerini Trump’a olan güvenlerine bağlarken, mavi eyaletlerde zayıf salgınla mücadeleyi önemsiz gösterdi. Çok bilinen yazar David Litt, şöyle yazdı: “Bu kriz sırasında hükümetimizin kamu menfaatini desteklemede başarısız olması bir trajedidir. Ancak bu şaşırtıcı değil. Seçimleri yönetme tarzımızdan, kampanyaları finanse etme tarzımıza, belirlediğimiz kongre bölgelerinden siyaset yapma sürecine dâhil ettiğimiz lobilere kadar hikâye aynı. ABD cumhuriyeti, geçen yarım yüzyılda herhangi bir zamana göre daha az insan için daha az insandan oluşan bir hükümettir. Ve biz halk bu yüzden acı çekiyoruz.”

SUÇLARI DEĞİŞTİRMEK VE ULUSLARARASI KURULUŞLARDAN AYRILMAK

Trump yönetiminde bazı siyasetçiler sürekli olarak salgının patlak vermesinden Çin’i sorumlu tuttular. Onlar, “laboratuvar sızıntısı teorisi” dâhil komplo teorilerini uydurdular, yaydılar ve hatta “Çin virüsü” ve “kung gribi” gibi ifadeler icat ederek Çin’i lekelediler. 

Yine de CNN ve Der Spiegel’e göre, bu tip söylemler açıkçası yerel izleyicileri yanıltmayı ve yönetimin salgının yanlış yönetmesinin suçunu başka tarafa çevirmeyi amaçlıyor. POLITICO.com internet sitesi nisan ayında, ABD Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi’nin “kampanyalara ayrıntılı bir not gönderdiğini ve Cumhuriyetçi Parti adaylarına Çin’e agresif biçimde saldırarak koronavirüs krizini ele almaları tavsiyesinde bulunduğunu” bildirdi. The New York Times ayrıca, Trump yönetimi yetkililerinin Amerikan istihbarat kurumlarını, salgının kaynağının Çin’deki Wuhan kentinde bulunan hükümet laboratuvarı olduğuna dair ispatlanmamış teoriyi destekleyecek kanıt bulmaya zorladığını, bunun da virüsle ilgili değerlendirmeleri çarpıtacağını ve bir siyasi silah olarak kullanılabileceğini yazdı.

ABD yönetimi, Temmuz 2020’de Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekilme kararını BM Genel Sekreteri’ne resmi olarak bildirdi. DSÖ’den çekilme kararı virüse karşı küresel mücadelede kritik bir noktaydı, sadece ABD kendisinin salgının üstesinden gelme çabalarını zayıflatmadı, aynı zamanda Covid-19 salgınına karşı küresel dayanışmaya zarar verdi ve küresel çabalara daha fazla engel çıkardı. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nden senatör Robert Menendez, DSÖ’den çekilmenin, “Amerikalıların yaşamları ile çıkarlarını korumayacağını” ve sadece “Amerikalıları hasta ve Amerika’yı yalnız bırakacağını” ifade etti. BM Vakfı Başkanı ve CEO’su Elizabeth Cousens, yaptığı açıklamada, “DSÖ’nün, Covid-19 ile küresel mücadeleyi yönetebilecek ve koordine edebilecek tek kurum olduğunu’’ ve “ABD’nin ilişkisini sonlandırmasının virüsün üstesinden gelmede küresel çabalara zarar vereceğine –herkesi riske atacağına” işaret etti.

ABD’nin çekilmesi ayrıca virüsün kaynağının bilimsel olarak belirlenmesi konusuna siyasi gölge düşürdü. Associated Press haber ajansı, DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’a çekilmeyle ilgili mektubunda, “ABD Başkanı Donald Trump’ın yanlış ve yanıltıcı iddialardan bahsettiğini” kaydetti. Trump, Çin hükümetinin, “The Lancet tıp dergisinden gelen raporlar dâhil olmak üzere Aralık 2009 veya daha erken Wuhan’da virüsün yayılmasıyla ilgili güvenilir raporları sürekli olarak görmezden geldiğini” iddia etti. 

Ancak The Lancet dergisine göre, bu tür bir rapor yoktu. Rusya düşünce kuruluşu Valdai Discussion Club’un yayımladığı bir incelemede, “ABD’nin DSÖ’ye karşı suçlamaları, Amerika’daki zorlu epidemiyolojik durumun arka planına karşı bir ‘günah keçisi’ bulmaya çalışma düşüncesini farkında olmadan akla getirdiğini” ifade etti. 

