CGTN / Bradley Blankenship

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın çıkardığı bir başkanlık emri 2 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. Başkanlık emri, Çin ordusuyla bağları olduğu gerekçesiyle ulusal güvenlik tehdidi olarak kabul edilen 59 Çinli şirketi kara listeye aldı, ancak durumun böyle olduğunu kanıtlayacak hiçbir ciddi kanıt sunulmadı.

Emrin resmi olarak okunması, asla ciddi biçimde nitelikli olmayan ve sadece ABD’nin Çin’e karşı devam eden kışkırtmalarını güçlendirmek için düşünülmüş “insan hakları” ve “demokrasi” konusundaki aynı siyasi basmakalıp sözlerle doludur. Başkanlık emri, ABD’nin dengesiz bir devlet olduğunu, Çin ile iyi niyetle rekabet edemediğini ve bunun yerine aynı tanıdık karalama taktiklerine başvurduğunu gösteriyor. 

Bununla birlikte, daha da önemlisi bu başkanlık emri temel olarak, eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin dayattığı mevcut başkanlık emrinin pekiştirildiğini gösteriyor. Bu da ABD’deki her iki büyük siyasi partinin, sadece ikili ilişkileri engelleyen ve hiç şüphesiz ABD’nin aleyhine dönecek korumacı politikaları benimsediğini işaret ediyor. Bunun sebebi, yetersiz kanıtlar temelinde başarılı yabancı şirketlere saldırmak, sadece ABD’yi yabancı yatırımcılar için çok daha az çekici bir yer haline getirecektir. 

Eski Hazine Bakanı Hank Paulson’ın, S&P Dow Jones Endeksleri’nin, Trump’ın başkanlık emrini takiben bazı Çinli şirketleri endeks ürünlerinden çıkarmasından bir gün önce 9 Aralık 2020 tarihinde Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan makalesinde işaret ettiği gibi, ABD finansal liderliği “dışarıdan kaynaklı şiddetli rekabet ve yurt içinde basiretsiz ve ters tepen politikalarla giderek daha fazla zorlanıyor.”

Bu kesinlikle doğru ve ABD zaten daha önce var olan rekabetçi avantajlarından bazılarında geriye düştüğü zaman bu durum ortaya çıktı. Örneğin, ABD finansal piyasasını bu kadar çekici kılan şeylerden biri, sermayenin ülkede özgürce dolaşması gerçeğidir. Görünüşe göre, herhangi bir sınıftan veya dünyanın herhangi bir yerinden varlık satın alınması sadece ABD’de mümkündür, ayrıca yabancı şirketler ülke içinde tamamen özgürce çalışma eğilimindeydi. Şimdi bu önemli avantaj kendisine kasten zarar verdi. Paulson, Çinli yatırımcıların kışkırtıcı ABD politikalarıyla kovulursa (bütün bunlar ABD ekonomisi borç dağlarıyla şiştiği zaman olursa) bunun ABD dolarına olan talebe zarar verebileceğine işaret ederek, özellikle Trump yönetiminin Çinli şirketlere saldırısını eleştirdi. 

ÇİN 2020 YILINDA YABANCI DOĞRUDAN YATIRIMDA EN BÜYÜK ALICIYDI

Aynı zamanda Paulson’ın bahsettiği diğer iyi bir tespit de ABD’li yatırımcıların -sadece ultra zengin yatırımcıların değil, aynı zamanda ortalama insanların emeklilik fonlarının- Çin’in devasa büyüme potansiyelinden yararlanamayacağı gerçeğiydi. Örneğin, geçen yıl Shanghai endeksi, halka arz sayısı ve sermaye artırımı bakımından küresel borsalara hâkim oldu. Shenzhen bileşeni ve CSI 300 gibi diğer önemli endeksler 2020 yılında sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 40 oranında büyüdü. Bu piyasaya erişimi kaybetmek, ABD’li yatırımcılar için yıkıcı bir engel olacaktır. 

Elbette, ABD’deki yabancı yatırım 2008 yılındaki finansal krizden bu yana düşüşte olduğu ve 2020 yılında dik bir uçurumdan düştüğü için bu soyut bir fikir değil. Genel eğilim, hükümet denetimi kaldırılan ABD finansal piyasasının yolsuzluk gibi şeylere yatkın olması gerçeğiyle ilgilidir, ancak geçen yılki büyük düşüş aslında hükümetin Covid-19 salgınını kötü yönetmesiyle açıklanıyor. 

Bu arada Çin, 2020 yılında yabancı doğrudan yatırımda en büyük alıcıydı. Geçen yıl Çin’e yapılan doğrudan yabancı yatırım 163 milyar dolar olurken, bu rakam ABD’de de 134 milyar dolardı. 2019 yılında ABD 251 milyar dolar Çin ise 140 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım aldı. Bu, yabancı yatırımcıların ülkelerin yönünü nasıl anladığını göstermek için daha kati bir tezatlık olamaz. 

Bütün bu unsurlar zaten aktif haldeyken, rekabetçi yabancı şirketlere saldırmak, ABD hükümetinin Çinli şirketlerle tam olarak nasıl uğraşacağını belirlemek, ABD önemli bir küresel finansal merkez olarak rolünü sürdürmek istiyorsa Beyaz Saray’ın yapması gereken son şey olmalıdır. Elbette, şu anda siyasi manzara oldukça zehirli olduğu için Biden yönetiminin bunca zamandır Trump’ın başkanlık emrini hiçbir zaman yürürlükten kaldırmayacağı ortadaydı. Bu noktada mevcut duruma herhangi bir dönüş “zayıflık” olarak görülecek ve Biden’ın siyasi rakipleri, hiç şüphesiz yakında yapılacak seçimlerde ona ve Demokrat yetkililere McCarthyci saldırılar başlatacaktı. Bu dinamik ve tüm ABD siyasi sistemi içinde altı çizilen aşınma, muhtemelen gelecekte ABD’yi düşünen yabancı yatırımcılar için dikkate alınması gereken başka bir unsur olacaktır.