China Daily / Liu Hui

Japonya hükümeti, Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’ndeki 1,25 milyon ton radyoaktif madde içeren suyu, sudaki trityumun Japonya ulusal içme suyunun kırkta biri ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) standardının yedide biri olmasını sağlayacağını belirterek, iki yıl içinde okyanusa boşaltmaya başlamaya karar verdi.

Japonya’nın kararı hem Japonya hem de dünya çapında insanlar tarafından kınanmasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi Japonya’nın, “küresel olarak kabul edilmiş nükleer güvenlik standartlarına uygun olarak bir yaklaşımı kabul etmiş gibi göründüğünü” kaydederek, Tokyo yönetimine destek verdi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bir tweet atarak, “Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’ndeki işlenmiş suyu ortadan kaldırma kararındaki şeffaf çabalarından ötürü Japonya’ya teşekkür ederiz.” dedi.

Radyoaktif madde içeren suyun boşaltılması, dünyanın her tarafındaki insanların sağlığına risk oluşturduğu için küresel bir sorun olması nedeniyle ABD’nin Japonya’nın kararını onaylaması, iki ülkenin uluslararası yükümlülükleri yerine getirmesi söz konusu olduğunda başvurdukları çifte standardı gösteriyor. Onların, kendileri ile müttefikleri için bir kurallar dizisi var ve rakip ile hasım olarak gördükleri ülkeler için başka bir kurallar dizisi var.

Japonya’nın kararına karşı şiddetli küresel muhalefet, ülkenin işlenmiş atık suyu güvenli hale getirdiği ve atık suyun yok edilmesinin daha güvenli yöntemlerini bulmadığı gibi yanlış iddialara atfedilebilir. Japonya’da 2011 yılında meydana gelen depremin yarattığı dev dalgaların Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’ne zarar vermesinden bu yana Japon yetkililerin nükleer reaktörleri soğutmak için santrale su pompalaması büyük miktarda radyoaktif madde içeren suyun birikmesiyle sonuçlandı. Reaktörlere sızan yeraltı suları da kirlenmiş suyun birikmesine katkıda bulunmuştur.

JAPONYA KİRLİ SUYU ÇEVREYE ZARAR VERMEYECEK BİR ŞEKİLDE ORTADAN KALDIRABİLİR

Japonya’nın iddia ettiği gibi sorun, atık suyu depolamak için kullanılan bütün çelik tankların 2022 yılı yazına kadar tamamıyla dolacak olmasıdır. Ve bu gerçek nedeniyle Japonya, radyoaktif madde içeren suyu denize boşaltmaya karar verdiğini belirtiyor. Japonya’nın planı, Ağustos 2018’de medyada yer alan haberler ilk filtrelemede yok edilemeyen çok zararlı kimyasalların varlığı nedeniyle atık suyun yüzde 72’sinin oldukça zehirli olduğunu ortaya çıkarmasaydı işe yarayacaktı. Santralin işletmecisi Tokyo Electric Power Company, trityum yoğunluğunun filtreleme sürecinden sonra yükseldiğini iddia etmişti.

Filtrelemenin ikinci turunun atık sudaki fazla radyoaktif elementleri yok edip etmeyeceği bilinmiyor. Ancak bu işlem işe yararsa Japonya niçin 1,25 milyon ton radyoaktif madde içeren suyu denize boşaltmaya karar verdi?

Japonya, kirli suyu çevreye zarar vermeyecek bir şekilde ortadan kaldırabilir. Örneğin, trityumun yarı ömrü 12,43 yıl olduğu için, yoğunluk seviyesi 48 yılda şimdiki seviyenin 32’de birine düşecektir. Ve Japonya’nın 48 yıl tankları depolamak için Fukushima Santrali civarında sadece 640 bin metrekare boş araziye ihtiyacı olacaktır.

Ancak birçok görüşme ve kamuya açık toplantıya rağmen Japonya hükümeti, atık suyu yok etmenin en ucuz yolunu seçti ve diğer olası seçenekleri göz ardı etti; buharlaşma, derin kuyu enjeksiyonu ve yüzeye yakın ortadan kaldırma.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre, ülkeler nükleer atıkları denize boşaltmamak için ellerinden gelen her türlü çabayı göstermeliler. Nisan 2020’de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, Japonya’nın atık suyu “buharlaştırabileceğini” veya Pasifik Okyanusu’na boşaltabileceğini, ama ilk seçeneğin tercih edilebileceğini açıkladı. Fakat Japonya kirli suyu yok etmenin kolay, ancak zararlı yolunu seçmeyi tercih etti ve böylece, dünyayı nükleer kirlenmeden korumak için küresel yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmede başarısız oldu.

JAPONYA’NIN KARARI KÜRESEL BİR SORUN

ABD’nin Japonya’ya desteğe koşma kararı, Asya-Pasifik bölgesinde uzun süredir izlediği müdahil olma siyasetini gösteriyor. Washington yönetimi, radyoaktif madde içeren suyun deniz ortamına, gıda güvenliğine ve insan sağlığına zarar verebileceğinin çok iyi farkında, çünkü bir Alman araştırmasına göre, güçlü okyanus akıntıları radyoaktif madde içeren suyu Pasifik Okyanusu’nun büyük bölümüne 57 gün ve bütün okyanusa ise 10 yıl içinde yayacak.

Ve radyoaktif madde içeren su, ABD kıyılarına muhtemelen 1000 günde ulaşacak olmasına rağmen, Çin, Kuzey Kore, Güney Kore ve coğrafi olarak Japonya’ya yakın Güneydoğu Asya ülkeleri kirliliğin darbesine katlanmak zorunda kalacak.

Bu yüzden ABD’nin Tokyo’nun kararını körü körüne destekleyerek, Japonya ile ittifakını sağlamlaştırmak ve bu ülkeyi Çin’i kontrol altına almada kullanmak amacıyla bölgesel anlaşmazlıkların avantajından yararlanmak için bir bütün olarak insanlığın iyiliğine gözlerini kapatmaktadır. Belki de ABD, 1979 yılında Three Mile Adası’ndaki nükleer santralde kısmi reaktör erimesi sonucu nükleer atığın yok edilmesi 33 yıl sürdüğü için Japonya’yı destekliyordur.

Çin, Japonya’nın radyoaktif madde içeren suyu boşaltma kararına sadece kendi iyiliği için değil, aynı zamanda dünyanın geri kalanının faydasına olduğu için karşı çıkıyor. Denizler ve okyanuslar insanlığın ortak varlığı olduğu için radyoaktif madde içeren suyun Pasifik Okyanusu’na boşaltılması Japonya için bir iç sorun değil veya Çin-Japonya ikili ilişkiler sorunu değil, küresel bir endişe sorunudur.

Çin bu yüzden, Japonya’yı radyoaktif madde içeren suyu Pasifik Okyanusu’na boşaltma fikrinden vazgeçmeye zorlamak için diğer ülkelerle ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile birlik olmalı ve herhangi bir karar almadan önce ilgili ülkelere danışmalıdır. Çin Dışişleri Bakanlığının dediği gibi, Pasifik Okyanusu Japonya’nın kanalizasyonu değildir.