Bu yıl DSÖ’ye geri dönüşünü açıkladıktan sonra ABD hükümeti açıkça, Çin-DSÖ ortak uzman ekibin Covid-19 salgınının kaynağı hakkında yayımladığı araştırma raporunu sorgulaması için bir avuç ülkeyi bir araya getirdi, medyayı ilgili uzmanların bilimsel dürüstlüğünü tartışması için kışkırttı ve Çin hükümetinin DSÖ raporunun hazırlanmasına yardım ettiğini iddia etti. Bu, Rus Zvezda TV’nin bildirdiği gibi, DSÖ’nün sonucu ne olursa olsun, ABD’nin Çin’i suçlamak için her zaman bir yolunu bulmaya çalışacağı kirli bir siyasi oyundur.

Çin’in şu anda dünyada çok önemli bir konuma geldiği göz önüne alındığında, Rusya medya kuruluşunun gözlemlediği gibi bu ülkeler için en önemli şey Çin’in büyümesini engellemektir. Rus gazetesi Nezavissimaia Gazeta’ya göre, Rusya Bilimler Akademisi Uzak Doğu Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Alexey Maslov, ABD’nin, Çin’i sorumlu tutmak istiyorsa sağlam kanıt sunması gerektiğini, çünkü kendi uzmanları ve diğer Batılı ülkelerden uzmanların Wuhan’daki çalışmada yer aldığını söyledi. Maslov, ABD ile bazı Batılı ülkelerin kendi siyasi gündemlerine hizmet etmesi için salgını kullandığına, ülkelerinde halen yükselişte olan bulaşma ve ölü sayıları gerçeğine gözlerini kapadığına dikkati çekti.

IRK AYRIMCILIĞI

Covid-19 salgını ABD’de sistemik ırk ayrımcılığını şiddetlendirdi. Amerika Kamu Medyası Araştırma Laboratuvarı’nın bu yıl başında açıkladığı veriler, her 595 Amerika yerlisinden birinin ve her 735 Afrika kökenli Amerikalıdan birinin salgından öldüğünü gösterirken, beyaz Amerikalılar için ortalama oran bin 30 kişide bir olduğunu ortaya koydu. JAMA Pediatrics’in bir çalışmasına göre, bu yıl şubat ayı itibarıyla ABD’de 43 bin çocuk salgın yüzünden en az bir ebeveynini kaybetti. ABD’deki toplam çocuk nüfusunun yüzde 14’ünü temsil eden Afrika kökenli Amerikalı çocuk nüfusu, en az bir ebeveynini kaybeden çocukların yüzde 20’sini oluşturuyor. Kaiser Family Foundation, ABD’de azınlıklara mensup kimselerin beyazlara nazaran daha az aşılandığına işaret etti. Beyaz Amerikalıların yüzde 25’i en az bir doz aşı alırken, Afrika kökenli Amerikalı ve İspanyollar içi bu oran sırasıyla yüzde 15 ve yüzde 13 seviyesinde bulunuyor.

Zengin beyazların yaşadığı mahallelerde kolayca ulaşılabilen aşı merkezleri, azınlık ve düşük gelirli toplumların olduğu yerlerde nadiren bulunuyor. Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın işaret ettiği gibi,”bunun gibi bir hastalık, siyah toplumun tarihsel olarak bu ülkede uğraşmak zorunda kaldığı temelde olan eşitsizliklere ve fazla yüklere dikkat çekiyor.” Obama bir açıklamasında, ‘’Bunu, Covid-19 salgının bizim toplumumuzdaki orantısız etkisini görüyoruz.” İfadesini kullanmıştı.

Bazı tanınmış kişilerin tavsiye ettiği radikal görüşler yüzünden, Asya kökenli Amerikalı toplum Covid-19 salgınıyla zayıf mücadelelerin günah keçisi oldu. ABD medyası, 2020 yılında Asya kökenlilere karşı işlenen suçların yaklaşık yüzde 150 ve New York kentinde de yüzde 883 oranında arttığını bildirdi. Stop AAPI Hate adlı kuruluşun mart ayında yayımladığı rapora göre, 19 Mart 2020’den 18 Şubat 2021 tarihine kadar geçen sürede Asya kökenli Amerikalılara karşı toplam 3 bin 795 kez nefret suçu işlendiği rapor edilirken, Çinli Amerikalılar bir numaralı hedef oldular ve saldırıya maruz kalanların yüzde 42,2’sini oluşturdular. Pew Research Center araştırma şirketinin 21 Nisan’da yayımladığı kamuoyu yoklaması, Asya kökenli Amerikalıların yüzde 81’inin ve bütün Amerikalıların yüzde 56’sının Asyalılara karşı şiddetin arttığına inandığını gösterdi. 

