CGTN / Bobby Naderi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Çin ile olan gerilimleri aktif bir şekilde dile getirmeye devam ediyor ve ABD’nin Çin ile ilişkisinin üzerine eğilmesi gereken “giderek artan düşmanca yönleri” olduğunu iddia ediyor. Blinken, şüpheleri daha da canlandırmak için rutin ve çılgın biçimde, Güney Çin Denizi’ne kıyısı olan ülkelerin zayıf olduğunu ve Çin’in tehditlerine maruz kaldığı iddiasında ısrar ediyor.

Hiç şüphe yok ki bu, ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) “Pasifik Ekseni” planlayıcılarının, yeni bir tehdit imal etmek, derin askeri saldırıları haklı çıkarmak ve kâr için denizle ilgili hak iddia etmek ve Çin civarında daha fazla çıkar elde etmek amacıyla yeni bir Büyük Oyunu’nun parçasını oluşturuyor. Aynı şekilde, ABD Başkanı Joe Biden yönetimin dış politika kurumu, ilişkilere yeniden başlama konusunda mümkün olduğunca uzun bir süre karar vermekten kaçınmak ve farazi Asya-Pasifik müttefiklerine siyasal bir yansıması olmasını önlemek için Çin’i ticaret ve gümrük tarifeleri konusunda rahatsız etmeye devam ediyor.

Bir korku diyetiyle desteklenen bu “egemenlik devriyeleri”nin “grup dövüşü” yaklaşımını denemekte fayda vardır. ABD zaten, deniz üsleri, uçak gemisi grupları ve “savunma” anlaşmalarını da kapsayan bölgeye yatırılmış büyük kaynaklara sahip. Gerginlikleri dile getirmek, siyasi iş birliğini sağlamak ve önemli anlaşmalar yoluyla kârlı silah ticaretini desteklemek jeopolitik olarak mantıklı geliyor. Bütün bunları, Pentagon ve on yıllardır askeri-endüstriyel kompleksler etrafında biçimlenen emperyalist müdahalelere dayanan bölgesel bir ana yapı olarak düşünün.

EMPERYALİZM VE HIRS

Blinken, “rekabetçi alanların yanı sıra hasım alanlar” hakkında konuşuyor. Bu, her yıl en az 3,4 trilyon dolar tutarında ticaretin geçtiği stratejik su yolu konusundaki niyeti hakkında bizi tamamen habersiz bırakmamalı. Onun, bahsi yükselten söylemi ve askeri saldırganlık konusunda her şeyi masaya koyması, emperyalizm ve hırs için olağan ekseninin bir parçası. Pentagon açıklamadı, ancak ABD Güney Çin Denizi’nde bir güç olmak istiyor.

Deniz ve hava varlıklarının konuşlandırmasını artırmak, ortak deniz tatbikatları düzenlemek, yüz milyarlarca dolar tutarında silah satmak, bölgede bir silahlanma yarışını körüklemek, ticaret savaşını uzatmak ve daha sonra, dünyanın en kalabalık ve ekonomik olarak en dinamik bölgesini terk etmek ekonomik bakımdan bir anlam ifade etmiyor. “Pasifik Ekseni” bu değil. O ayrıca, “kalmak ve devam etmekle” ilgili. Asya-Pasifik bölgesi ve bölgenin stratejik kaynakları o kadar önemli ki, NATO bile konuyla ilgili ABD-Avrupa Birliği’nin (AB) diyalog başlatması anlaşmasıyla dönüş planlarını açıkladı ve “aynı düşüncedeki demokrasiler” ile safları yakınlaştırma sözü verdi.

Gerçekten istisnai olan şudur; AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bunun, “karşılıklılık, ekonomik konular, esneklik, insan hakları, çok taraflı güvenlik ve iklim değişikliği gibi Çin ile yapıcı ilişkiler alanlarıyla ilgili olduğunu” iddia etti.  Fakat Blinken, bunun, “her ikisinin de aynı fikirde olduğu, Çin’in kurallara dayalı düzene sunduğu güçlüklerle mücadele etmek olduğunda” ısrar ediyor. Aynı şekilde NATO Genel Sekreteri General Jens Stoltenberg, “Çin’e karşı bir siper olarak bölge ülkeleriyle ortaklıklar oluşturma” planları olduğunu açıkladı.

