Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Joe Biden dönemi başladı. Kimi uzmanlar, yeni döneme ilişkin iyimser beklentilerini sıralıyorlar. Özellikle dış politikada kurumsal ilişkilerin öne çıkacağını, Avrupa Birliği (AB) ile bozulan ilişkilerin düzeleceğini, içeride gerilimin azaltılıp, iç barışın güçlendirileceğini söylüyorlar. Bu beklentiler ne kadar gerçekçi? Tartışalım.

Birincisi, ABD’nin yaşadığı sorunlar yapısal. Dönemsel değil. Sorun, Donald Trump’ın kişiliğinden, üslubundan kaynaklanmıyor. Öncelikle, ABD’nin aşınan hegemonyasıyla, zayıflayan devlet kapasitesiyle ilgili. Bu da ABD’yi daha saldırgan, daha öfkeli yapıyor.

İkincisi, ABD; son yıllarda dış politikada attığı adımların büyük bölümünde, hedeflerine ulaşamadı. Bazılarında da kısmen ulaştı. Ne rakiplerinin yükselmesini engellemeye gücü yetti ne de müttefikleri üzerinde eskisi kadar nüfuz sahibi.

Üçüncüsü, ABD; hasım devletler olarak sıraladığı ülkelerin en tepesinde yer alan Çin ve Rusya’ya karşı istediğini elde edemedi. Trump döneminde Çin’e karşı başlatılan ticaret savaşını kaybetti. Rusya’nın Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da artan etkisini durduramadı. Çin ve Rusya arasındaki yakın ilişkiyi baltalamak istedi. Başaramadı. Kuzey Kore, Küba, İran, Venezuela’ya yönelik hamlelerinde de umduğunu bulamadı.

Dördüncüsü, ABD’nin ekonomik ölçekteki gerileyişinin Biden döneminde durdurulması mümkün görünmüyor. Federal borç, Biden başkanlık koltuğuna oturduğunda, 27,8 trilyon doları geçmişti. 331 milyon nüfuslu ülkenin, ekonomik büyüklüğünün 21,5 trilyon dolar olduğu düşünülürse, ABD’nin borç yükünün boyutları daha iyi anlaşılıyor. ABD de bu büyük sorunu, emperyalist politikalarla çözmeye, ötelemeye çalışıyor.

ABD’NİN BÜYÜK AÇMAZI NE?

Beşincisi, ABD’nin iç siyasetinde sorunlar çok ve de çeşitli. Sınıfsal uçurum, varsıl-yoksul arasındaki büyük fark, katlanılamaz, sürdürülemez halde. En zengin yüzde 1, nüfusun yarısının toplamı kadar zengin. Kötü olan sağlık sistemi, salgın hastalıkla birlikte daha da kötüleşti. İşsiz sayısı 50 milyonu geçti. Suç oranları çok yüksek.

Altıncısı, Trump’ın söylemlerini paylaşan geniş bir kitle var. Anket şirketlerine göre; Kongre baskını ve sonrasında yaşananlara Trump destekçilerinin yüzde 45’i olumlu bakıyor. Bu durum, Trump’ı siyasete devam etme, 2024’deki başkanlık yarışında yeniden aday olma yönünde cesaretlendiriyor. Bunu başaramazsa oğlunu veya damadını aday göstermeye çalışacağını söyleyenler de var, partisinden ayrılıp yeni bir parti kuracağını söyleyenler de. Asıl üzerinde durulması gereken, Trump’ın önü kesilse bile, onun çizgisinin ve söylemlerinin toplumda güçlü bir karşılık bulması.

Yedincisi, ABD’deki toplumsal, siyasal, sınıfsal, kültürel, ekonomik sorunları gidermek için, Joe Biden dâhil, kimsenin elinde sihirli değnek yok. Birikmiş olan yapısal sorunların çözümü, kısa vadede olanaksız.

Kısacası, ABD’nin ikilemi şu. Ya sorunlarını gerçekçi bir yaklaşımla ele alıp çözmeye çalışacak veya şimdiye dek izlediği politikaları izleyip daha büyük sorunlar yaşayacak.