Asya kökenli Amerikalıların yüzde 45’i ırk ayrımına maruz kaldığını, yüzde 32’si tehdit edilmekten veya fiziksel saldırıdan endişe ettiğini ve yüzde 27’si de ırk ayrımcılığı ve hakaret içeren sözcükler kullanılan sözlü saldırıların hedefi olduğunu söyledi. Morning Consult araştırma şirketinin 7 Nisan’daki kamuoyu yoklaması da Çinli yetişkinlerin yüzde 63’ünün ırk ayrımcılığı deneyimi yaşadığını ve Asyalıların yüzde 53’ünün eski ABD Başkanı Donald Trump’un maruz kaldıkları ırk ayrımcılığından sorumlu tutulması gerektiğini düşündüğünü ortaya koydu.

AŞI MİLLİYETÇİLİĞİ 

ABD, aşı stoklama konusunda “Önce Amerika” yaklaşımını benimsiyor. ABD’nin ürettiği ve satın aldığı aşı sayısı ülkenin iç ihtiyacını fazlasıyla aştı. Dünya çapında aşı sözleşmelerini takip eden Duke Küresel Sağlık Yeniliği Merkezi, ABD’nin, bu yıl ocak ayı itibarıyla küresel toplamın dörtte birini ve 330 milyonluk ülke nüfusunun ihtiyacının neredeyse dört katını (her kişiye iki doz aşı temel alındığında) oluşturan 2,6 milyar doz aşı satın aldığını açıkladı. 

Bununla birlikte Birleşik Krallık istatistik şirketi Airfinity’e göre, ABD, Mart 2021’e kadar Meksika ve Kanada’ya sadece 4 milyon doz AstraZeneca aşısı verdi.  Bloomberg, bazı eyaletlerde aşıların üçte birinin kullanılmadığını, ABD’nin birçok kesiminde aşı stokunun ciddi bir sorun oluşturduğunu belirtti. İnternet haber sitesi Axios, dünya çapında birkaç milyar insan endişeyle aşı beklerken, 30 milyon doz aşının Ohio’daki depolarda boşa beklediğini vurguladı.

Nisan 2020’de dönemin ABD Başkanı Trump, bugüne kadar geçerliliğini koruyan aşı üretimi için hammaddelerle ilgili ihracat kontrolü sağlayan Savunma Üretimi Yasası’nı yürürlüğe koydu. Bu yasanın etkisine dair bir örnek vermek gerekirse, Hindistan zaten adenovirüs vektör aşılarına izin verdi, ancak ABD’nin ihracat kontrolleri yüzünden, ham madde eksikliği Hindistan’ın aşı üretim kapasitesini ciddi oranda kısıtladı. 

Hindistan Serum Enstitüsü CEO’u ABD Başkanı Joe Biden’a ham madde ihracatı ambargosunu kaldırması çağrısında bulunan bir tweet attı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD’nin ham madde ve aşılar konusundaki ihracat kısıtlamalarını kaldıracağını umduğunu ifade ettiler. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus de bazı ülkelerin yasal engeller koymasının “yaşamları riske attığı” uyarısında bulundu.

ABD’de 24 Mayıs 2020 tarihinde Covid-19 salgını nedeniyle dönüm noktası olan 100 bin ölüme ulaşıldığı zaman The New York Times gazetesi, salgında ölen 1000 kişinin adları, yaşları ve kimliklerinin bulunduğu listeye ön sayfasının tamamını ayırmıştı. “Onlar sadece listedeki isimler değildi. Onlar bizdik. İster tedavi edilen hasta sayısı, işlerin kesintiye uğraması ve isterse yaşamları kısa sürenler olsun rakamlar tek başına koronavirüsün Amerika üzerindeki etkisini ölçemezdi.” 

Bir yıl sonra, ABD’de Covid-19 salgınından ölenlerin sayısı 600 bine yaklaşırken, insanlar şunu merak etmekten başka bir şey yapamadılar; ABD hükümeti, bu salgında insan hakları sınavını geçtiğini Amerikan halkına ve küresel topluma bu şekilde mi göstermeyi planlıyor?