Şimdiye kadar, fark etmek isteyenler için burada bir model olduğu açık olmalı. Stoltenberg’in söylemini yükseltmesi ayrıca menfaat için ve Çin civarında daha fazla çıkar sağlamak içindir. Ayrıca ülkeleri kendi etki alanına ve küresel silah piyasasına dâhil olmaya zorlamak amacıyla NATO’nun, ABD ekseninin önemli bir parçası olarak kalmasını bekleyin. 

KENDİLERİNE TAHSİS EDİLEN BÖLGE

ABD ile NATO, Trans-Atlantik, Avrupa-Atlantik ve Asya-Pasifik’in güvenliği arasındaki bağlantıları kendilerine tahsis edilen bölge olarak değerlendiriyor olabilir, ancak anlamsız saldırılarına ayırabilecekleri ekonomik, askeri ve diplomatik kaynaklar sınırlıdır.

Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğinde artan bir rol oynayacaklarsa, bölgesel ilişkilere müdahale etmeden ve kesinlikle Çin’i işkillendirmeden daha çok taraflı bir şekilde düşünmelidirler. Bunu akılda tutarak, profesyonel müdahaleciler düzenli varoluş operasyonları ve istihbarat paylaşımı yoluyla iş birliklerini ne kadar derinleştirseler bile, birçok ülke gerçekten yabancı bir müdahale ihtiyacı görmüyor. Dahası, ABD ve NATO’nun Asya-Pasifik stratejileri yıllardır büyük ölçüde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Onlar, hiçbir şekilde bölgesel güvenlik ortaklar olarak görülmüyorlar, daha ziyade aşırı, anormal bir bölge olarak düşünülüyorlar ve içtenlikle benimsenmiyorlar. 

Bazı bölge ülkelerinin kendi tereddütleri olabilir, ancak Beijing’e yönelik bu kararlılık, büyük oranda yatırım, teknoloji, ticaret, altyapı ve iklim gibi ekonomik konulara odaklanıyor. Bölge ülkeleri, Pentagon’un açıkladığı yönerge ve stratejilerin bölgenin güvenlik endişelerinden ziyade çıkar amaçlı olarak okunduğunu görüyorlar. Onlar, Pentagon’un kendi çıkarlarını yansıttığına inanmıyorlar. Washington yönetiminin basit bir ölçü istiyorsa, tehdit etme yerine Beijing ile diyaloğu korumaya yönelik bir dış politikayı tercih etmesi daha iyi olabilir. 

Stratejik ortamın Çin yüzünden kötüleştiği bir yalandır. Ayrıca ortak ve birleşik bir cephe ihtiyacının arttığı da bir yalandır. ABD, ekseninin kendi kendine hizmet eden doğasını açıkça ortaya koymamak için daha fazla kalıcı bir askeri varlığını garanti edebilir, ama olay örgüsünü ele geçirmede zor bir zaman söz konusu.  Bunlar zor zamanlar, kesinlikle müdahale yanlıları ve onların dış politika profesyonelleri ile Pentagon uzmanlarının, bölge ülkelerini kendi arzulu askeri ittifaklarına katılmaya ve desteklemeye zorlayabilecekleri bir zaman değil. Hevesli müdahaleciler için eleştirileri ve uluslararası yasaları dinlemek ve bölgenin sorunlarını kendi halklarına bırakmak müthiş bir öneri. Liman ziyaretlerinin ve tatbikatların ucuz onurlandırılması dâhil olmak üzere Çin ile herhangi bir jeopolitik mücadeleden basitçe çıkarak güvenliği en iyi şekilde arayabilirlerdi.