Global Times / Ding Gang

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Senatosu, salı günü 1 trilyon dolarlık iki taraflı bir altyapı planını onayladı. Anlaşma, ABD’deki altyapı için 550 milyar dolarlık yeni federal yatırımı içeriyor. Plan Temsilciler Meclisi’nden geçer ve yürürlüğe girerse, ABD’nin imalat sektörünün yeniden inşasına yardımcı olacak. Tabii ki bu uzun bir zaman alacaktır.

Tasarı, altyapının yanı sıra, çip endüstrisi de dâhil olmak üzere, Amerikan yüksek teknoloji sektörlerini desteklemek için fon ayıracak. Bu, ABD’nin bu alanlardaki hakim konumunu korumak amacıyla yapılacaktır. ABD ekonomik uyum sürecinden geçiyor. ABD hükümeti, iç ekonomiyi canlandırmaya ve sosyal güvenlik sistemini geliştirmeye daha fazla önem verecektir ancak bu, zengin bir yatırım gerektirir. Ülke daha fazla para basma dürtüsünü hızlandırsa bile bu sorun çözülemez. Sermayenin son sözü söylediği bir ülke için önemli olan paranın nasıl dağıtılacağı değildir. Daha fazla para kazanılacak yer dikkate değerdir.

İstatistikler, ABD’nin bugün küresel bir üretim gücü olarak konumunu korumasının artık mümkün olmadığını gösteriyor. Küresel piyasaları kontrol etmeyi sürdüremez veya son kırk elli yılda yaptığı gibi en fazla kazancı elde edemez. Küresel piyasaları kontrol etmeye veya en fazla kazancı elde etmeye son 40-50 yılda yaptığı gibi devam edemez. Bu durum ilk olarak imalat sektörüne yansımaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) İstatistik Bölümü tarafından yayınlanan veriler, Çin’in 2019’da küresel imalat üretiminin yüzde 28,7’sini oluşturduğunu ve ABD’nin 10 yüzde puan önünde olduğunu kestiriyor. ABD, 2020’de Çin onu geçene kadar dünyanın en büyük imalat sektörüne sahipti.

Almanya, UNIDO’nun Rekabetçi Endüstriyel Performans Endeksi’nin 2020 baskısında bir kez daha en yüksek sırayı elde etti. Çin, son altı yılda üç sıra yükseldi ve şimdi ikinci sırada yer alıyor. Güney Kore şu anda üçüncü sırada yer alıyor ve ABD onu takip ediyor. Bazı önemli yüksek teknoloji alanlarında, ABD üretimi hâlâ vazgeçilmez ve küresel pazarda büyük bir paya sahip. Fakat gelecekteki eğilim; Almanya, Japonya ve Çin gibi ülkelerdeki imalat sektörlerinin ABD’nin sahip olduğu pazarı aşındırmaya devam edeceği yönünde. Böyle bir eğilim geri döndürülemez. Bu, Washington’ın daha fazla girdi sağlayarak çözebileceği bir sorun değil.

DÜNYANIN EN BÜYÜK 10 ÇELİK ÜRETEN ŞİRKETLERİ ARASINDA HİÇBİR ABD ŞİRKETİ BULUNMUYOR

Dünyanın ABD’ye olan bağımlılığı en temel yaşam malzemeleri açısından da azalmaktadır. Örneğin; Çin, Hindistan, Bangladeş, Vietnam ve Türkiye şu anda küresel hazır giyim üreten başlıca ülkelerdir. Tam bir giyim üretim zincirine sahip olan Çin, aynı zamanda dünyanın geri kalanına en büyük hazır giyim ihracatçısıdır. Ayrıca, 2020 yılında dünyanın en büyük 10 çelik üreten şirketleri arasında hiçbir ABD şirketi listelenmedi; Lüksemburg’dan ArcelorMittal, Japonya’dan Nippon Steel Corporation ve Güney Kore’den POSCO dışında, bu alanda ilk 10’dan yedisi Çin’den.

Aynı eğilim araç satışları için de geçerlidir. Geçen yıl Toyota, Volkswagen, Renault-Nissan-Mitsubishi Birliği, Hyundai-Kia ve General Motors, satış hacmine göre, dünyanın en büyük beş otomobil şirketi oldu. Bu beş şirket arasından yalnızca General Motors bir Amerikan şirketidir.

Tahıl üretimi açısından, ABD dünyanın en büyük ikinci ülkesi. Ancak dünyada birinci sırada yer alan Çin’de (ve ABD’nin altında yer alan Hindistan, Rusya, Brezilya ve Endonezya’da) üretimler son yıllarda artış gösteriyor. Üretim alanlarındaki değişiklikler ve süreçler oldukça yavaş olsa da, kesinlikle pazarlarda değişikliklere yol açmaktadır. Bu nedenle ABD sermayesinin dünyadan para kazanması giderek zorlaşacaktır. Borsaya bakıldığında; aralarında Google, Microsoft ve Apple’ın da bulunduğu önde gelen ABD şirketleri piyasa değeri açısından büyüyor. Ancak Amerikan imalatının desteği olmadan kâr modelleri sağlam olamaz.

 

ABD’nin askeri ve havacılık gibi güçlü endüstrileri başta olmak izlere bu ABD şirketlerinin elindeki küresel pazarlar yavaş yavaş parçalanacak mı yoksa başka ülkelerin şirketleri mi yerlerini alacak? Washington ve daha spesifik olmak gerekirse Wall Street’in en çok endişelendiği şey budur. ABD’nin Çin’e yönelik neredeyse tüm politikalarının arkasında böyle bir endişe var. Çin teknoloji devi Huawei’yi çökertmek amacıyla sözde güvenlik sorununu kullanma, Çin tekstil endüstrisinin gelişimini kontrol altına almak için Xinjiang ile ilgili konulardan yararlanma ve Çin’e karşı askeri ittifakları güçlendirme stratejisi bu endişe ile beslenen Amerikan politikalarından bazıları.